Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Aralık '12

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
1037
 

Yarım kalmış istekler, ertelenmiş hayatlar

Yarım kalmış istekler, ertelenmiş hayatlar
 

“Hayatın ilk yarısı ikinci yarıyı planlamakla, ikinci yarısı da birinci yarıya özlem duymakla geçer.”

Ne doğru bir anlatım! Sözün kime ait olduğunu ve nerede okuduğumu hatırlamıyorum ama yaşamı öyle net ve  güzel özetlemiş ki hafızamın bir köşesine yerleştirmişim.

Hızlı çekilmiş kısa metrajlı bir film gibi hayat! Her karesi sürprizlere açık, son sahne nerede, ne zaman, kimlerle ve nasıl olacak belli değil. Heyecanı ve güzelliği de bundan herhalde…

Cahit Sıtkı’nın ”35 yaş” şiirini hepimiz biliriz. Şimdi ortalama ömür biraz daha uzadı diye düşünürsek yolun yarısına 40 diyelim. Yani birinci yarı ortalama 35-40 sene…

Hepimiz bu yaşlara gelip, geçince gerçekten de şöyle bir durup geçmişin muhasebesini yapmaya başlıyoruz. Yavaşlamak, durum değerlendirmesi yapmak, vaziyet planı çizmek diyorum ben buna…

Nerden geliyorum? Nereye gidiyorum? Neleri kaçırdım? Neleri başardım? Olmak istediğim yerde miyim? diye soruyorsunuz kendinize. Ya da hayat hiç beklemediğiniz bir anda kafanıza vura vura size bunları sorduruyor.

Gerçekten de ilk yarı bir düzen kurmak adına çok hızlı ve telaşlı geçiyor. Hayatınız boyunca alacağınız en önemi iki  kararı o zaman alıyorsunuz! İş seçiyorsunuz, eş seçiyorsunuz ve aslında bu aldığınız kararlarla kendi hayatınızı seçiyorsunuz.

Artan sorumluluklarınıza, yeni rolleriniz ve kimliklerinize, geleceği şekillendirebilme telaşı ve kaygısı da eklenince yıllar birbiri ardına geçiyor ve bir bakıyorsunuz ki 1.yarı bitmiş! Kendinizi başarılı ,mutlu hissediyorsanız skor lehinize… Hem kadınlara hem de erkeklere 35-55 yaş arası  uğrayan “orta yaş krizi” sizi daha az etkileyecek demektir.

Ergenliği de, orta yaş krizini de geçmiş kuşaklar, bu kuşak  kadar yoğun ve fırtınalı yaşamadı, yaşadıysa da kendi iç dünyasında gizli tuttu ama son yıllarda öyle değil…

Yaşlanma korkusu, hayatın sonuna doğru gelindiği duygusu, tatmin olmamış istekler kendini eskisi kadar güçlü, sağlıklı ve güzel hissetmeme, değersizlik ve tükenmişlik hissi herkes de farklı şekilde tezahür ediyor. Kimileri içine dönüp,yoğun bir ümitsizlik ve kadere isyan duygularıyla depresyona girerken, kimileri bu son gemiyi de kaçırma korkusuyla kendisini genç ve iyi hissettirecek yeni arayışlara giriyor.Sağlıklı beslenme,spor tutkusu,fiziksel görünümü daha genç ve dinamik gösterecek estetik müdahaleler,macera ve heyecan arayışı bu dönemde sık gözleniyor.

Kesin olan şu ki, insanlar yaşamın bu döneminde bir anlam arayışı içinde oluyor;değerli olma, ait hissetme, sevgi, huzur ve tatmin duygusu arıyorlar. Eksik olan, ukde kalan neyse tamamlamak istiyorlar. Kendilerini iyi hissetmek, mutlu olmak istiyorlar ki, bunda şaşılacak ya da ayıplanacak bir şey yok. Çünkü hayatın amacı bu, mutlu olmak! Pişman olmamak! Neden daha kararlı, daha cesur davranmadım diyerek hayıflanmamak! Doğan Cüceloğlu hocanın dediği gibi” mış” gibi yaşamış olmamak!

İşte bu sebeple son yıllarda bu yaş döneminde yaşamıyla ilgili radikal kararlar alanlar çoğaldı. Ben orta yaş krizine ikinci ergenlik diyorum. Birinci ergenlik döneminde beden hızlı gelişirken, ikinci ergenlik döneminde duygular, düşünceler olgunlaşıyor. Ne istediğinizi, sizi neyin mutlu edeceğini ve nasıl mutlu olacağınızı daha iyi biliyorsunuz. Hayattan aldığınız derslerle daha hoşgörülü,daha bilge oluyor,egonuzu düşük tutuyorsunuz.Maddi kazançların çok değeri olmadığını, güzel dostluklar,anlamlı ilişkilerin,maneviyatın sizi mutlu ettiğinin ayrımına varıyorsunuz.

Güzel yaşlanmak diyelim buna, çünkü eskidiğinizi değil, yaş aldığınızı hissediyorsunuz. İç sesinizi dinlemeye vakit ayırınca, birinci yarıyı özlemenin bir şey getirmeyeceğini ama o dönemde öğrendikleriniz ve cebinizde biriktirdiklerinizle önünüzdeki yıllara biçim verebilme gücünüzün olduğunu keşfediyorsunuz.

Önemli olan bu gücü kontrollü ve iyi biçimde kullanmak! Hem kendiniz hem de çevrenizin hayrına…

Orta yaş krizi iyi değerlendirilirse aslında bir fırsattır. Duyguları ve aklı birleştirerek ertelediğiniz, yapmak istediğiniz ama yapamadığınız ne varsa peşine düşmektir. O güne kadar yapamadıysanız kendiniz için iyi bir şeyler yapma zamanıdır. Yaşamdan keyif aldığınız,kendinizi ve hayatı tanıdığınız,hayallerinizi  gerçekleştirecek gücü bulduğunuz zamandır.

Herkesin tek bir hayatı var. En iyisini yaşamaya çalışmak herkesin hakkı…

Neşesiz, amaçsız, mutsuz bir insan olmayı seçmek yerine, umutlu ve güvenli bir insan olup size hayat verecek şeylere odaklanmayı ve şu andan itibaren plan yapmayı seçebilirsiniz.

İkinciyi seçenlerin yolu açık olsun!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 111
Toplam yorum
: 468
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 743
Kayıt tarihi
: 18.11.12
 
 

1967 yılında İstanbul'da doğdum.Hacettepe Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinden 1988 yılınd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster