Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Kasım '21

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
14
 

Yaratıcılık 2

İlahi alanı da ancak köleci bir yapı içine geçince, ayan beyan görür olduk. Köleci ittifakların ilk ete kemiğe bürünme biçimi monarşidir. Monarşi rızk veren mülk sahibiyle ahit sen olunan yapı biçimiydi

 

Yaratıcılığı hazırlayan tarihsel dönüşümün temel ön envanterle bileşimleri bilmeden, ne idüğü belirsiz bir yaratıcılık kavramı ortaya atılıyordu. Bilişsel süreçleri bilmeden kolektif organizmayı kavramadan yaratıcılığı da kavrayamazsınız. Kavradığınız da yüzeysel bilgi ve biçimsel bilgi olmaktan öte gidemez.

 

Kişisi bencilliğe endeksli av yapmadaki yaratıcılığınız sizi, Mars’ı bilecek olan yaratıcılığa götüremez. Bu nedenle bencil düşünce tavır ve hilelere yaratıcılık atfedersiniz. Oysa tekil kişi düşünmesinin bırakın yaratıcı olmasını, groteski anlamalara sahip animizdi bir anlamaydı. Yani ilk sel hayatın içinde doğuştan gelen bir yaratıcılık yoktu.

 

Alet kullanma zekâdır ama yaratıcılık değildi. Alet yapma yaratıcılıktı. Atalarımız aleti neolitik çağ içinde yani kolektif ilişkiler içinde yapmışlardır.  Özellikle de üreten totem meslekleri içinde alet yapma yaratıcılığı, her mesleğin kendi içinde dallanmış çatallanmıştır. 

 

Çoban olup ta saban yapan, çapa yapan vs. çoban bir kült yok. Yine tarımcı olup ta çarık giyen bir tarımcı kült yok. Bu iki yapı ittifak eden birleşme ve temaslarla kendilerinde eksik olanı karşı tarafın emek gücü içinde tamamladı. Böylece çobana kültün dil ve düşüncesi içine tarımcı dil ve tarımcı sözcükler yansıdığı gibi tarımcı biliş buluş ve alet yapmanın kapasitesi de yansımıştı.

 

Aynı şekilde tarımcı bir dil ve tarımcı bir düşünme tarzının içine çobanların kullandığı dil ve çobanlara özgü araç, gereç, biliş, buluşlar tarımcı kültün envanterleri içine yansımış böylece toplumsal yaratıcılığı da ortaya koyacak toplumsal kapasitenin temeli atılmıştı.

 

Yaratıcılığı anlamak için sosyo toplumsal oluşa bakmamız gerekir. Sosyal yapı da toplum sal yapı da kolektif yapılardır. Sosyal yapılar “doğada sağlama ve sağlatma” yapma üzerine istihkakla paylaşımdı.

 

Toplumlar “üretim hareketi üzerine sağlama ve sağlatma” yapanın istihkakla paydaşlığıydı. Bizler kolektif organizmaya da ancak bu tür oluşumlar içinde ona, onun dışındaki başka bir gelişmiş düzlem içinde bakarsak, o zaman bir önceki kolektif organizmayı görürüz.

 

Avcı toplayıcı düzen, kendisini de üreten kapasiteli yaratıcılığı da bilemez. Üreten kapasiteli yaratıcılık içinde geçip te geçmişe doğru bakabildiğiniz zaman avcı toplayıcı düzeni anlayıp bilebilirdiniz.  Yani avcı toplayıcı düzen geçmişe doğru baktığında geçmişi hep avcı toplayıcı düzen olarak görür ve onu anlayamaz, o öyle olduğu için öyledir diye anlar.

 

 

Oysa üreten ilişki, avcı toplayıcı yapı ile arasına; üreten ilişkilere özgü yeni bir eylemli ve düşünsel bir zaman mekân mesafesi koymakla süreci aşamalı edip avcı toplayıcı yapıyı enine boyun anlamaya ve ifade etmeye başlar.

 

Şimdiki köleci toplumsal organizmaya köleci ilişki dışında ve dışarıdan bakamıyoruz. Hemcinsler totem alana, totem alan içinde, totemi mana ile baktılar. İlahi dönem içinde de ilahi döneme inşanın kurucusu olan ilahların imajıyla baktılar. Bundan ötürü şimdiki köleci kapitalist dehşeti de MÜLKÜN ve dinin sahibi olan kutsal bir kültün, takdirce lütfu olarak görüyorduk.

 

Çalışmamız boyunca gördük doğuştan bir verili üstünlük yoktu. Üstün insan da yoktu. Sizin o konuya tarihsel olarak ve güncel olarak hazır olup olmamanız vardır. Yani sizin bir konuda ilgi ve ihtiyacınıza göre düzenin izin verdiğinden öte tarihsel ve güncel koşullarda yansıyan pay almanız vardı.

 

Yetinize üstün insan dedirtecek konuda size daha önce yansımış ve yansımamış bir kolektif kapasiteli hafızanın; sizin öznel dünyanız içinde özümlenmekle işlenmiş olup, işlenmemiş olmasının dahli vardır.

 

Köleci alan sizi tigin olarak, şehzade olarak hazırlarlarsa siz yönetme işinde üstün insan olursunuz. Ama bir baklavayı nasıl yapacağınızı bilememekle de ve bir kedi ile temel düzlem verileri üzerinde bağıntı kuramamakla da yaratıcı gücünüz sıfıra iner.

 

Üstün insan dediğiniz biri buradaki ateşi alıp 1 km öteye söndürmeden nasıl götüreceğini kestiremez iken, avuçları içine küle saklanmış közü alıp arada bir közün kömürüne üflemekle bir kilometre öteye taşıyan sıradan pratik bir kişinin karşısında üstün kişinin vasfı nedir*

 

Doğanın oluşumu ve toplumların oluşumu genelde eksiğini tamamlama üzerinedir. Üstün insan dediklerimiz toplumsal alan içindeki kişilerin en az durumla oldukları alanda kapasite ve yetenektirler. En az kişilerin içinde oldukları alan, en çok kişilerle içinde olunan kapasiteyi en çok etkiliyordu.

 

En az insanın konumlanması olan alanın en çok etiyle toplumsal tamamlayıcılığına biz hayret ederek bunlara üstün insan diyorduk. Oysa her kişi bir yetenek ve kapasitedir. Suyu görürseniz, kapasiteniz içinde yüzme gibi özelleşen davranışlarla olacağınızı görürsünüz.

 

Çevrenizde göl, nehir yoksa ve biri size yüzmeden bahsetmemişse kapasiteniz içinde yüzme olabilecek davranışlar entegresini bulamazsınız. Suyla karşılaştığınızda da su içinde rastgeleyle olan aktivitenizin kısa sürede özelleşen koordinasyonlarla nasıl özelleşip hayati bir yeteneğe dönüştüğünü göreceksiniz.

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 401
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 106
Kayıt tarihi
: 26.11.10
 
 

26 yıllık sınıf öğretmenliğinden sonra emekli oldu. Şiir çalışmaları ve deneme türü olan, toplum ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster