Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Eylül '07

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
8411
 

Yaratma cesareti

Yaratma cesareti
 

İnsanoğlunun özellikle sanatçıların sahip olduğu yaratma gücü her zaman ilgi çekip merak uyandıran konulardan biri olmuştur. Yaratıcılık üzerine yazılmış en önemli eserlerden birisi Amerikan psikolojisi ve varoluşcu psikoterapinin önde gelen ismi Rollo May’ın " Yaratma Cesareti " (*) isimli kitabıdır.

" Yaratma Cesareti " kendini iki önemli kavramla tanıtmaktadır. Yaratıcılık ve Cesaret.

Cesaretin umutsuzluğun karşıtı olmadığına dikkat çeken May’e göre cesaret, umutsuzluğa rağmen ilerleyebilme yetisidir. Cesaret salt inatçılık değil, gözü peklik de. Özgün fikirleri ifade etmek, kendi varlığını dinlemektir cesaret.

Cesareti fiziksel, moral, toplumsal ve yaratıcı olmak üzere dörde ayıran May’a göre tüm cesaret çeşitleri içinde en önemlisi olan yaratıcı cesaret, yeni bir toplum inşasında yeni biçimlerin , yeni sembollerin , yeni modellerin bulunmasıdır. Her uğraş yaratıcı cesaret gerektirebilir ve gerektirir. Günümüzde, teknoloji ve mühendislik, siyaset, iş dünyası ve kuşkusuz eğitim, tüm bu uğraşlar ve diğer bir çoğu köklü bir değişimin ortasındalar; ve bu değişimi değerlendirecek ve yönlendirecek cesur insanlar gerekmekte. Yaratıcı cesarete duyulan gereksinim, uğraşın geçirmekte olduğu değişimin derecesiyle doğru orantılı.

Oysa yeni biçimleri ve sembolleri hemen dolaysızca ortaya çıkaran sanatçılardır. Sanatçılar; oyun yazarları, müzisyenler, ressamlar, dansçılar, şairler ; yeni sembolleri , şiirsel , işitsel , plastik, dramatik imgeler biçiminde resmetmekteler. Sanatçı varlığının gizli boyutlarında kısmen kökensel ve kısmen deneyimden kaynaklanan bazı biçimleri taşır ve bunları dışa vurur. Dışa vurdukları kültürlerinin tinsel anlamlarıdır.

Yaratıcılık zordur ve çok cesaret gerektirir. Çağlar boyunca otantik biçimde yaratıcı kişiler kendilerini sürekli bir mücadele içinde buldular. Degas vaktiyle şöyle yazmış: " Ressam resmini, suçlunun suç işlerken hissettiği duyguyla yapar " .

Musevilik ve Hıristiyanlık’ta oyma bir put yapmama, dünyada benzeri bulunan bir şeyi yapmama emri puta taparlığı engellemenin yanı sıra, her toplumun sanatçılarına, şairlerine ve ermişlerine beslediği tarihten bağımsız endişeyi de dile getirmektedir.Çünkü sanatçılar , her toplumun kendini korumaya adadığı statükoyu tehdit eden kişilerdir.

Sanatçılar, insanoğlunun süregelen kafa tutma gücünün taşıyıcılarıdır. "Şair şiirlerini öfkesinden çıkarır yazar " demiştir Kunitz. Öfke, toplumumuzda fazlasıyla bulunan adaletsizliğe karşıdır. Ama eninde sonunda tüm adaletsizliğin protipine karşıdır: Ölüme. Yaratıcılık ölümsüzlük için duyulan bir özlemdir, ölüme başkaldırma, onunla mücadele etme.

Yaratıcı edim başkaldırıdan doğar diyen ve yaratıcılığı " yapma, varlığı ortaya çıkarma süreci " olarak tanımlayan May’a göre yaratıcı edimdeki ilk unsur karşılaşmadır. Karşılaşma nesnel dünyayla gerçek bir ilişkiyi temsil etmektedir. Karşılaşma iradi bir çabayı yani istem gücünü içerebilirde, içermeyebilirde. Esas nokta iradi çabanın varlığı yada yokluğu değil, gömülmenin, yoğunlaşmanın derecesidir. Belirgin nitelikte bir bağlanma olmalıdır diyen May kaçak yaratıcılıkta karşılaşmanın eksik kaldığını ve has yaratıcılıktan bu yanıyla ayrıldığını belirtmektedir. Yüzeysel bir estetizm olan ve yapmacık sanat olarak adlandırdığı sanat ile yeni bir şeye varlık kazandırma süresi olarak tanımladığı has sanatı birbirinden kesin çizgilerle ayırmaktadır.

Gerçek sanatçılar insan bilincini genişletenlerdir diyen May karşılaşma kavramı ile yetenek ve yaratıcılık arasında net bir ayırım yapmaktadır. Bireyin, kullansa da kullanmasa da yeteneği olabilir; yetenek bireyde şu veya bu olarak ölçülebilir. Ancak yaratıcılık sadece edimde görülebilir. Büyük bir yetenekle birlikte büyük karşılaşmaya, bunun sonucunda da büyük yaratıcılığa sahip olunabilinir. Bazense pek fazla yeteneği olmayan yüksek bir yaratıcılık olabilir diyen May yaratıcı edimdeki ikinci unsurun karşılaşmanın yoğunluğu olduğunu ifade etmektedir. Gömülmek, emilmek, kapılıp gitmek, bütünüyle dalıp gitmek .

Hangi isimle adlandırılırsa adlandırılsın May’a göre has yaratıcılık, yoğun bir farkındalık , bir bilinç artışıdır. Yoğun coşku hissidir. Bilincin artışı ile at başı giden , kişi kendi gizilgüçlerini gerçekleştirirken akıp giden duygu olan çoşku.

Farkındalığın bu yoğunlaşması, bilinçli veya istençli bir amaçla bağlantılı olmak zorunda değildir. Dalgınken, rüyalarda yada bu gibi bilinçaltı düzeylerde meydana çıkabilir. Yaratıcılık, yoğunlaşmanın değişik derecelerinde, bilinçli istencin doğrudan kontrolünde olmaksızın sürmektedir. Dalgınlık, gevşeme anlarında gelen bilinçdışı kavrayışların, kişinin üzerinde kendini vererek ve büyük emek harcayarak çalıştığı alanlara mahsus olduğunu belirten May’a göre karşılaşma, her zaman iki kutup arasındaki bir buluşmadır. Öznel kutup, yaratıcı edim içindeki bilinçli kişinin kendisidir. Bu diyalektik ilişkinin nesnel kutbu ise kişinin kendi dünyasıyla karşılaşmasıdır. Dünya bir kişinin içinde var olduğu anlamlı ilişkilerin bir modelidir ve o kişi , bu dünyanın tasarlanmasında yer alır. Dünyayla benlik arasında ve benlikle dünya arasında kesintisiz bir diyalektik süreç sürer gider. May’a göre dünya kutbu bir bireyin yaratıcılığının ayrılmaz bir parçasıdır. Bir başka deyişle " yaratıcılık bilinci yoğunlaşmış insanın kendi dünyasıyla karşılaşmasıdır " demektedir May.

Yaratıcılık ve Bilinçdışı arasında çok yakın bir ilişki olduğunu ileri süren ve bilinçdışını , " bireyin gerçekleyemeyeceği veya gerçeklemeyeceği eylem ve farkındalık gizil güçleri " olarak tanımlayan May’a göre fikirler farkındalık düzeyinin altındaki bu derinlikten, bilinçdışından fırlar gelir ve bilinçdışı özgür yaratıcığın kaynağını teşkil eder.

Kavrayış, bilinçli zihne, ussal bir biçimde düşünme çabasına karşı zorlayarak girer. Bilinçdışı, sımsıkı sarılınan bilinçli inancı yarıp geçer. Kafada aniden bir şimşek çakar. Bu kavrayışın öne fırlamasıyla ortaya çıkan ikinci şey, çevredeki her şeyin aniden canlılık kazanmasıdır. Bu bilincin yükselme durumudur. Bilinçdışı, bilincin derindeki boyutudur; bu çeşit bir kutupsal çatışma içinde bilince yükselince sonuçta, bilinç yoğunlaşmaktadır. Sadece düşünce yetisini yükseltmekle kalmaz; duyumsal süreçleri de güçlendirir; ve belleği de yoğunlaştırır. Kavrayışın belirişinin asıl unsurlarından biride kendimizi verişimizdir. Kavrayış daha çok, tam da bilincimizle kendimizi en yoğun biçimde bağladığımız alanlardaki bilinçdışı düzeylerden doğar. Kavrayış, çalışma ve gevşeme arasındaki bir geçiş anında; iradi çabanın kesintiye uğradığı ara zamanlarda gelir. Kavrayış sık sık istirahat ve çalışma arasındaki paydos anında ya da süresinde belirir. Bu anlar zihnin iç kontrollerinin gevşediği anlardır.

May bu noktada, bilinçdışımızdan gelecek kavrayışları yaşamımıza alabilmek için, kendimize tek başına olabilme yetisini kazandırmak zorunda olduğumuzu belirtmektedir. May, modern telâşe uygarlığında yaşayan insanların, radyo ve TV’nin sürekli bangır tısı arasında, kendilerini ister TV izleyiciliğinin edilgenliği cinsinden olsun, isterse konuşmanın, çalışmanın ve etkinlik için etkinliğin cinsinden olsun, her çeşitten uyarıya tabi kılarak, sürekli meşgaleler yüzünden bilinçdışının derinliklerinden çıkıp gelecek kavrayışlara yol açmayı gitgide daha zor bulduklarını ifade etmektedir.

Aydınlanmanın birdenbire olduğunu söyleyen May, kavrayışın, kişinin kuramlarında bilinçle sarıldığı şeye karşı çıkıp geldiğini, bir bakıma da ona karşı gelmek durumunda olduğunu belirtmektedir. Hal böyle olunca yaratıcı bilinç dışı, uyumculuğa karşı bir gözdağı, mevcut sisteme karşı bir tehdittir. Şaşırtıcı ölçüde mekanize olmuş bir dünyada mekanizasyon, tekbiçimciliği, önceden bilinirliği ve düzeni gerektirir; oysa yaratıcı bilinç dışının yarattığı kavrayış özgün ve usdışıdır ve kentsoylu düzen ve tek biçimciliğe yöneltilmiş reddedilmez bir tehdidi ifade etmektedirler.

Şair nasıl uyumculuğa karşı bir gözdağıysa, politik diktatörler için de sürekli bir tehdittir demektedir May. Sanatçının yaratıcılığı özgürdür ve her çeşitten doğmacı – siyasi olduğu kadar bilimsel, ekonomik, ahlaksal da - sanatçının yaratıcı özgürlüğü tarafından tehdit edilir. Bunun böyle olması zorunlu ve kaçınılmazdır.

Sanatçılar ve diğer yaratıcı insanlar sistemin olası yıkıcılarıdırlar. Yaratıcı itilim , bilinç eşiği ile bilinçdışının ifade bulan biçimleri ve konuşan sesi olduğu için, tam da bu doğasından ötürü ussallığa ve dış kontrole yönelmiş bir tehdittir. Dogmatikler bu yüzden sanatçıların ipini kaçırmak istemezler. Ancak sanatçı kontrol edilemez, edilebilseydi bu sanatın ölümü demek olurdu demektedir May.

May yaratıcılığın bir karşılaşma edimi içinde ortaya çıktığını ve ancak karşılaşma merkez olarak alınırsa anlaşılabileceğini ileri sürmektedir. Yaratıcı edim iki kutup arasındaki bir karşılaşmadır. Öznel kutbu kişi, nesnel kutbu ise dünya diğer bir ifade ile gerçekliktir. Sanat ürünü karşılaşmadan doğar. Bu sadece resim için değil, şiir ve yaratıcılığın diğer biçimleri içinde doğrudur der May.

Sanat öğrencilerinin büyük yeteneğe sahip olduklarını ama tutku ya da kendilerini vermede eksik olduklarını söyleyen May’a göre sanat ürününü doğuran karşılaşmanın ayırt edici özelliği tutku denilebilecek yoğunlaşma derecesidir.

Her çeşitten şiirsel ve yaratıcı kavrayış bize gevşeme anlarında gelir demektedir May. Yaratıcılığı üreten gevşeme değildir. Gevşeme kişiyi sadece yoğun çabaları ve bunlara eşlik eden engellemelerden uzaklaştırmaya yarar, ki yaratıcı itilim kendini ifade etmek üzere dizginlerinden boşansın. Yaratıcı kavrayış gelişi güzel bir biçimde de olmaz demektedir May, onlar, kendimizi yoğun bir biçimde verdiğimiz, diri ve bilinçle yoğunlaştığımız deneyimlerimizin alanında belirirler.

Yaratıcı edimde doğan semboller ve mitler, farkındalığımızın alanına çocuksu, arkaik endişeleri, bilinçdışı özlemleri ve benzeri ilkel ruhsal içerikleri getirir. Bu çehre onların geriye bakan çehresidir. Ama aynı zamanda, yeni anlamlar, yeni biçimleri ortaya çıkararak, daha önce bu haliyle mevcut olmamış bir gerçekliği de açımlayabilirler; sadece öznel olmayan, ikinci kutbu bizim dışımızda olan bir gerçekliği.

Bu yüksek bilinçliliği, karşılaşmanın özniteliği olarak niteleyen May, yüksek bilinçliliğin; öznel deneyim ve nesnel gerçeklik arasındaki ikiliğin aşıldığı ve yeni anlamlar açımlayan sembollerin doğduğu bu durumun, tarihsel olarak "vecd " sözcüğüyle karşılandığını ifade etmektedir. Vecd hali özne – nesne ikiliğinin geçici olarak aşılışıdır.

Karşılaşma deneyimi kendisiyle birlikte kaygıyı da getirir. Olgun yaratıcılıkta , Sanatçı , yaratılmış eserdeki coşkuyu yaşayacaksa, kaygıyla yüzyüze gelmelidir demektedir May. Kaygı, karşılaşmada meydana gelen benlik – dünya ilişkisindeki sarsıntının ayrılmaz bir refakatçisidir. Hissedilen kaygı geçici bir köksüzlük, yönsüzlük; bu kaygı hiçliğin kaygısı.

Yaratıcı insanlar , “ tanrısal delirme “ ödülü uğruna, güvenceden yoksun kalma, duyarlık ve savunmazlık cinsinden yüksek bir bedeli ödeyerek, kaygıyla yaşayabiliyor olmalarıyla ayırt ediliyorlar. Yokluktan kaçmadan, onunla karşılaşarak ve güreşerek, onu, varlığı üretmeye zorluyorlar.

Yaratıcılığın kendisinin sınırlar gerektirdiğini ile süren May’a göre yaratıcı edim insanı sınırlayan şeyle birlikte ve ona karşı ortaya çıkar. Bilincin kendisi bu sınırların farkına varılmasından doğup çıkar. İnsan bilinci varoluşun ayırt edici yanıdır, sınırlamalar olmasaydı asla geliştirilemezdi demektedir May. Bilinç, olanaklar ve sınırlılıklar arasındaki diyalektik gerilimden doğup gelen bir farkındalıktır. Hiçbir sınır olmamış olsaydı, bilinç de olmazdı. Bilinç, cennette yasak olarak konulmuş bir sınıra karşı mücadele için doğmuştur. İnsan kişiliğine konan sınırlara karşı durmak, gerçekte genişleyici bir hal alır. Böylece sınırlanma ve genişleme el ele giderler.

May, insanlar, herhangi bir etki biçiminde bütünleneceklerse, bir yasaklar yığını altında yitmiş olan kişiliklerinin " yitik " yanlarını tekrar ele geçirmelidirler demektedir. Yaratıcılığı bir bilinçsizlik, bir kendinden geçmenin ötesinde, kendiyle tümleşmiş, bilinçli bir itkiyle dönüştürülen bir enerji olarak nitelemektedir. May, hastalarından edindiği deneyimlerle, özellikle çocukların sanatına değinerek, çocukların sanatı bir tanımlanmamışlık niteliğiyle karakterize edilebilir demektedir. Nesnel olmayan sanatla apaçık benzerliğine karşın, henüz otantik olgun sanat için gereken gerilimden yoksundur diyerek önemli bir vurgu yapmaktadır. Çünkü May’a göre yaratı salt kendiliğindenliğe değil tam da bunu belli ölçüde yönlendiren dehaya bağlıdır.

Yaratıcılık, kendiliğindenlik ve sınırlamalar arasındaki gerilimden doğar, sınırlamalar ( nehrin kıyıları gibi ) kendiliğindenliği sanat ya da şiir eseri için aslolan farklı biçimlere zorlar. Sınırlamalar kuşkusuz yaratıcı sürecin başlangıcını oluşturur. Çelişki sınırları öngörür ve sınırlarla mücadele gerçekte yaratıcı üretimlerin kaynağıdır. Sanat eserinde var olan hakim olunmuş ve aşılmış gerilim, sanatçıların sınırlamalar ile ve sınırlamalara karşı başarılı mücadelelerinin sonucudur.

Yaratıcı süreç, biçim için duyulan tutkunun dışavurumudur. Biçim yaratıcı edim için esas yapı ve sınırları sağlar. Parçalanmaya karşı bir mücadeledir yaratıcı süreç: Uyum ve bütünleşmeyi doğuracak olan yeni varlık türlerinin var oluşa getirilme mücadelesi.

Kitap " Platon’un bize özet olacak çarpıcı bir öğüdü " tanımlamasıyla platondan verilen bir alıntı ile bitmektedir.

" Bu yolu hakkınca yürümek isteyen biri gençliğinde güzel biçimleri ziyaret ederek başlamalı; eğer ilk başta eğitmeni tarafından, yolu ona bu güzel biçimlerden sadece birini sevecek şekilde doğru olarak gösterilirse, bu tek sevilenden doğru ve güzel düşünceler yaratacaktır ve sonra, o tek olanın biçiminin güzelliğinin bir diğerinin güzelliğine benzer olduğunu ve her biçimdeki güzelliğin tek ve aynı olduğunu kendi kendine algılayacaktır."

May, 147 sayfadan oluşan kitabında yaratıcılığın doğasını tüm yönleri ile ele alıp yaratıcılığı psikoloji, psikiyatri ve felsefe açısından irdelemektedir. Yaratma Cesareti her sayfasında sanat üzerine, yaratıcılık üzerine çok şeyler söyleyen, yeni ufuklar açan ilginç bir kitap. Yaratma ediminin insana yabancı olmadığını, kendi varlığımızı ve insanlığımızı keşfetmek için cesur bir savaşıma gereksinim duyduğumuzu hatırlatan önemli bir eser. Kısıtlanmış dünyalarımızdan çıkmak için açılan bir kapı.

(*) Rollo May, Yaratma Cesareti, Çev. Alper Oysal, Metis Yayıncılık, 9. basım Temmuz 2005

B. Sıtkı GÜRLER 03.09.2007

sonsuz öteki bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

emekle bize sunan yüreğinize sağlık.Ayrıca önerisiyle dikkâttimizi çeken Ersin Bey'e teşekkürler,kendime de farkındalık notumu zayıf veriyorum,gecikmeli okur olduğum için. Rollo May'in,bilinmeyene araladığı kapıdan sızan ışık demetlerini,kaleminizin ucunda toplayarak akıcı bir dille sunan yüreğinize tekrar sağlık.Yerçekimi ile gök devinimini kendinde buluşturan insanın karşılaşma deneyiminin medcezirlerini,gözü pek bir yolculuğun kararlılığı ne güzel anlatılmış.Okumak istediğim kitapların ömrüme sığmasını çok isterim.Vesile oldunuz,sevgilerimle.

Şerife Mutlu 
 18.10.2008 16:29
Cevap :
Bu güzel ve nazik yorumunuz için çok teşekkür ediyorum sayın Mutlu. saygılarımla.  19.10.2008 12:11
 

Tavsiyesi üzerine biraz geç de olsa okudum. Sağ olsun ben de yaratıcılığa dair kırıntılar görmüş. Benzer şeyleri yaşamama rağmen iltifat olarak alıyorum ben. Çünkü yazmaktan, daha doğrusu karalamaktan" başka dünyaya kattığım bir değer, bir buluş yok ve etrafımdaki insanları genelde ya çok mutsuz ediyor ya da sürekli çatışıyorum. Yaşım kırk olduğu halde. Bu beni de mutsuz ediyor tabii. Fakat yazınızı ve diğerlerini sonra tekrar okuyacağım. Zira son günlerde yine yüksek seyirli çatışmalar yaşıyorum kafam kıyak. Dalgın yani. Sevgiler.

Ayrıntıda gezinmek 
 13.01.2008 18:45
Cevap :
Kendinize haksızlık etmeyin lütfen, karalamak diye ifade ettiğiniz yazılarınızı beğenerek takip ediyorum. 2008 yılında herşeyin gönlünüzce ve yeterince olmasını diliyorum. Teşekkür ederim.  14.01.2008 14:43
 

Sn Gürler Mistizmi ileri sürerken "yaratıcı sebep" e giden bir idealizmi vurgulamak istedim. Beni böyle düşünmeye yönelten ise, yazarın "bilinç dışı kavrayış" ifadesi etrafındaki yorumları oldu. Bunu orjinal kaynağına başvurarak değerlendirmek daha doğru olacaktır sanırım. Eserin tamamını okumadan da peşin yargı hatasına düşmek de istemiyorum. Diğer taraftan konunun tam da bam telini oluşturan "Mistizm yaratıcılığı doğurmaz öldürür" önermesini tartışmayı ve -ön kabul haricinde doğrulayan-bir sonuca ulaşabilmeyi çok isterim. Ancak sanat ve düşün tarihi bunun aksi örneklerinin kabullerini de taşıyor. Ayrıca eserde atıfta bulunulan Platon'un kendisi felsefede idealist bir düşünür olarak biliniyor. İşte tam da bu noktada söz konusu eserin bu niteliklere kaydığı kuşkusuna kapıldığımı ifade etmek istedim. Sevgi ve saygılarımla Hakan KİLDOKUM

Hakan Kildokum 
 05.09.2007 10:40
Cevap :
Sayın Kıldokum , görüşleriniz yorumlarınız ve katkılarınız için teşekkür ediyorum. Orjinal kaynağa başvurulmasını müteakip geniş katılımlı olarak konuyu tekrar ele alıp tartışmayı ben de gerçekten çok isterim. Saygılarımla  05.09.2007 14:28
 

Okudum Rollo May'ı. Hem de iki kez. Aklımda kalan kitabı okuduktan sonra müthiş bir yazma dürtüsü hissetmemdi. selamlar. ezgi umut

Ezgi Umut 
 05.09.2007 2:55
Cevap :
Katkınız için teşekkür ederim sayın Umut..  05.09.2007 12:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 27
Toplam yorum
: 88
Toplam mesaj
: 37
Ort. okunma sayısı
: 12463
Kayıt tarihi
: 12.03.07
 
 

1960 Tefenni doğumluyum.Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ekonomi Bölümü 1..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster