Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Şubat '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
2601
 

Yargıda deprem mi, yoksa...?

Yargıda deprem mi, yoksa...?
 

Tarih 21 Mart 2008'di... Gazeteci İlhan Selçuk, eski İÜ Rektörü Kemal Alemdaroğlu, eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur ve eski 1. Ordu Komutan Hurşit Tolon Ergenekon Soruşturması kapsamında gözaltına alınmışlardı. Basın bu haberi "flaş flaş!" anonslarıyla duyurmuştu...

O sırada özel gezi otobüsüyle Kayseri'ye gitmekte olan Yargıtay üyeleri Nevşehir'de bir dinlenme tesisinde mola vermişlerdi. Yargıtay üyeleri flaş haberi bu dinlenme tesisinde izlemişler ve daha sonra dinlenme tesisinin görevlilerinden temin ettikleri büyük bir Atatürk posterini otobüslerinin ön camına yapıştırmışlardı.

Bu gelişme de yine flaş haber olarak internet sayfalarında yerini almıştı. Atatürk posterinin gözaltı haberlerinin izlenmesinden hemen sonra asılması, gözaltılara bir tepki olarak yorumlanmıştı.

Ben bir hukukçu olarak olayı çok yadırgamıştım. Çünkü Engenekon soruşturmasını yapan savcı ve hakimler de T.C. yargısının savcı ve hakimleriydi ve iddia edilen bir hukuksuzluğu sorguluyorlardı. Hiç kimsenin suç işleme masumiyeti olamayacağına göre, kendilerini Atatürkçü ve laik olarak niteleyen kişilerin de suç işleme masumiyetleri yoktu. Özellikle de yerel mahkemelerin verdikleri kararı inceleyip son sözü söyleme makamında olan, yani dosya sonunda kendi önlerine gelecek Yargıtay üyelerinin, dosya içeriklerini görmeden, bilmeden soruşturmayı protesto etmeleri kabul edilebilir gibi değildi.

Hemen bir yazı yazdım ve yazımda anafikir olarak, eğer söylenenler doğruysa, sistem zıvanadan çıkıyor, dedim. Yazım onaylanmadan Yargıtay üyeleri, Atatürk posterini Ankara'da takmayı unuttuklarını, o anda hatırlayarak taktıklarını, amaçlarının protesto olmadığını açıkladılar. Böylece yazımın da yayımlanmasına gerek kalmadı.

Benzer bir olayı yaşıyoruz. Erzurum özel yetkili savcısı Erzincan Başsavcısını sorguladı, gözaltına aldı ve tutuklanması talebiyle Erzurum Ağır Ceza Mahkemesine sevketti. Mahkeme de savcının talebini yerinde görerek tutuklama kararı verdi.

Alelacele toplanan HSYK, Erzurum adliyesinde görevli dört savcının özel yetkilerini geri aldı ve onlar hakkında suç duyurusunda bulundu.

Yargıtay ve Danıştay üyeleri olağanüstü toplanarak HSYK'nin kararını desteklediklerini açıkladılar. Yargıtay Başsavcısı da olayı soruşturacağını açıkladı.

Tutuklanmayı kınayan YARSAV Başkanı da HSYK'nın kararını doğru bulduğunu söyledi.

Bir tarafta yüksek yargı üyeleri, yanı yargıda son sözü söyleyecekler, diğer tarafta yerel bir mahkemenin hakim ve savcıları...

Her kurumda çürük elma olabilir... Bir hakim, ya da bir savcı olsa, "çürük elma" denebilir. Söz konusu olan dört savcı ve görevden alınmamış olsalar bile, Ağır Ceza Mahkemesinin hakimleridir. Zira savcıların sadece soruşturma yetkileri var, tutuklamaya Ağır Ceza Mahkemesinin hakimler kurulu karar veriyor.

Eğer tutuklamada hukuki bir yanlış yapılmışsa esas sorumlular hakimlerdir. Ama savcıların özel yetkileri alınıyor, hakimler yerlerinde duruyorlar!

Peki, mevzuatımız ne diyor? Birinci sınıf hakim ve savcıları Yargıtay kovuşturur, ama görevle ilgili olmayan suçlarla ilgili yerel mahkemenin soruşturma yetkisi vardır. Yani bu soruşturma yetkisi kullanılmıştır.

Erzurum özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesi hakim ve savcıları da, Erzincan Başsavcısı ile ilgili ellerinde bulunan dosyadaki delilleri kendilerince hukuki olarak değerlendirmişler ve kendilerini yetkili görerek gereğini yapmışlardır.

Dört savcı ve üç ağır ceza hakimi bunu kişisel mülahazalarla değil, sorumlulukları gereği kamu görevi adına yapmışlardır.

Bu konuda dört savcı, üç ağır ceza hakimi yanılmış olamazlar mı? Tabii ki olabilirler. Hukuk yoruma açık bir bilim dalıdır. Hukukta hiçbir zaman pozitif bilimlerde olduğu gibi 2x2=4 etmez. Bir dava yerel mahkemede yıllarca görülür, bir karar verilir, temyize gider bozulur, geri gelir yerel mahkeme kararında direnir, bu defa Yargıtay'da başka bir daire kararı haklı bulur. Genel Kurula gider, tamamen farklı bir karar çıkar. İçtihadı Birleştirme Kararları bile zaman içerisinde değişebilmektedir. Bu kararlar doktrinde de tartışılır ve yine çok farklı görüşler ortaya çıkar. Ama bütün bunlar hukuki kıstaslar içerisinde kalınarak yapılır ve saygıdeğer kabul edilir. Yani dosyadaki hukuki delillere bağlı kalınarak görüş beyan edilir, karar verilir.

Buna göre:

Erzincan Başsavcısının tutuklanması ile ilgili dosya içeriğini Yargıtay biliyor mu? Hayır, bilmiyor!

Danıştay biliyor mu? Hayır, bilmiyor!

YARSAV Başkanı biliyor mu? Hayır, bilmiyor!

HSYK üyeleri biliyorlar mı? Hayır bilmiyorlar!

Dosyayı ayrıntılarıyla kimler biliyor? Erzurum özel yetkili Ağır Ceza Mahkemesinin hakim ve savcıları.

Nitekim, yüksek yargıda kopan fırtınalara rağmen, tutuklama kararına yapılan itirazi Erzurum Ağır Ceza Mahkemesi reddetti ve tutukluluğun devamına karar verdi. Demek ki, soruşturmayı yapan savcıların özel yetkileri alınmış olmasına rağmen, ağır ceza hakimleri tutuklamanın doğru olduğu noktasındaki hukuki kanaatlerini koruyorlar.

Peki, yargıda bir ast üst ilişkisi var mıdır? Kesinlikle hayır, yoktur. Yargının bağımsızlığı ve yargıç teminatı ilkesi gereği bütün hakim ve savcılar eşittirler. Hiçbiri diğerinin görev ve yetkisine müdahale edemez. Hakimler ve savcılar yetkilerini doğrudan Anayasa'dan ve kanunlardan alırlar.

HSYK'nın görevi özlük haklarıyla ve görev yerleriyle ilgili sınırlıdır. Yani idari görevi vardır. Yargısal görevi bulunmamaktadır. Hiçbir hakimin ve savcının görevine doğrudan müdahil olamazlar.

Diyelim ki, bir hakim veya bir savcı görevini yaparken kanun dışına çıktı. Şikayet üzerine yapılacak uygulama, adli müfettişlerin denetimleri sonucu verecekleri rapora göre işlem yapılmasıdır.

Bu yapılmadı. Bana göre keyfi bir uygulamayla dört savcının özel yetkileri geri alındı. Daha önce de geçtiğimiz yaz Ergenekon savcılarının görev yerlerinin değiştirilmesi söz konusu olmuştu. Bir de meslekten atılan savcı Sarıkaya örneği vardı. Bu şartlarda diğer hakim ve savcılar bağımsız görev yapabilirler mi?

Yargıtay Başsavcısı da, Habur, Erzincan ve Erzurum'da yaşananlarla ilgili inceleme başlattığını açıklayarak, siyasi bir müdahele tespit etmesi halinde iktidar partisine yeni bir kapatma davası açacağının sinyallerini verdi.

Daha önce laiklik karşıtı eylemlerin odağı olma iddiasıyla dava açılmıştı, bu defa hukuk dışılığın odağı olma iddia edilecek gibi!

Anayasa mahkemesinin 367 kararı da yakın geçmişte yaşanmıştı. Bugünlerde Danıştay'ın Katsayı ile ilgili 2004'deki kendi içtihadına aykırı kararı tartışılıyor.

Müdahale edilen davanın da esas itibariyle konusunun meşru iktidarı demokrasi dışı yöntemlerle devirme olduğu düşünülürse, bütün bunlar yargının siyasete müdahalesi değil midir?

Ben, geçmiş darbelerin anatomisini incelediğim yazılarımda yüksek yargıdan da bahsetmiştim. 28 Şubat sürecinde iktidar partisine dava açan ve partiyi kapatan da yine yargıydı.

28 Şubat sürecinde Yargıtay Başsavcısı olan ve iktidar partisine kapatma davası açan Vural Savaş, emekli olduktan sonra yazdığı "Militan Demokrasi" adlı kitabinda, artık askeri darbeler döneminin bittiğini, bundan sonra militan hukukun gereğini yapacağını yazmıştı.

Cumhurbaşkanlığı makamına "Kale" gözüyle bakılmasının sebebi de buydu. Çünkü yüksek yargı atamalarında Cumhurbaşkanının geniş yetkileri vardı.

Vural Savaş'ın askeri darbeler dönemi kapandı görüşüne ben de katılıyorum. Ama aynı işlevi görecek hukukun siyasete müdahalesini nasıl değerlendireceğiz?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Erzincan ve Erzurum arasındaki 2007'den bu yana yaşanan süreci ve tarafların Adalet Bakanlığı,HSYK nezdindeki karşılıklı şikayetlerini,ve bu şikayete konu olan dosyaların içeriğinin bilindiğini atlamışsınız...

Necati TÜFEKCİ 
 18.02.2010 23:56
Cevap :
Dosya içeriğini bilmeden, tamamen dedikodularla ben yorum yapmak istemiyorum. Kimsenin de yapmaması lazım. Selamlar...  19.02.2010 10:15
 

Anayasa mahkemesinin varlık sebebi bildiğim kadarı ile siyasileri denetlemektir. Yani seçilen kral değildir. Yürütme, yasama ve yargıyı tahakkümü altına almaya çalıştığı sürece bu olumsuz durumlar meydana gelir. Saygı ve selamlar...

izmirli doksanyedi 
 18.02.2010 17:29
Cevap :
Merhaba İzmirli97, Anayasa Mahkemesinin tek görevi parti kapatmak değildir, herhalde. Kanunların Anayasaya uygunluğunu denetler ve Yüce Divan sıfatıyla yargılama da yapar. Amacın demokratik yolla devrilemeyen bir iktidarın hukuk yoluyla devrilmesi olduğu yalın gerçeğini görmeyecek misiniz? Objektif davranılmadığı çok açık. Bir partinin genel başkanı, yöneticileri hukuksuzluğun odağı olarak yargılanıyorlar, ciddi iddialar var. Bu konuda Başsavcının bir inceleme yaptığını duydunuz mu? Yine CHP hakkında yabancı vakıflardan yardım aldığı iddiasının üzerinden 2 sene geçti. Var mı bir çalışma? Önceki davanın da bir internet davası olduğunu unutmayın! Kamuoyunu yönlendirme amaçlı, psikolojik harekat için kurulan sitelerdeki iddialarla davayı açmış! Biri suni delil üretmiş, diğeri kullanmış: Al gülüm, ver gülüm! Kandırmayalım birbirini... Selamlar...  19.02.2010 10:14
 

Türkiye'de hukuk ortadan kalkmıştır. Eskiden de varlığı şüpheliydi ama şimdi tamamen ortadan kalktı. Olan bitenleri hukuk çerçevesinde değerlendirmek mümkün değildir. Bu kaba bir güç oyunudur. "Fiili darbe yapamadık, yargı darbesi yaparız" demektir. Artık Türkiye'de herkes hukuk hakkında konuşabilir, hüküm belirtebilir. Çünkü yargının en tepesindekiler hiçbir hukuk nosyonu olmayan kişiler gibi davranmaktadır. Artık Sabih Kanadoğlu, Vural Savaş ne kadar hukukçuysa ben de o kadar hukukçuyum. Çünkü onlar asla bir hukukçu gibi düşünmüyorlar. Adı üzerinde "Militan Demokrasi" diye kitap yazmış adam. Oradaki "demokrasi" lafı da aslında bir takiyye aracıdır; demokrasiden kast ettikleri şey, kast sistemine dayalı "statüko"dur. Elinize sağlık. Anlamak isteyen için güzel bir değerlendirme olmuş.

Murakami 
 18.02.2010 16:48
Cevap :
Merhaba, Türkiye'de gerçekten hukuk olsaydı zaten darbeler olamazdı ki! Bırakın pasif kalmayı, aktif destek olma söz konusudur. Oligarşik yapılanmanın içerisinde yargı da vardır. Bu eskiden de böyleydi. Eski oligarşik sistemde, aleyhlerine olacak bir yenilik mi getiriyorlardı hemen dini ulema sınıfı Yeniçerileri katıyordu önüne, şeriat devletinde "Şeriat isterüz" diye Bab-ı Ali'yi basıyorlardı. Gerçek amaç statükolarının korunmasıydı. Değişen hiç bir şey yok. Şeriat gitmiş laiklik gelmiş. Kapalı bir sistem, al gülüm ver gülüm işliyor. HSYK savcı ve hakimlerden kendisine yakın gördüklerini yüksek yargıya atıyor, onlar da onları seçiyorlar. Yüksek yargıya seçilenlerin iyi hukukçu oldukları için seçildiklerine inanmıyorum. Dediğiniz gibi gaye statükonun korunması. Tabii ki buna da hukuk denemez. Yargıda köklü bir reform şart. Teşekkür ediyorum. Selamlar...  18.02.2010 17:35
 

SAyın yazar, yargı bugün tam anlamıyla siyasetin merkezine doğru elinde hançerle ilerlemektedir. Herkes maskesini takmış, elleri kirli bir şekilde düemeni çeviroyr..Bilmem nereye!

Ahmet Kara 
 18.02.2010 15:12
Cevap :
Ben genelleme yapmak istemiyorum. Ama yüksek yargı atamalarında bir kapalı devre sistemi olduğu bir gerçek. Böyle olunca da yargının siyasallaşması kaçınılmaz oluyor. Bu sistemin mutlaka değişmesi gerekiyor. Yoksa otokontrol sistemiyle yargı kendi denetimini yapabilir. Selamlar...  19.02.2010 10:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 337
Toplam yorum
: 1342
Toplam mesaj
: 70
Ort. okunma sayısı
: 3614
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster