Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Mayıs '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
55
 

Yardım kampanyası

23 Ekim 2011, bir pazar günü. Melis o gün iki sebepten fazlasıyla heyecanlı ve mutluydu; ilki sonunda meslek hayatına atılmış üstüne üstlük ilk maaşı da banka hesabına yatmıştı,ikincisiyse o gün onun tam 26.doğum günüydü. Bir haftadır arkadaşlarıyla o gece çifte kutlama yapmak için yemeğe gitmeyi planlıyorlardı. Hatta rezervasyonları bile tamamdı. Akşama doğru hazırlanmaya başlamadan biraz önce canı sıkılınca televizyonu açtı, bir yandan da dalgın dalgın elindeki kataloglara göz gezdiriyordu. Sonra o acı haberi duydu,Van deprem haberini. Önce tam algılayamadı,gerçek olduğuna inanmayı reddetti. Aradan 15 dakika geçmiş olmasına rağmen o hala “kamera şakasıııı”diye ortaya fırlayacak birilerini bekliyordu. Ama olmadı. İlk şoku atlatınca gözünden yaşlar süzülmeye başladı. Oradaki insanları, o kaosu hayal etti ve gözyaşları şiddetlendi. Geçmişte yaşadığı tüm acıları su yüzüne çıkmıştı tek bir haberle. Haberin onu bu kadar derinden etkilemesinin bir nedeni vardı,yıllar önce 1999 Gölcük depreminde on bir yaşında bir kızken kendinden dört yaş büyük olan ve sonsuz sevgiyle bağlı olup herşeyini paylaştığı ablasını kaybetmişti. O günden beri ne kadar arkadaş edinirse edinsin,yalnız kalmamaya ne kadar özen gösterirse göstersin onu asla terketmeyen tek duygu eksiklikti. Bu büyük acı zamanla hafiflemesine rağmen tam olarak su altına inememişti. Sürekli onu bir şekilde bulur,aklına gelir ve içini yakardı. Tüm bunları düşündükten sonra çaresizce,ne yapacağını bilmeksizin oturduğu yerde kaldı. Ağlaması bitmişti,şimdiyse bomboş gözlerle bir noktaya kilitlenmiş öylece bakıyordu. Bir süre daha bu şekilde devam ettikten sonra silkelenmesi gerektiğini düşündü. Onların yaşadığının ne olduğunu birçok kişiden daha iyi biliyordu ve bu şekilde İstanbul’da kalıp da çalışmaya devam edemeyeceğinin farkına vardı,onun yüreği bunu kaldırmazdı. Oradakileri görüp de anıları tekrar canladığında acı çekebilceğini bile bile Van’a gidecekti. Azda olsa o insanların acılarını hafifletmeye,karınlarını doyurmaya,ısıtmaya ve neşelendirmeye gidecekti. Bunu ablası için yapacaktı. O da Melis gibi yardımseverdi,onunla olsaydı aynı şeyleri isteyeceğinden şüphesizdi. Bunun için toparlanıp harekete geçti ama nerden başlayacağını bilmiyordu.

En sonunda yemeğe gitmesi gerektiğini,böylece bunu daha çok kişiye duyurup daha büyük bir yardım organizasyonu ayarlayabileciğini düşündü. Hazırlanıp yemeğe gitti. Toplam 15 kişilerdi ve tam 8 kişiden onay aldı,2 gün sonra Van’a gidiyorlardı. Akşam araya bazı tanıdıkları sokup,Beşiktaş ve Kadıköy‘de 2 gün süreli yardım kampanyaları düzenlendi. Arkadaşlarından geriye kalan 7 kişi de İstanbul’da kalıp yardım kampanyası için malzeme ve tır ayarlamaya gönüllü oldular. 1 hafta sonunda tırlarla ilgilenen grup Van’a gidecekti böylece Melis ve diğerleri de işlerinden fazla uzakta kalmayacaklardı. Melis akşam eve dönerken içinde büyük bir güçle filizlenmeye başlayan bir coşku vardı. Ertesi gün ilk maaşının bir kısmıyla uçak biletleri alındı ve hazırlıklar başladı. Melis iki büyük bavula kuru yiyecek,battaniye,su,ilaç,birkaç çadır ve fener gibi acil olabilecek ihtiyaçlarla doldurdu. Tırlar gelene kadar idare etmeleri gerekiyordu. Küçük bir el çantasını da oyuncak ve şekerle tıka basa doldurdu. Ne de olsa en kolay ve öncelikli olan çocukları mutlu etmekti. Sonunda büyük gün geldi. Kendi kampanyaları bitmiş,ayarlanan toplam 8 tır yola çıkmıştı. Uçakları 1 saat içinde kalkıyordu. Melis karışık duygular içerisindeydi. Bir yandan birkaç saat sonra yaşayacakları onu içten içe ürkütüyordu. Diğer yandan da yaptıklarından büyük haz duyuyordu. O 1 saat su gibi akıp geçti. Uçakları havaalanına indiğinde etrafta kendileri gibi yardıma gelmiş yüzlerce insan gördüler,çoğu da üniversitelerden toplaşıp gelmişlerdi. Kalabalığın içinden sıyrılıp Erciş’e doğru yola koyuldular. Melis durgunluğunu korusada bu soğukkanlılğın getidirdiği cesur bir durgunluktu. Geçen her bir kilometrede kendinden ve yaptığı işin doğruluğundan biraz daha emin oldu. Sonunda büyük hasar gören bölgeye vardıklarında hava kararmıştı,saat 9’a geliyordu.

Depremzede çadırlarının yakınlarına 4 tane çadır kurdular. Birine bavulları yerleştirdiler. Diğerlerineyse yaralılardan çok kötü durumda olan ve dışarıda kalanları battaniyelerle yatırdılar. Ardından hepsi yanına biraz oyuncak,ialç,yemek ve su alarak dağıldılar. Melis’in gözüne ilk takılan 13 yaşlarında bir erkek çocuğu oldu. Biraz durup da onu uzaktan izledi. Annesi ve kız kardeşine evin erkeği edasıyla yaklaşıyordu. Onların ihtiyaçlarını özelliklede hasta gözüken kız kardeşinin temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır gibi bir havası vardı. Tüm gücünü topladı ve yanında gitmek üzere adım atacaktı ki durdu. Aklına babasının hep tekrarladığı şu söz geldi: “Verilen yardımın vereni mağrur,alanı mağdur etmemesi gerekir kızım,hayatta birilerine yardım etmeden önce bunu da göz önünden bulundur.” Bunun üzerine onlara vereceği herşeyi büyükçe bir poşete koyup üzerine de not yazıp sessizce yanlarına bıraktı ve uzaklaştı. Aslında bu yaptığı hakkında az da olsa tereddüte düşmüştü çünkü ailenin babasını bile görememişti,belki de enkaz altındaydı. Zaten depreşmeye hazır olan duyguları göz pınarlarından yaş olarak akmadan hemen önce baba elinde bikaç battaniye ve su şişesiyle gelince içine su serpildi. Aile onun koyduğu poşeti ve içindekileri görünce,gözlerine yansıyan mutluluk ve umut herşeye değerdi. Biraz daha yürüdükten sonra taş parçalarının üstüne oturmuş,hüngür hüngür ağlayan küçücük bir kızla karşılaştı. Hemen yanına koştu. Adının Ayşe olduğunu,5yaşında olduğunu ve ailesini kaybettiği için ağladığını öğrendi. Melis’in içi sızladı. Önce ne yapacağını bilemeden etrafna bakınıp durdu fakat sonra Ayşe için yapabileceği en hayırlı şeyi yaptı ve ailesinin onu bulması için dua ederek küçük kızı Kızılay görevlilerine teslim etti. Dağıtım işine biraz daha devam etti,kimileriyle gidip sohbet etti,kimilerine oyuncak verdi kimilerininse sırtını sıvazladı,dertlerini dileyip ortak oldu. Böylece ilk gecesini tamamlamıştı. Arkadaşlarıyla birlikte Kızılay’ın çadırlarında kaldılar. Bir iki gün daha bu şekilde devam ettikten sonra tırlar Van’a vardı böylece işleri büyük oranda kolaylaştı. Hem de daha büyük kitlelere hizmette bulunabildiler. Bu şekilde bir haftayı tamamladılar. Gitmeden önce tanıştığı herkesle vedalaştıktan sonra tekrar geleceğine söz verdi. Bundan emindi,bu ilk ve son olmayacaktı.

Havaalanı için yola çıktıklarında yardımlarından dolayı içinde tarif edilemez bir huzur ve mutluluk vardı. İlgiçti ama ablasını kaybettiği günden bu yana hiç böyle hissetmemişti. Sanki geçmişle daha barşık gibiydi. Artık biliyordu ki ablası orada rahat,en önemlisi kendi vicdanı rahat ve keyfi yerindeydi. İstanbul’a geri döndüğünde belki de dünyanın en mutlu ve gururlu insanıydı. Artık ikinci Van seferinin planlarını yapmaya başlayabilirdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazım tarzınız hoş, hikaye güzel, teşekkürler

ukant 
 23.05.2012 12:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 19
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 1074
Kayıt tarihi
: 15.09.06
 
 

1996 yılının oldukça sıcak bir vakti olan 9 temmuz günü dünyaya geldim. Sonradan İstanbul'a taşın..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster