Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Şubat '07

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
1483
 

Yaprak dökümü - Orçun Sonat'a...

Yaprak dökümü - Orçun Sonat'a...
 

Yazarken çok da fazla teknik ve yazı kurallarına uyduğum, bu konuda kafa patlattığım söylenemez. İçimden geleni, içimden geldiği gibi dile dökerim genelde. Ama kim ne derse desin hepimizin dikkat ettiği bazı noktalar vardır yazarken. Bunlar için tüm alıcılarımızı sonuna kadar açıp özel bir efor sarfetmesek de, farkında bile olmadan elimiz, kalemimiz kendi kendine yazdıklarımızı konunun gidişatına göre böler, ayırır. Bir ilk cümle vardır mesela can alıcıdır. Sizi yazıya sokar. İlk önemlidir, özeldir. Sana yol gösterir, nasıl başlarsan öyle gidersin yolun sonuna. Sonrasında sizi yazının içine alıveren, sarıp sarmalayan asıl kelimeler diziliverir sırasıyla. Kelimelerin gelişir, geliştikçe cümlelere dönüşür. Anlatmak istediklerin, konunun özü cümlelerinde hayat bulur, anlattıkça yazar, yazdıkça anlatırsın. Ve ennihayet sona gelinir. Bitirmen gerekir artık. Anlatmak istediklerin bitmemiş olsa bile, herşeyin bir sonu vardır, bilirsin. Son bir söz söylenir, keskin bir bıçak gibi, net bir şekilde sona erer kelimelerin. İşte herşey olması gerektiği gibi olmuştur bile. Giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinle yazın hazırdır. Yaşadıkların ortadadır artık. Geride yaşattıkların kalır. Hayatlarımızda böyle değil midir zaten? Peki hayatımızın giriş, gelişme ve sonuç bölümlerine ne kadar hazır yüreklerimiz?

Doğum, yaşam ve ölüm...Birbirinden ayrılmayan, biri olmadan diğerinin eksik, anlamsız kalacağı üçlü bir döngü...Bu zincirdeki bir halkanın kopması yap-bozun tamamlanmaması demek bir nevi...Bu kadar olmazsa olmaz, bu kadar somut ve bu kadar yalın bir gerçek bu. Ve bazen çok soğuk ve acımasız...Bu yazıya nasıl başlayacağımı düşünmedim hiç. Hala da düşünmüyorum. Yazının ilk cümlesi, nasıl gelişeceği ve son umrumda değil. Keşke bu yazıyı hiç yazmamış olsaydım diyorum hatta. Ama biliyorum ki, düşünmesem bile, farkında olmadan yazacaklarım, her zaman olduğu gibi kendi kendine giriş, gelişme ve sonuç sıralamasına uyacak. Kullandığım tüm kelimeler, yazılan bütün cümleler olması gerektikleri bölümde yerlerini alacaklar. Aynı bu üçlü döngünün sonunda, doğum, yaşam ve ölüm zincirinde ORÇUN SONAT'ın yerini aldığı gibi...

Evet, ORÇUN SONAT'ı da kaybettik yazık ki... Başımız sağolsun. Hızla bir yaprak dökümü yaşıyoruz son günlerde...Her şeyin bir sonu olduğunu biliyoruz elbette ama güzel olanlar daha mı çabuk bitiyor? Yoksa bana mı öyle geliyor...Bitirmek istemediğimiz yazılara zorla son-lar veriyoruz. İçimiz acıyor. Yenilerini yazacak cümleler bulamıyoruz. Kelimelerimiz hızla tükeniyor sanki...

Bir güzel insanı daha kaybettik bugün, bir sanatçıyı daha unutulmaması gereken diğer güzel insanların yanına, hafızalarımıza yerleştirdik...Daha ne demeli bilmiyorum ki. Bitirmeli bu yazıyı son bir cümle söyleyip, "son-uç" bölümünü yapmalı artık. Yapmalı yapmasına ama benim ne elim, ne de dilim son demeye, son vermeye varmıyor.




*** "Anadolu'da bir kızım var, öğretmen olacak" projesi için;
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=45243

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne yazık ki sanatçılarımıza yaşarken hiçbir değer vermiyoruz.Onları onore edecek birşeyler yapılmıyor.Gelecek nesiller adını bile öğrenemezler.Gerçekten yazık,insan üzülüyor.Saygılarımla.

Ahmet AYDIN 
 28.02.2007 18:31
Cevap :
Ne sanata ne de sanatçıya değer veriyoruz söylediğiniz gibi. Bizler bile tanımıyoruz ki doğru dürüst hiçbirini, gelecek nesillere tanıtalım, aktaralım. Sanırım bunun temelinde de insana değer vermemek yatıyor. Sevgiyle kalın...  01.03.2007 13:33
 

Efendim uzun zamandır televizyon V.S. seyretmiyorum, gazete de okumuyorum;kapandığımkitapların arasından sıyrılınca bilgsayara sığınıyorum. Bu sebepten olacak;aynı zamanda haber ciheti beni şok eden bu vasıflı yazınızı okuyunca nasıl olur diye kendi kendime pek de mânası olmayan laflar ettiğimin farkındayım. Beni de tefekküre sevk ettiniz. Hayat bu işte. İlk haber doğum ve son haber bu mâlüm; hayatımızda ses çıkartan iki mühim haber. Orçun SONAT'ı tahsilim esnasında 1965'te gittiğim askerde İzmir İstihkâm Merkezinde Üs.Tğm.olarak tanımıştım; askerliğe mizâcı uygun değildi; havacı olamazsa ayrılacak, sinemaya geçecekti. Bunun gerçekleştiğine şahit olduk; son olarak Rh.Erol Taş'ın cenâze merâsiminde karşılaşmış ve bu hatıraları tazelemiştik; Allah(CC) Makamını Cennet eylesin. Hâlâ inanmak istemiyorum; gönül onu diliyor, ama vakıa ise boyun kıldan ince. Dile getiriş uslûbunuz SONAT gibi sanat değeri taşımakta ve Orçun Sonat'ın sanatkâr şahsiyetine lâyık bir hassasiyet ve seviyesinde.Slm

Mustafa Benkli 
 26.02.2007 23:23
Cevap :
Bu yazıyı hiç yazmamış olmayı dilerdim ya da mutluluğunu, sevincini beraber paylaşabileceğimiz bir müjdenin habercisi olmayı...Sizin yaşadıklarınızla, benim yazdıklarım bu güzel insan vesilesiyle bu şekilde karşılaşıcakmış işte...Başımız sağolsun. Benimle beraber paylaştığınız için çok teşekkürler...Sevgi, saygı ve hisle...  27.02.2007 10:56
 

ne mutlu ki bana kendisiyle rahmetli lale oraloğlu tiyatrosun da çalışma fırsatı buldum..çok üzgünüm.. bu konuyu yazdığınız için de ayrıca teşekkürler..

kont 
 24.02.2007 22:10
Cevap :
Kendisiyle her zaman hatırlayacağınız bir "an"a sahip olmanız ne güzel, gerçekten ne mutlu size...ne diyelim tekrar başımız sağolsun...  26.02.2007 10:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 246
Toplam yorum
: 3111
Toplam mesaj
: 623
Ort. okunma sayısı
: 971
Kayıt tarihi
: 27.01.07
 
 

30’ lu yaşların ağırlığında geçiyor artık yaşam ama teğet geçerek, ama kurcalayıp didikleyerek...İst..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster