Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Haziran '11

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
1781
 

Yapay seçilim

Yapay seçilim
 

Köpek çeşitlenmesi insanlar tarfından yapılmıştır.


Yapay seçilim insan tarafından yapılan işlemlerle tür oluşturulması anlamına gelir. Bazı canlı özellikleri doğal seçilime kalsa gelişemezler. Ama insan için doğal olan değil tam tersi bir sonuç gereklidir. Bu gerekli değişimi insan kendi eliyle yapar. Laboratuarlarda üretilmiş ve üretilebilecek virüsler yapay seçilimdir. Bazen de doğal seçilimin binlerce yılda yapacağı bir özellik yapay seçilim yoluyla birkaç yıl veya birkaç yüzyılda gerçekleşebilir. Çevremizde farkında olmadan kullandığımız ve yaşadığımız birçok yapay seçilim örneği vardır. 

Buğday, soyunu devam ettirebilmesi için tohumunu toprağa dökmek zorundadır. Böylece o tohumdan yeni bir başak çıkar. Yabani buğday bu işi çok güzel yapar. Ancak insan için buğdayın bir besin değeri vardır. Toprağa dökülen buğday tanelerini toplayıp yemek çok zordur. Tarımın ilk başladığı çağlarda insan fark eder ki bazı buğdaylar başak olduktan sonra tohumunu ya dökmüyor, ya da diğerlerine göre daha az döküyor. O zaman insan bu tohumunu dökmeyen buğday türünü yetiştirme çabasına girmiştir. Zamanla hep tohumunu dökmeyen başakları seçerek günümüzde tarlalarda yetişen buğdayı elde etmiştir. Burada etkileyici birkaç faktör daha var. Başakların hangilerinde daha çok tane var? Hangileri daha sağlıklı, dayanıklı ve dolgun? İnsan seçici olurken bunlara da dikkat etmiştir. Sonuçta elde edilen ürün başlangıçtaki üründen çok farklıdır. 

1700’lü yıllarda İngilizler Arabistan’dan 3 at alıp İngiltere’ye getirdiler. O zamanlar en iyi atlar Arap atları olarak biliniyordu. Amaç yarışçı özellikte atlar yetiştirmekti. Bunları yerli atlarla çiftleştirdiler. Her yeni nesilde içlerinden hep en iyi olanları seçerek şimdi İngiliz atı diye bilinen atları yetiştirdiler. Bu işlem 300 yıldır devam etmektedir. Belki binlerce yılda olacak gelişme, bu kadar kısa süreye inmiştir. 

Bilindiği gibi tilki kürkü çok değerlidir. Ancak tilkiler doğada yaşar ve vahşidirler ve avlaması çok zordur. Peki bunlar kümes hayvanı gibi yetiştirilse ne olur? Bunu düşünen bir takım Rus araştırmacı geçtiğimiz yüzyılda bir tilki çiftliği kurmuş. Kafeslere koydukları vahşi tilkilerden insana en az tepki verenleri seçip üremesine izin vererek 10 yıl içinde köpek gibi olmasa da insan gördüğünde hırçınlaşmayan tilki nesilleri elde etmişler. Böylece yine binlerce yılda olacak bir gelişme 10 yıl içine sığdırılmış (Burada söylenmesi gereken bir nokta daha var. Bilimin kötü amaçla kullanılması. Çünkü tilki yetiştirildikten sonra sırf kürkü için öldürülecek. Bilim kötü amaçla kullanılabilir. Daha önce atom bombasından söz etmiştim. Atom bombası Japonya üzerinde patlatıldı diye Albert Einstein’ı suçlayamayız). 

Bunların hepsi yapay seçilim örneğidir. Darwin ‘Türklerin Kökeni’ kitabında yapay seçilime bir bölüm ayırmıştır. Yapay seçilimle ulaşılan canlının başka bir tür olup olmadığını anlamak için onun ilk çıkıştaki atasının torunları ile çiftleştirildiğinde döl verip vermediğine bakmak gerekir. Bu aynı zamanda bütün canlılar için akrabalık derecesini ölçmeye yarayan bir göstergedir. Çiftleşme sonucu eğer yeni bir canlı oluşuyorsa elde edilen canlı yeni bir tür değildir. Yok olmuyorsa arada gen uyuşmazlığı vardır ve o artık yeni bir türdür. Tabi ki tek eşeyli canlılarda böyle bir test yapma şansı yoktur. 

Genetiği değiştirilmiş organizma (GDO) da bir yapay seçilimdir. Genleriyle oynanmış bütün canlılar yapay seçilimdir. Bu işlemler bir hastalıktan kurtulmak gibi iyi, veya insanları başka insanlara bağımlı hale getirmek, zaman içinde bir ırk insanı yok etmek gibi kötü amaçlarla yapılabilir. Örnek olarak bir kere ekildikten sonra ikinci kez ürün vermeyen tohumlar insanları o tohumu üretenlere bağımlı yapar. Tohumu üreten günü gelince (diyelim ki bir savaş sırasında) tohum vermezse aç kalır ölürsünüz, veya en azından yenilirsiniz. Bu kadarla da sınırlı değil. Besinde öyle genlerle oynanabilir ki onu tüketen insanlar bir daha çocuk sahibi olamaz. GDO’lu besin kansere sebep olabilir. O yüzden çok normalmiş gibi sunulup yabancılarla işbirliği yapmaya kalkan ve GDO’yu ilke içine sokanlara kuşku ile bakmak gerekir. Çünkü bu bilimin kötü yönde kullanılmasına bir örnektir. Japonların tepesinde patlayan atom bombasından farkı yoktur. 

Bunun gibi insanlar arasında %0, 5 oranında genetik farklılık olduğu biliniyor. Öyle bir virüs yapılabilir ki o virüsten sadece belli bir geni taşıyan insanlar etkilenir. Nezle gibi kolayca bulaşıp kanser gibi öldüren virüsler de yapılabilir ama bu pratik olarak yapanı da öldüreceği için pek kullanışlı bir çözüm olmaz. Söylemeyi unuttum, dünyada insan nüfusunu azaltmaya yönelik bir proje var. 

Yapay seçilime evcilleştirme de diyebiliriz. Tavuk, kaz, ördek gibi uçamayıp kaçamayan kuşlar, koyun, keçi inek, domuz gibi yünü, eti, sütü için beslenen, köpek, at, eşek gibi insana alışan ve onun işlerini gören hayvanlar, insanlarla birlikte olduğu süre içinde insan eliyle hep değişim geçirmişlerdir. Daha çok süt, daha çok et, daha çok yün elde etme isteği bu canlıların da özelliklerinin yapay olarak değişmesine ve ilerlemesine sebep olmuştur. 

Buğday gibi bitkilerden başka meyve veren ağaçlarda da aynı seçilim işleri görülmüş ve görülmektedir. Elmanın, armudun, şeftalinin en iyisi seçilmeye çalışılmış, Kökü güçlü olan fakat meyvesi iyi olmayan ağaçlara diyelim ki turunç ağacına onun akrabası olan mandalina, portakal, limon, greyfurt aşılanmıştır. Bazı ağaçların bir dalından kayısı, bir dalından aşılanmış erik çıkar. Günümüzde yediğimiz sebzelerden brokoli, lahana, karnabahar, yer lahanası, kıvırcık lahana yaban hardalı bitkisinin çeşitlerinin ıslah edilmesi ile elde edilmiştir. Bunlar aynı zamanda canlıların birbirleriyle akraba olduklarının kanıtlarıdır. Kayısı ve erik akraba olmasalar aynı kökü kullanarak meyve veremezlerdi. Bu da başka bir yazı konusu olacaktır. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sindirim sistemlerimizin yapısı dolayısıyla, buğday, yulaf ve benzeri tohumların (tohum halleriyle) atalarımızın diyetinde yer almadığı, tarım devriminin ardından, öğütme ve pişirme gibi tekniklerin de yardımıyla, sindirim sistemlerimizin bu tarz tohumları sindirebilecek şekilde evrildiği tahmin ediliyor. Evcilleştirmenin, bu şekilde çift yönlü çalıştığına kanıt olarak da, sütte bulunan laktozu ya da buğday, arpa ve çavdarda bulunan gluteni sindiremeyen toplulukların varlığı gösteriliyor. (Laktoz intoleransı ve Çölyak Hastalığı) Ataların Hikâyesi'ni mi okuyorsunuz? :-) Selâm ve saygılarımla.

uhudedipuhu 
 18.06.2011 15:04
Cevap :
Önceleri etöil iken daha sonra biraz da otçul olduğumuzu (köpek dişlerinin küçülmesi) laktozu sindirmekte güçlük çektiğimizi gerisini sizden öğrendim. Ataların Hikâyesi - Richard Dawkins, henüz ona sıra gelmedi. Öğütülmüş pişirilmiş buğdayı sindirme yeteneği gibi limon, C vitamini, şeker hastalığı üzerine bir yazı yazacağım. Yakın zamanda kazanılmış ve kaybedilmiş beceriler. Teşekkür ederim katılımınız için. Selamlar ve saygılar.  18.06.2011 15:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 125
Toplam yorum
: 274
Toplam mesaj
: 43
Ort. okunma sayısı
: 5480
Kayıt tarihi
: 18.11.09
 
 

İstanbul 1980 doğumluyum. Yüksekokul mezunuyum. İstanbul'da oturuyorum. Dünya ve çevre hakkında düşü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster