Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Kasım '14

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
37
 

Yaramıza tuz basmak!

Cumhuriyet döneminden bu güne öyle çok kanayan yaramız var ki!

Bu yaralarımız öylesine derin ve öyle acıtıyor ki yüreğimizi, unutmak istiyoruz, unutturmak istiyoruz, bir daha yaşanmasın, yaşatılmasın, acıtmasın istiyoruz.

Ama öyle gereksiz ve öylesine zamansız bir anda birileri geliyor, inatla ve ısrarla tuz basıyor yaramıza, hem de öyle acımasız yapıyor ki bunu, yaranın ilk açıldığı andan çok daha fazla canımız yanıyor.

Geçmişte yaşadığımız tarihsel savaşlar, sosyal olaylarla ilgili bir sır perdesinin gerisinde suskun bir toplum yaratan egemen güçler, bize neredeyse Sarıkamış’ta yaşanan kırımı, Çanakkale savaşında ölen yüz binlerce askeri; bırakın sorgulamayı, konuşmayı bile mahalle baskısıyla yasakladılar.

Russel Crowe diye bir aktör çıkıyor,  Çanakkale savaşı için özeleştiri yapıyor” bağımsız bir ulusu işgal ettik” diyebiliyor.

Kuşkusuz, kendi ülkesi dahil, ona da saldırılar, tehditler, kınamalar olmuştur. Ancak böyle bir açıklamayla tarihe not düşerek önemli bir görev yapmıştır.

Sarıkamış da 90 bin kişinin düşmana değil de ağır kış koşullarına, açlığa yenik düşmesinin sorumlusu kimdir? Niye geçmişimizle, tarihle yüzleşmekten korkuyoruz?

Dersim de insanları mağaralara doldurup içeriye gaz bombası atanlar, resmi otoriteye karşı çıkan bir kısım eşkıya nedeniyle o bölge insanını potansiyel vatan haini ilan ederek yok edilmelerine göz yumanlar; kimlerdi, kime hizmet ettiler?

Bırakın hesap sormayı, birileri çıkıp da bu konuda özür dilediği zaman bile vatan haini muamelesi görüyorsa, biz ne zaman geçmişin yaralarını saracağız?

Gerek iktidarda olanların, gerekse muhalefet partilerinin bu konuları konuşmak, özeleştiri yapmak yerine sürekli geçmişin üzerini örtmeye çalışmaları asıl yaramıza tuz basmıyor mu?

Dersim hareket emrinin verildiği bina şimdi müze yapılacakmış.

Şimdi inanıyorum ki, AK Parti hükümeti bu kararı aldı diye muhalefet partileri dahil, bu ülkenin kimi aydınları, bilim adamları, yazarları kanaat önderleri de koro halinde bu normalleşme adımına karşı çıkacak, anlamsız gerekçelerle eleştireceklerdir.

Oysa böyle bir fırsat doğmuş, bir barış ortamı oluşmuş, hep birlikte bunu değerlendirelim demek varken, “bu durumdan AK Parti yarar sağlar ya da samimi değiller, siyaset yapıyorlar” diyerek klasik muhalefet anlayışını sürdürmenin kime ne yararı dokunur?

Dünyanın tüm ülkelerinde insanlık tarihiyle birlikte kadına yönelik şiddet ve eşitsizlik sürüp giderken, kısmi de olsan kadınların yürekli direnişi, vazgeçmedikleri mücadeleleri sonucunda kadın hakları konusunda olumlu adımlar atılıyor.

Ülkemizde de kadının özgürleşmesi, sosyal yaşama ve siyasete aktif katılımı noktasında bazı gelişmeler yaşanıyor ve bir normalleşemeye doğru yol alınırken sayın Cumhurbaşkanımız çıkıp öyle bir laf ediyor ki, bir kez daha yaramıza tuz basılıyor. “kadın-erkek eşitliği fitrata ters!”

Kadın-erkek eşitliğinden ne anlıyor bilemem ama, bizim kadınlarımızın savunduğu eşitlik, ne Erdoğan’ın sandığı gibi bir biyolojik eşitlik, ne de anlamsız bir “her koşulda eşitlik” anlayışı.

Kadınlarımız fırsat eşitliği istiyor, gerisini zaten onlar çözer.

Bu konuda geçmişte yapılan adaletsiz uygulamalar, kadına yönelik şiddet ve baskılar, eşitsizlikler bir ölçüde normalleşiyor derken, şimdi nereden çıktı bu fitrat söylemi?

Özellikle de ülkeyi yönetenlerin toplumun kimi hassasiyetlerini böylesine yok sayan bir tavır ve yaklaşım içerisinde olmaları tam da “kanayan yaraya tuz basmak” değil midir?

Uludere’de katledilenlerin, Afyon da patlayan cephaneliğin, Hatay da yaşanan intihar saldırısının sorumlularını bilmek, perde arkasını öğrenmek hakkımız değil mi?

Hrant Dink cinayetini basit bir silahlı saldırı gibi değerlendiren dönemin yetkililerinden hesap sorulmasını engelleyenler, Ogün Samast’ın “savcıya yeniden ifade vereceğim, üçüncü kişiyi açıklayacağım” diye açıklama yapmasının ardından bir vicdan muhasebesine girmeyecekler mi?

1 Mayıs katliamı, Kahramanmaraş, Çorum olayları, Madımak yangını ve benzeri yüzlerce olayın gerçek sorumluları ortaya çıkarılmadan, hesap sorulmadan bu ülkede normalleşme olmaz, barış sağlanamaz.

Gerçek anlamda bir barış ortamının yaratılması ancak geçmişle yüzleşerek, tarihle hesaplaşarak mümkün olur.

Bunları yaparken belki yaramıza tuz basacağız ama bunu yapmazsak da yaralarımız içten içe kanamaya devam edecek.

Faili meçhuller kanayan bir yaradır geçmişimizde, Diyarbakır başta olmak üzere, cezaevleri ve orada yaşanan insanlık dışı işkenceler çok daha acı bir yaradır. 27 Mayıstan itibaren 12 Martlar, 12 eylüller, 28 şubatlar, tüm darbe girişimleri ve kendi halkına zulmeden darbeciler vücudumuzda değil, yüreğimizde kanayan birer yaradır.

Bir daha faili meçhuller yaşanmasın, darbeler olmasın, baskı, zulüm, işkence olmasın diyorsak eğer; gelin son bir kez daha tuz basalım yaramıza, canımız yansın, yüreğimiz kanasın isterse ama barış içinde, eşit yurttaşlar olarak bir arada yaşayabilmek adına koyalım önyargılarımızı bir kenara, yeniden yeşertip umutlarımızı, geleceği hep birlikte planlayalım.

Bir çoğunuza biraz hayalcilik, biraz eyyamcılık gibi gelecek ama ben her gün yüzleşiyorum kendimle, geçmişimle hesaplaşmaktan yorgun düştüm.

Ne olur sizlerde biraz empati yapın, yaşanmışlıklarınızı bir kez daha gözden geçirin.

Atın geçmişteki tüm yalanları, yanlışları bir yana, İnanın daha iyi, daha mutlu bir güne uyanacaksınız.

AYHAN ONGUN(Gazeteci-Yazar) 25.11.2014/BODRUM

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 392
Toplam yorum
: 69
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 155
Kayıt tarihi
: 13.01.10
 
 

Barış içinde, birlikte yaşayabilmek adına insan ve emek odaklı paylaşımlardan yanayım.   Öğretmen..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster