Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Temmuz '11

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
661
 

Yarabbi; teröristleri görünmeyen teröristlerin tuzağından kurtar!

Yarabbi; teröristleri görünmeyen teröristlerin tuzağından kurtar!
 

Resim internetten alıntı


Bugün İzmir yanıyordu; hava bir başka sıcak…

Helikopterler havada; pervaneleri ne kadar hızlı dönse de serinletemiyor yanan yürekleri…

Güzelbahçe sahillerinde iki pilotumuz şehit oldu. Felaket geldiği an; ayağını sürtermiş derler.

Demez olsalardı!

Park bomboş sayılır, kendimi; tüylü kızlarımı ve bodur bir ağacın altında ikindi namazını kılmış; yüksek sesle artçı dualar eden bir vatandaşı saymazsam.

Tüylü kızlar sıcaktan bunalmış tıpkı benim gibi yürümek istemiyorlar.

Dua edenin yakınındaki bir taşın üzerine iliştim. Gölgeli olan tek alan; kızlar da sararmaya yüz tutmuş yeşilliklere sere serpe uzandılar.

Yakarışların sahibi nerdeyse transa geçecek tekrarladığı tekerlemelere ilk anda bir anlam veremedim.

“Yarabbi! Teröristleri: Görünmeyen teröristlerin tuzağından kurtar!”

Etrafımı dikkatlice kolaçan ettim. Film falan çekiyor olmasınlar.

Yok, görünürde kimseler yok.

İçimden bir an; dizlerinin üstünde oturan; başı öne eğik avuçları göğü seyreden bu adamın görüntüsünü çekmek geldi. Yapamadım; yakışık almazdı. İzin istersem; onu uyandırabilirdim, doğal duruşundan eser kalmazdı.

Hem tepkisi ne olurdu? Kestiremediğim için onu yan gözle kestirmeyi yarıda kestim. Ağır aksak evimin yolunu tuttum. Kızlarım da bana ayak uydurdular.

Bu akşam yalnızım.

Karpuz peynir ekmek atıştırdım.

Kafam tekerlemeyle meşgul, bunaltıcı sıcaklarda parklarda sabahlayanları çok gördüm.

Namaz kılan dua edene hiç rastlamamıştım.

Parkın görevlisiydi; aklıma sonradan geldi.

Her karşılaştığımızda selamlaşırdık; her Allah’ın günü tüylülerle yürüyüşe çıkmamıza şaşırırdı. Biz de onun anlattığı bölük pörçük yaşam öyküsüne… Dağda bayırda kaybolmasın evlatları diye göç etmek zorunda kalmış.

“Çözüm müdür” diye sormuştum bir zamanlar “Vallah değildir” demişti. Bugün ettiği o dualar ne anlama geliyordu.

Köyünde bıraktığı hısım akraba; dağa çıkmak zorunda mı kalmıştı?

Kendisine okuma yazmayı küçük kızı öğretmiş.

Bize kim öğretecek? Terör belasından kurtuluşu…

Balığın baştan koktuğunu bile bile; kuyruğunla neden uğraşırız?

Terör nasıl hayat bulur? Yaşamları söndüren silahlarla…

Terörist silahı nereden bulur? Üretebilecek donanımı olsa terörist olur muydu acaba? Kirli şalvarla, yarı aç yarı tok… Namı yok, madalyası yok. Okuması yazması dünyadan haberi… Kahraman değil adi bir katil olmak hoşuna gider mi?

Silah cephane yoksa terör, terörist de yok.

Kaynağı kurutmak gerek; o kaynaklar: Elini sıktığımız, ticaret yaptığımız komşularımız değil mi?

O komşular: Vatanımı Avrupa Birliğine alıp almamak için yıllardır düşünen, kokorece takılıp kalanlar değil mi?

Bizi adam etmek için çabalayanlar… Sağ gösterip sol kroşe çakanlar değil mi? Terör meselesini kendi içinizde; Büyük Milletin Meclisinde kanunlar çıkararak çözün diyen dillerine kurban dostlar değil mi?

Onlar: Kimdir onlar? Şakır şakır silah sanayisi vardiyalar halinde arılar gibi çalışanlar… Ürettikleri onca ölümcül silahı kimlere satacaklar?

Anayasamızı baştan sona değiştirsek; “Türk” sözcüğünü sözlüklerden silip atsak hatta amuda kalksak değişen bir şey olmayacak.

Teröristler: Görünmeyen teröristlerin elinde birer oyuncak; tutsak…

Önce bu zincirleri kırmak gerekir.

Teröristi terörist yapan oyuncakların kaynağını kurutmadıkça…

Palavraların hiçbir hükmü olamaz.

Teröristin düşünen bir beyni, aklı olsa terörist olmazdı.

Yıllardır; yaşam söndürmekten başka ne işe yaradı?

Bir virüs bir mikrop misali…

Askerim, gencim yaşamını yitiriyor. Türk Kürt; Çerkez Laz…

Yasımızı tutarken; gözümüzü açalım.

Düşman gerçek düşman kimdir onu araştıralım.

Ne İmralı ne Diyarbakır çözüm getirebilir. Avunmayalım.

“Hem silah üretirim hem de barış”

Yemezler!

Bu sorun GLOBAL; silah üretenlerin, pazarlayanların, satanların kökünü kurutalım, kurutmadıkça…

Yas tutarız, şehitlerimiz için kuru kuru ağlarız.

14 Temmuz 2011 Perşembe/ Alev Meisel

Silvan/ Diyarbakır 13 Askerimizi şehit ettiler.

Kimler?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

''''Aslında 13 değil 12 Şehidimiz Vardır.Hataylı Asker Alevidir.Alevilerden Şehit olmaz !! Onların bastığı yerde namaz dahi kılınmaz!'''...diyen bile var...önce inanmadım...google'a yazdım bir kaç kelime ve bu satırlar çıktı karşıma...ahh yüreğim...ülkem''...eyvallah...

nedim üstün 
 20.07.2011 8:45
Cevap :
Cehalet: Başa bela, bilememişim Hataylıyı da ŞEHİT'den saymışım...Bu hatayı nasıl onarırım ben şimdi; vay bana...Demek öyle; eğer gerçekten böyle düşünebilenler varsa; tuttuğumuz yas; yas sayılmaz. Nerelerde kalmışız; bir arpa boyu yol almadan. Bu ülke; bunları hak etmiyor. Yolu Hatay'dan geçmeyenin...Yolları tıkalıdır. Yürek gözü kör olana Yüce'den başkası yardımcı olamaz. Yorumunuzu okudum utandım. Utanmayanlar: Ne dediklerini bir bilseler...Kör cehalet işte böyle bir şey...Güle güle gidin, kendinizi özletmeyin....Sizden öğrendiklerim o kadar çok ki...Hakkınızı nasıl ödeyeceğim? Bilemiyorum.  20.07.2011 18:08
 

Özetle, devletler arenasında rekabette geri kalan kutlara yem olmaktadır. Burada önemli olanın, yakın tarihimizin üzerinin örtülü olması dolayısı ile gerek İslam aleminde, gerekse batıda yaşananları çatıdan göremememiz ve bocalamamızdır. Gerçeğinde, büyük devletlerin büyük kalabilmeleri, sömürülerinin devamına bağlıdır. Museviler de büyük oyunda bir piyon olarak kullanılmıştır. Onlar batının savaşlarını finanse ederek, sözde kendilerine bir yurt edinmişler, gerçeğinde yurt değil başlarına dert almışlardır. Kurtuluşumuz; tam bağımsız medya, korkusuz ve dürüst tarihçiler ile yılda en az farklı altı kitap okuyabilen halktır. Değilse, birileri çalacak, çoğunluk ta oynamaya devam edecektir. Meraklısına bir upucu daha; Türkiyenin yeni ihraç pazarları ile Gülen okullarının olduğu devletleri; Almanya ile (arka planda) sürtüşmemizin nedenlerini, "deniz feneri"nin ışığında düşünebiliriz. Soz söz; Kazanmak için her şey mübah olmamalıydı. Paranın gözü kör olsun!!! Sağlıcakla kalınız.

Canmehmet 
 15.07.2011 10:27
Cevap :
...Kazanmak için her şey mübah olmamalıydı' Bu sözünüz durumu açık ve net bir şekilde özetliyor. Bilirsiniz "Hamster" denilen bir kemirgen sevimli bir hayvancık toplayıp saklayıp depo etmeye bayılır. Hayatı bu eksende seyreder. İhtiyacının kat be kat ötesinde yiyecek ambarını doldurur. İnsanoğlunun doymayan gözü Yüce'nin izniyle mi bu hale gelmiştir? Ya da insanoğlu ne zamandır bu hastalığın pençesine düşmüştür. Şifa bulmak için bir çabası var mıdır? Hasta olduğunun farkında mıdır? Değerli Yazanım; inanın bazen kendimden kaçasım geliyor; düşünceler düşünceler peşimi bırakmıyor. Neden derseniz? İnsanoğlunun bu doyumsuzluğunun ucu doğaya masum varlıklara dokunuyor da ondan. Birbirinden anlamlı yorumlarınız için yürekten teşekkürler sağolunuz selamlar saygılar.  15.07.2011 15:30
 

Aslında meseleleri-meselelerimizi tam olarak kavramak için, ilk basamakta Türklerin Anadolu’ya gelmelerine, ikinci basamakta Osmanlı Beyliğinin Bizans İmp. Sınırında kurulmasına, üçüncü basamakta, İstanbul’un fethine, dördüncü basamakta 1648 İngiliz, beşinci basamakta 1789 Fransız, (Bizimle ilgili olan en önemli kısmında İngilizlerin önerisi ile cumhuriyetin ilanına) altıncı basamakta, birinci ve ikinci dünya savaşlarına bakmak gerekir. -Milliyetçilik anlayışı, İngilizlerin kurguladığı oyunun bir parçası, -Milliyetçilik anlayışı, Büyük Oyundan kurtulabilmek için bizde ilk önce 2. Abdülhamid’in açtığı modern okullarda, “Türk Yurdu” oluşumu için yapılan telkinlerdir. Mustafa Kemal Paşa’da bu okularda bu telkinlerle yetişmiş ve Cumhuriyeti kurmuştur. Gerek (abisi) 2. Abdülhamid, gerekse (küçük kardeşi) Sultan Vahdettin milliyetçilik anlayışının Osmanlı İmparatorluğunun, dolayısıyla hanedanlarının sonu olacağını çok önceden öngörmüş ancak (ve çok ilginçtir. desteklemişlerdir.

Canmehmet 
 15.07.2011 10:22
Cevap :
...Milliyetçilik anlayışı: İşte bu kavram bel büküyor. Milliyetçi olmak ve olmamak ne anlama geliyor. Kendi kökeni kabul edip (başka çare yok) abartılı bir şekilde gururlanmadan, abartılı bir şekilde komplekslere girmeden; kimliğine sahip çıkabilmek suç sayılmamalıdır. GÜL'ü çiçeklerin sultanı yapan insanoğludur. GÜL'ün gelinciğe hava atıp baskı yaptığını düşünemeyiz bile...İnsanoğlu neden buna ihtiyaç duyar anlaması oldukça güç...Bazen düşünüyorum da tekamül denilen o şeyi tamamına erdiremediğimizi kabulleniyorum. Zaaf genlerimiz neden bu kadar güçlü ve inatçı...Terbiyesiyle bir türlü başa çıkamıyoruz.  15.07.2011 15:15
 

Değerli Alev Meisel, Ağacın meyve üretmesinde toprağın işlevi ne ise, insanın sorun üretmesindeki zaafları-ihtirası da odur. Diğer ifadesi ile insanın olduğu her yerde insana özgü sorunlar olacak, insan kendini bilgi ve deneyimlerle donattığı ölçüde de bu sorunları mümkün olabildiğince aşağıya çekebilecektir. Yaklaşık iki asır önce buharın, basit el tezgâhları ile evliliğini takiben, sırası ile (ilk önce sanayi devrimini yapan İngiltere’den başlamak üzere, Fransa, İtalya ve Almanya’nın daha fazla hammadde ve daha büyük pazar ihtiyacı doğar. O dönemde buna en uygun olan topraklar Osmanlı İmparatorluğu’dur. Bizim yağmalanmamız; 19’uncu asrın son çeyreğinde ünlü İngiliz Başbakanı Gladston’un kurguladığı ve adına “büyük oyun” la oyun başlar ve günümüze kadar da devam eder. Büyük Oyun? “Emperyal devletlerin jeopolitik ve enerji alanlarını kontrol altına almak, hammadde ve ucuz insan kaynaklarını elde tutmak için birbirleriyle yapmış oldukları mücadelenin ismidir.

Canmehmet 
 15.07.2011 10:19
Cevap :
Merhaba Sayın Canmehmet; günümüzdeki sıkıntıların köklerine inmeniz benim ve okur açısından büyük önem taşıyor. Teşekkürler. Her şeyin olduğu gibi gelişmenin de bir bedeli olduğunu görüyoruz lâkin bu kaçınılmaz durumun bedelini her zaman; hedef alınmış kitlelerin ödemesi büyük haksızlık sayılmaz mı? Minimum bedel ödeyenler çok kazanç sağlarken...Ödenecek miktar eşit olarak paylaştırılsa...Ben ne diyorum ki...İnsanlıkoğlu ve eşitlik; birbirlerini ne zaman sevdiler saydılar? Değerli yorumunuz için tekrar teşekkürler. Selamlar saygılar.  15.07.2011 15:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 584
Toplam yorum
: 2445
Toplam mesaj
: 327
Ort. okunma sayısı
: 843
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Dinleyenin olmadığı yerde anlatmanın önemi! Nasıl YAZAN oldum. 'Yalnız doğar, yalnız göçer' eskile..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster