Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Uzman Psikolog Kadir Burak Salimoğlu

http://blog.milliyet.com.tr/psykoterapist

15 Mart '10

 
Kategori
Çocuk Psikolojisi
Okunma Sayısı
1168
 

Yaramaz çocuk

Yaramaz çocuk
 

Ailelerin en sık şikâyet ettikleri konulardan bir tanesidir yaramazlık yapan çocukları. Bunun için neler yapılmaz. Çocuk gelişimi ve eğitimi kitapları okunur uygulanmaya çalışılır, aile büyüklerine şikâyet eder gibi ne yapmaları gerektiği sorulur, haklarından mahrum etmeye çalışmak, hediyeler almak konusunda vaatlerde bulunmak gibi ödül-ceza yöntemleri defalarca denenir, psikoloji web sitelerine sorular sorulur. Ancak bütün bunlar hiçbir işe yaramaz, sadece çocukların uygulanan yöntemlere bağışıklık kazanmasına yol açar. Böylelikle anne-baba ne yaparsa yapsın, bütün müdahaleler başarısızlıkla sonuçlanır.

Nedir peki ters giden? Anne-babalar çocuklarının iyiliği için uğraşmakta, onlar güzel bir kişilik geliştirsinler, olgun bir eğitim alsınlar diye uğraşmaktadır ve bu doğrultuda yukarda sayılan yöntemleri büyük bir şefkatle (!) de uygulamaktadırlar. Buna rağmen başarılı olamamayı neye bağlamak gerekir?

Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Ancak şükür ki cevabı vardır. Bu soruya cevap verirken birkaç faktörü göz önünde bulunduracağız ve bu faktörler açısından bunaltıcı bu sorunu çözmeye çalışacağız.

İnceleyeceğimiz birinci faktör anne-babanın kişiliğidir. Kişilik çocukluğun ilk yıllarında ( 0-12 ay ) temelleri atılan ve sonraki yıllarda da atılan temel üzere katların inşa edildiği bir sürecinin sonucunun adıdır. Ergenlik döneminde sağlıklı kimliğini oluşturan ya da oluşturamayan birey genç yetişkinlik ( 18-21 yaşları sonrası ) çağına eriştiğinde kişiliğini hemen hemen bütün yönleri ile oluşturmuş demektir. Böyle bir gelişim sürecinden geçerek oluşan kişilik birçok alandan oluşur. Kişinin zihinsel ve ruhsal yanlarının hepsini kapsayan kişiliği, hayattaki bütün eylemlerinde ve tutumlarında etkin rol oynar. Şöyle ki kişinin karşılaştığı olaylara yaptığı yorumlar ve bunun sonucunda gösterdiği davranışlar, ilgileri, arzuları, idealleri vb. somut-soyut her durum bunun içine girer.

Peki, kişilik oluşurken anne-babanın ve çevrenin payı ne kadardır? Birinci faktörümüze cevap verirken asıl üzerinde duracağımız yer aslında burasıdır. Çünkü önce anne-baba ve sonra da yakın çevre ( aile büyükleri, arkadaş ve akran grubu ) kişilik oluşumunda şekillendirici en büyük güçlerdir. Yaratılıştan getirdiğimiz mizacımız üzerine işlenen çevrenin bu etkileri yetişkin dönemimize dek oluşturacağımız kişiliğimizin ana malzemelerindendir.

Anne-baba sahip olduğu kişilik gereği bir anne-babalık modeli geliştirir ve çocuklarının eğitiminde bu modeli uygular. Uygulanan bu model çocukların kişilik gelişiminde ana rolü oynar. Ailelerin uyguladıkları ana-babalık modelleri başlıklar altında incelenmeye kalkıldığında birkaç başlıkla karşılaşılır:

    Baskıcı Ebeveyn Tutumu Gevşek Ebeveyn Tutumu Destekleyici Ebeveyn Tutumu Aşırı Koruyucu Ebeveyn Tutumu

Adı geçen ebeveynlik tutumlarından tavsiye edilen “destekleyici ebeveyn tutumudur”. Ancak destekleyici ebeveyn tutumu da uygulansa çocuklar yaramazlık ( yaramazlık kelimesi aslında doğru bir kelime değildir. Ailelere tanıdık geleceği için bu kelimeyi kullandım. Çünkü yaramazlık diye tabir edilen davranışlar çoğu zaman çocukların normal gelişimlerine katkıda bulunan, olması gereken durumlardır, aileler bu durumları idare etmeyi bilmedikleri ve anlamlandıramadıkları için böyle isimlendirmektedirler ) yapacaktır.

Ancak bu tutumlar içinde yaramazlığı en çok teşvik eden ya da ortam hazırlayan tutum “gevşek ebeveyn tutumu”dur. Gevşek ebeveyn tutumu nasıldır? Aile üyeleri ( anne-baba-dede ve babaanne-anneanne ve diğer aile büyükleri ) çocuğu ailenin normal bir üyesi olarak görmenin ötesinde olayların merkezinde görme eğilimindedirler ( olayların merkezinde görmekten kasıt, çocuğun her şekilde memnun edilmeye çalışılması, her şeyin ona göre düzenlenmesidir ). Olması gerektiği düşünülen kurallar çocuk için uygulanmaz; örneğin çocuk yemek saatinde az yer ve ara öğünlerde sürekli olarak yiyecek bir şeyler ister, öyle ki saat kaç olursa olsun, gece ya da sabah çok erken, çocuğun ayağına yemek servisi yapılır. Yine yemek yerken bütün işleyişi kendi istediği doğrultuda yönlendirir, örneğin daha önce yediği bir yemeği tabağına koyulduktan sonra yemem der, yarısını yer, sürekli olarak çevresindeki kişilerden kendisine su, yemek vb servisi yapılmasını ister. Sürekli konuşmaları ya da ses tonu aile üyeleri için şikâyet konusudur ve uyarılarda bulunurlar. Ailenin planları dışında etkinlik istekleri çok sık gerçekleşir ve gevşek ebeveyn tutumu bu etkinlik isteklerini şartlar ne olursa olsun genelde yerine getirir. Aile büyükleri koydukları kurallarda tutarlı davranamazlar aynı durum verilen cezalarda da geçerlidir. “Bunu bir daha yaparsan, ……..olur/olacak” gibi sözler gevşek tutuma sahip ebeveynlerden çok sık duyulur. Bu davranışlar daha da artırılabilir. Bu noktada kısaca şunu söylemek bu davranışların tanımlanması için yeterli olacaktır, çocuğun yerleşik kurallara karşı kendi kurallarını ilan etmesi ve yürütmeye çalışması durumudur.

Anne-babanın kişiliği neden böyle bir model oluşturmaktadır, hem bu durumdan şikâyet etmekte ve hem de böylesi bir gevşek tutumu sergilemektedirler. Bunun nedeni kendi anne-babalarının ve çevrelerinin onlarda oluşturdukları kişilik yapısıdır. Büyük ihtimalle anne-baba kendi anne-babasından benzer davranışları model olarak almışlardır ve doğru olarak varsaydıkları bu modeli uygulamaktadırlar. Ya da anne-baba ve çevrelerinden tam tersi baskıcı bir tutum içinde yetiştirilmişlerdir ve çocuklarına kendi yaşadıklarını yaşatmak istemiyorlardır, bunun için çocuğun her istediği onlar için yapılması gereken bir mecburiyet gibi algılanır.

Anne-babanın kişiliğinin yanında incelenecek ikinci faktör ailedeki diğer büyüklerin kişilikleridir. Dede ve büyükanne gibi aile büyüklerinin de yer aldığı geniş aile tipinde karşımıza çıkan, anne-baba ve dede-büyükanne kutupları arasındaki tutarsız disiplin uygulamaları yaramaz çocuğun başlıca nedenlerinden bir tanesidir. Burada da dede ve büyükannenin kişilik yapısından kaynaklanan gevşek tutumlar gözlenir. Şöyle ki büyüklerden biri ya da her ikisi torunlarını geleceğe uzanan köprüleri ya da geçmişte gerçekleştiremedikleri şeylerin gerçekleştiricisi olarak algılayabilirler. Dede ya da büyükanne çocuğu kendi gerçekleştiremedikleri kişiliklerinin yerine kullanabilecekleri gibi, çoğu zaman olduğu gibi doğru yetiştiremediklerini düşündükleri oğulları ya da kızları yerine de kullanabilirler. Yani oğlunun kendi istediği hedeflere ulaşmamasından şikâyetçi bir dede ya da büyükanne ona yanlış eğitim verdiklerini düşünür ve bu hatayı torununa doğru eğitim vererek telafi etmeye çalışır. Ne yazık ki yanlış model yanlış eğitimin tekrarlanmasına neden olacaktır.

İncelenmesi gereken üçüncü faktör yanlış disiplin uygulamalarıdır. Ceza ve ödüllendirme eğitimin ana öğeleridir. Bu öğelerden bir tanesini ortadan kaldırmak ya da bir tanesinin lehine daha ağırlık vermek eğitimin amaçlarına ulaşmasına engel olacaktır. Ceza denildiği zaman sadece dayak akla gelmemelidir. Sevilen bir durumun ya da bir şeyin ortamdan kaldırılması çocuktan alınması, ya da sevilen bu durumun ya da şeyin alınmasının ertelenmesi, olumsuz davranışın geçtiği ortamdan uzaklaştırma, odaya gönderip sakinleşene kadar oradan çıkmasını yasaklamak, olumsuz davranışın neden olduğu zararı ya da olumsuzluğu çocuğun gidermesini sağlamak da etkili ceza yöntemleri arasında sayılabilir. Sadece tek bir ceza yöntemini kullanmak sağlıklı değildir ve her problemi çözmez. Ebeveynler olarak bu yöntemleri iyi bilip gerektikleri durumlarda kullanmak büyük titizlik ve dikkat gerektirir. Bunun gibi ödüllendirme de dikkatle kullanılması gereken bir unsurdur. Sürekli ödüllendirme olumlu davranışların oluşmasını azaltır. Söz verilen ödülün sağlanmaması güveni sarsar ve olumsuz davranışın geri dönmesine neden olur. Ara ara ve olumlu davranıştan hemen sonra sunulan ödül olumlu bir pekiştireç görevi görür, kazandırılmak istenen davranışın sağlıklı bir şekilde kazanılmasını sağlar.

Ödül ve ceza ile ilgili olarak dikkat edilmesi gereken en önemli husus tutarlılık ve kararlılıktır. Çocuk için koyulan kurallar koyulmadan önce iyice düşünülmeli ve hatta 3-4 yaşından büyük çocuklarda kurallar, onların anlayacağı üslupla onların da katılımı ile oluşturulmalıdır. Koyulan kurallar çocuğun uygulama becerisinin çok üzerinde olmamalıdır. Ayrıca kurallar ebeveynin keyfi kuralları olmamalıdır, örneğin “ben çocuğumun şu kadar saat oynamasını doğru bulurum, bunu yapmayan çocuk dağınıktır” diyen anne tamamen kendi istediği düzenin hayali ile kural koymakta ve çocuğunun ihtiyacı olan oyun açısından düşünmemektedir. Bu şekilde koyulan kuralı çocuk uygulamayacaktır, anne de gevşek tutuma sahip olduğu için sürekli olarak şikâyet edecektir. Böylelikle çocukta ben yaramaz bir çocuğum, annemin istediği kurallara uymayan bir çocuğum inancının gelişmesine neden olacaktır. Ancak gerçek durum böyle değildir çünkü annenin koyduğu bu kural gereksizdir ve çocuğun gelişimi ile uyumlu değildir. Kural koyma konusunda izlenecek bu titiz tutum kurallara uyulmaması veya uyulması durumunda ödül ve ceza için de takınılmalıdır.

Annenin ağzından çıkan cezanın uygulanabilir olması şarttır ve ağızdan çıktıktan sonra da uygulanması gerekir. Aynı şekilde ödülün olumlu davranıştan hemen sonra sunulması gerekir. Geciktirilen ödül, ödül olma niteliğini kaybeder.

Anne-babanın ya da aile büyüklerinin ceza uygularken karşılaştıkları en büyük engel içsel engelleridir. Çocuğa uygulanacak cezanın ona zarar vereceğini düşünürler ve uygulamaktan kaçınırlar. Bu nedenle yemek örneğinde olduğu gibi sofrada kendi kurallarını işleten çocuk yemeğini bitirmeden kalkıp daha sonra yiyecek bir şeyler istediğinde ebeveyn hemen yiyecek bir şeyler temin edip çocuğu nazlatarak yedirmeye çalışır. Böylece düzensizliğin pekişmesine olanak sağlar. Çocuk da kuralların kendisi için işleyip işlemediğini ölçmek için sık sık bu tür davranışları tekrarlar. Hâlbuki yanlış davranışın çocukta pekişmesine neden olan ebeveyn çocuğun yetişkin hayatı için en büyük olumsuzluğa neden olmaktadır ve hatta sorumluluk unsurunun çocukta yerleşmesini engellemektedir. Böyle davranacağına “aslında yarım gün ya da tam gün aç kalarak hiçbir insanın elden ayaktan düşmeyeceğini, sağlığının bozulmayacağını” düşünerek, yemek isteyen çocuğa bir sonraki öğüne ya da sabaha kadar beklemesi gerektiğini söylerse çocukta davranışının bedeline katlanma ve sorumluluk alma duygusu gelişecektir. Tabi ki bu kuralın ailedeki herkes için geçerli olması gerekir, yani kızdığı zaman ya da canı istediği zaman bir şeyleri erteleyen ve daha sonra canı istediğinde onu elde eden ebeveyn çocuğuna bu kuralı uygulayamaz. Ebeveynlerin, kendilerine kuralları uygulamada engel olan mantıksız düşüncelerini bir kenara bırakıp, çocuğa zarar vermeyecek davranışları uygulamaları sorunlarını genel olarak çözecektir.

Yaramaz olan çocuklar için başka bir çözüm yolu da sosyalleşmedir. Çocuğun girdiği başka bir sosyal ortam ( bir akrabasında belli bir süre kalma, 4-5 yaşın üzerindeki çocuklarda, kreş ya da yuva, anaokuluna gitme vb.) olumlu davranışın kazanılmasında etkili olabilmektedir. Özellikle misafirlik gibi ortamlarda çocukların uygun olmayan davranışlarını ev sahibinin düzeltmesini beklemek etkili olabilmektedir, böylelikle çocuk başkasının sınırları ile karşılaşmış olur. Tabi ki çocuklarla iletişim kurabilen ev sahibi için geçerlidir bu durum. Direk olarak “bu yasak” diye bağıracak olan birisi olumlu davranışın kazanılmasını sağlayamaz.

Sonuç olarak yaramaz çocuk tabiatı gereği öyle olan çocuk değildir. Yanlış çevre eğitimi sonucu olumsuz davranışı öğrenen çocuktur. Çünkü “yaramaz çocuk” olumlu davranış uygun yöntemlerle öğretildiği zaman bunu öğrenebilmektedir. Dolayısıyla uyumlu davranış gösteren çocuktan tek farkı bunu doğru bir şekilde öğretecek olan bir çevresi olmamasıdır. Anne-babalar kendilerini eğittikleri sürece onların sahip oldukları doğru ebeveyn tutumları çocuklarının da olumlu davranışı kazanmalarına neden olacaktır. “Yaramaz çocuk” kavramının bir durum olduğu, çocuğun bütün kişiliğini yansıtmadığı unutulmayarak, eğitimden hiçbir zaman vazgeçilmemelidir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 9
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 534
Kayıt tarihi
: 13.03.10
 
 

1981 tarihinde: Trabzon’da doğdum.  Evliyim ve iki çocuğum var. 2003  yılında İstanbul Üniversite..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster