Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ocak '15

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
461
 

Yapılacak, yazılacak çok şey var

Yapılacak, yazılacak çok şey var
 

Yapılacak, yazılacak, konuşulacak çok şey var.

Her birimiz çok sayıda şeyi yapabilir, yazabilir, konuşabiliriz.

Çok azımız yapabiliyor, yazabiliyor, konuşabiliyoruz.

Çok azımız yapabileceklerimizin, yazabileceklerimizin konuşabileceklerimizin farkındayız.

Her birimiz bir şeylerle evli, nişanlı, bir şeylerle dost, bir şeylerle düşman ya da kavgalıyız.

Her birimiz kendi çapımızda meşgulüz. Bir şeyler yapıyor, bir şeyler yazıyor, bir şeyler konuşuyoruz.

Yüzlercesini, binlercesini yapıp, yazıp konuşabilecekken belli başlı bazı şeylerle yatıp kalkıyoruz.

O belli başlı şeylerin çok azının kaynağı yalnız bizleriz. O belli başlı şeylerin çoğu bize dışarıdan gelen, ulaşan, dayatılan, empoze edilen şeyler.

Neyi yapsam, konuşsam, yazsam daha iyi olur diye kaç tanemiz düşünüyoruz bilmiyorum.

Bunca zaman şunlara, şunlara yoğunlaştım onun yerine bunlara, bunlara yoğunlaşmalıyım; bunca zaman şunların şunların dediklerini, dayattıklarını, açıkça zorlama olmasa da zorunlu kıldıklarını yaptım bundan sonra kendi gereksinimlerime ve taleplerime göre işlere, sözlere yönelmeliyim diyebilenlerimiz var mı bilmiyorum.

Kaç tanemiz oraya kadar gelebiliyoruz?

Kaç tanemiz alışkanlıklarımızdan, rutinlerimizden, gerçekte zorunlu olmadığımız halde kendimizi zorunlu saydıklarımızdan, bize bir şey katmadıkları halde yaşamımızı kemirip duran uğraşlardan, duruşlardan yakayı kurtarıp kendi donanımımızla yürümemiz gereken yolun ardına düşüyoruz.

Kaç tanemiz kader diyerek kabul ettiğimiz o ilk gençlik döneminde yakınlarımızın yönlendirmesi ile yaptığımız evliliklerin, yöneldiğimiz mesleklerin ya da fakültelerin hiç de bizim istediklerimiz olmadığını, bizi mutlu etmediklerini hatta bizi yorup yıprattıklarını anlayıp ne yapmalıyım sorusuna yanıt arıyoruz?

Kaçımız gerçekte tam uyum sağlayamayacağımız şeylerle birlikte yaşamaya çalışırken ömürlerimizin tükenip gittiğinin bilincindeyiz?

Kaç tanemiz meslek, hobi, ilişki, kazanç, dostluk ve diğer anlamlarda yaşarken yanımızdan geçip giden fırsatlar olduğunu, biraz dikkat ve özenle onlarla bağ kurabilecekken bunu kaçırdığımızı biliyoruz?

Peki niye en doğruları, en gereklileri, en işe yarayanları yapmıyor, konuşmuyor, yazmıyoruz da daha sıradan şeylere yöneliyoruz?

Neden bize mutluluk verecekler kıyıda dururken bizi mutsuz edenlerle bu kadar çok haşır neşiriz?

İnanç, aşk, para konularında bilmediklerimiz neler? Onların en gerekli olanlarını öğrenmek için neden biraz daha meraklı, hevesli olmuyoruz, olamıyoruz?

Çevremizde huzurlu, zengin, mutlu, coşkulu olarak gördüğümüz insanların bu ışıldayan yanlarının kaynaklarını neden araştırıp hiç olmazsa kopyalamıyoruz?

Niçin yorgun, bezgin, bitkin, pişman, mutsuz yaşamaya devam ediyoruz?

Niye kendimizi mecbur, çaresiz, çıkar yolu olmayan, kimi darlıklara, yoksulluklara, sıkıntılara mahkûm görüyoruz?

Yapılacak, yazılacak, konuşulacak çok şey, yürünecek çok fazla alternatif yol var.

Yine de darlıklardayız, yine de görmüyoruz, düşünmüyoruz, öğrenmiyoruz.

Çevremizdeki kolunu, bacağını, gözünü kaybetmiş ama inançlarını ve umutlarını kaybetmemiş engelli insanların büyük başarılara imza attıklarını göre göre; pek çok insanın en dipten en zirveye tırmanabilmiş olduklarını bile bile bunları bir kenara bırakıp, “olmaz, bitti, yeteneksizim, olanaklar kısıtlı, sahibim yok, diplomam yok, inandığım insanlar yapamayacağımı söylüyor” gibi olumsuz mesajlarla kendimizi engelleyip duruyoruz.

Varlık içinde yokluklar yaşıyoruz.

Evren bütün zenginlikleriyle, fırsatlarıyla, renkleriyle, coşkusuyla atomdan galaksilere dönüp duruyor.

Kulağımıza her dönüşte sizin için de nimetlerim var, görün, peşine düşün, isteyin, alın diyerek her yeni gün bizi yeni şeylere uyandırıyor.

Bu güzel mesajlar bize takılan, kazandırılan, öğretilen filtrelere takılıp işitilmez, görülmez, anlaşılmaz oluyor.

İşlerin en son yapılacak olanlarına, mesleklerin en zor ve verimsizlerine, sözlerin en sıradan olanlarına yönelerek yaşamlarımızı sürdürmeye devam ediyoruz.

Pek çok şeyi ıskalıyor, kaçırıyoruz.

Pek çok şeyi görüp, öğrenmiyoruz.

Ben bütün bunları dikkate alarak önce kendime, sonra size sesleniyorum.

Filtre engellerini aşıp kendime ulaşmak için ve size ulaşmak için yazıyorum.

Yapılacak, konuşulacak, yazılacak çok şey var. Doğrular ve doğruların da doğruları var. Yanlarından geçip gidiyoruz.

Ömrümüz akıp giderken biz yanlış yerlerde dolaşıyoruz.

21/01/15

10:22:04

Erdal Ceyhan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Bu kadar kötümser ve umutsuz olmayın. Çizdiğiniz bu tablo insanın kendi yarattığı bir eser. Ufkunuzu değiştirmeye çalışın. Gönlünüzü ve ruhunuzu dolduracak başka güzellikler ve meşgaleler bulun. Selamlar

SÜLEYMAN SIRRI 
 23.01.2015 22:08
Cevap :
Teşekkürler. Çok duygulandım. :) Meğer ne kadar kötümsermişim. Demek ki bu yazı böyle de anlaşılabiliyor. Çoooook teşekkürler kıymetli önerileriniz için. Başka ne diyeyim! Esenlik dileklerimle,   24.01.2015 13:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 324
Toplam yorum
: 218
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 193
Kayıt tarihi
: 21.06.14
 
 

Yaşadığımız evrenin oldukça zengin bir yer olduğunun farkındayım.  Bu zenginliğin çok az bir kısm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster