Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Eylül '08

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
5451
 

Yarın çok geç olunca... (ll. Bölüm)

Yarın çok geç olunca... (ll. Bölüm)
 

...Şebnem'in içi içini yiyordu. İçten içe Zafer'in onu aramasını istiyordu, bir yandan da kendi kendine "Arasam mı?" diye düşünüp, her seferinde gururuna yenik düşüyordu. En sonunda ani bir kararla "Ne olacaksa olsun artık" deyip aramaya karar vererek elini çantasına uzattı. Ama o da ne? Telefonun yerinde kocaman bir boşluk!

Ani bir panik duygusu tüm vücudunu kapladı. Hemen hafızasını zorladı, ve telefonu aslında evde unutmuş olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu düşündü.

Bu arada, ev arkadaşı Aslı, Şebnem'e gelen mesajı okumuş ve kendi kafasına göre cevaplamıştı. Aklı sıra, Şebnem'i Zafer'den kurtaracaktı çünkü birbirlerinden hoşlandıklarını bilmemekle birlikte, onların birbirine yakışmadığını düşünmekteydi. O mesajı göndermekle her ikisine de ne kadar büyük bir kötülük yaptığının farkında bile değildi...

* * *

Şebnem ilk defa otobüsün bu kadar geç kalmış olmasına sevinerek, eve doğru hızlı hızlı yürümeye başladı. Telefonunu bulduğunda ilk işi Zafer'i aramak olacaktı. Gerçi aradığında ne diyeceğini bilmiyordu, ama duruma göre doğaçlama olurdu nasıl olsa...

Hızlı hızlı çıktı merdivenleri, çünkü her an verdiği karardan cayabilirdi. Anahtarla kapıyı açarak ayakkabılarını bile çıkarmadan girdi eve, neyse ki telefon masanın üstünde öylece duruyordu. Elleri titreyerek telefonu aldı ve Zafer'in numarasını bularak arama tuşuna bastı. Bir-iki saniye sonra bir kadın sesi duydu: "Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor. Lütfen daha son.........."

Şebnem'in ilk aklına gelen, bunun bir işaret olabileceği, ve aslında aramamasının daha hayırlı olabileceği idi. Saate baktı ve derse geç kalmış olduğunu farkederek, ayakkabılarını çıkardı ve koltuğa öylece uzandı. Zafer aklından hiç çıkmıyordu ve telefonun çalması için dua ediyordu içinden. Sonra uykuya daldı farkında olmadan...

Uykusu henüz derinleşmeye başlamışken telefonun tiz sesiyle uyandı. Ekranda Zafer'in ismini görünce kendine geldi, daha önce bu kadar çabuk ayıldığını hiç hatırlamıyordu.

"Alo Zafer?"
"Ben İsmail. Şey... Ben... Yani biz hastanedeyiz."
"Nasıl yani? Neden, ne oldu ki? Zafer nerede, neden onun hattıyla arıyorsun?"
"Senin numaran bende yok ki. Biz bir kaza geçirdik. Otobü.........."
"İsmail, nerdesiniz hemen söyle, hemen geliyorum!"

Şebnem'in içi acıyordu. Yol boyunca gözyaşlarına hakim olamaması, yan koltukta oturan teyzenin dikkatinden kaçmamıştı. Şebnem dayanamayıp Zafer'in hattını aradı. Bu kez telefona çıkan Murat'tı. Kazanın ayrıntılarını ve Zafer'in durumunu öğrendi, kendini çok kötü hissediyordu. Telefonu kapattı ve gözyaşlarına bu kez hıçkırıklarının eşlik etmesini engelleyemedi. O sırada otobüsün radyosunda çalan şarkı, dinleye dinleye bıkmadığı o şarkıydı:

"Yarın çok geç olunca
Pişman olmak boşuna,
Gururun neye yarar ki
Yalnız kalmaktan başka..."

Şebnem bu şarkının farkına vardığında, kafasına dank etti, ve içindeki pişmanlığın her saniye daha da büyüdüğünü acı bir şekilde hissetti.

Yanında oturan o teyze merakından çatlamak üzereydi, kızın derdinin çok büyük olduğunu düşündü, ama bir şey sormakla sormamak arasında gidip geliyordu. O sırada hastane durağına yaklaştıkları için Şebnem ayaklandı, ve otobüs kapılarını daha aralamıştı ki kendini aşağı attı. Koşa koşa hastanenin kapısına giderken nefes nefese kalmıştı ama bunun farkında bile değildi. O âna kadar Zafer'e sadece basit bir ilgi duyduğunu sanıyordu; ancak onu gerçekten sevdiğini farketti kapıdan girerken. Zafer'in başına bir şey gelmesinin kendisini bu kadar sarsacağını asla düşünemezdi çünkü...

Koridorlarda koştururken, etrafını net göremiyordu gözyaşlarından dolayı. Murat ve Burak, Şebnem'i görünce yanına geldiler, ve Zafer'in son durumu hakkında bilgi verirlerken, Şebnem'e sesler yankılanır gibi geliyordu.

"Nerede?" diye sorabildi zorlukla. "Yoğun bakımda" diyenin kim olduğunu bilmiyordu, zaten hiç farketmezdi. Kendisini görmek için ısrar etti, ama ailesini bile yanına sokmuyorlardı ki...

Hiç ayrılmayan beş arkadaş, bu hafta sonunu ayrı yerlerde geçirmeyi planlamış olmalarına rağmen, yine bir aradalardı; bu kez farklı bir vesile ile ne yazık ki...

* * *

Şebnem, Zafer'in yoğun bakımda kaldığı o dört gün boyunca hastaneden hiç ayrılmadı. O dört gün içinde onu sadece bir kez göstermişlerdi ama en azından her an haber alabiliyordu. Okul ya da dersler umrunda değildi. Orada kalmasının sebeplerinden biri, ona duyduğu aşk, bir diğeri ise gururundan kaynaklanan pişmanlık duygusuydu. Neden duygularını belli etmeyi hep ertelemişti ki? Zafer'i kaybetme korkusuyla sonuçlanan bu olayın gerçekleşmesine ne gerek vardı? Neden, neden birinin değerini anlamak için onu kaybetmek gerekirdi hep?

Hem Zafer neden yoğun bakımdan bir türlü çıkamıyordu? Artık dayanamıyordu Şebnem, içinden bir ses Zafer'in yanına gitmesini söylüyordu sürekli. Madem doktorlar izin vermiyordu, o zaman kendi yöntemleriyle girerdi içeri. Ani bir kararla etrafı kolaçan etti ve çabucak ama sinsice daldı içeriye. Zafer'i öylece yatarken görünce bir kez daha burkuldu içi. Dört gündür dua ediyordu, bir yandan da gururuna lanetler yağdırıyordu. Yaklaştı Zafer'e, ve onunla konuşmaya başladı. Kendisini duyup duymadığından emin değildi, ama umrunda da değildi...

* * *

"Neresi burası? Elimi tutan kim? Bu ses... bu ses... ama... Şebnem... Rüya mı bu? Bu söylediklerini üç yıldır hep hayal etmiştim! Duymak istediğim tek şey bu, duymak istediğim tek ses bu! Allah'ım kuvvet ver bana..."

Aradan 7-8 dakika geçmişti ki, Şebnem hastanenin baş hemşiresine yakalandı. Olsun, söyleyeceği her şeyi söylemişti ya, hiçbir şey umrunda değildi. Hemşirenin Şebnem'i kabaca azarlamasının ardından, Şebnem oradan çıkmak için Zafer'in elini bırakırken, o elin sımsıkı kendi elini tuttuğunu hissederek hemşireye iri iri gözlerle ve heyecanla baktı. Hemşire de gözlerine inanamıyordu, doktora hemen haber verdi...

* * *

Şebnem dersini almıştı, ama çok acı bir şekilde. Her seferinde gururuna yenik düşmek ne kadar aptalca bir davranıştı! Ya Zafer iyileşemeseydi? Neden hep duygularını dizginlemişti, neden belli etmemek için savaş vermişti? Neden bu kadar beklemişti? Eğer bu mucize gerçekleşmeseydi, her şey için çok geç olabilirdi...

Neyse ki korkulan olmadı, ve hikaye mutlu sonla bitti...


<özlem boral="">


NOT: Yalnızca hikayeler ya da masallar mutlu sonla biter, bu hep böyle bilindi ve her seferinde ezberlendi...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

şebnem ve zafer çok alafranga isimler olmuş, bence isimleri temel ve fadime olsaydı ve "uyyy da" falan ile başlayan komik sözler söyleselerdi iyi olurdu. şaka bir yana eline sağlık. çok beğendim.

Canan Öz 
 14.09.2008 8:24
Cevap :
Tesekkur ederim. Isim takintim yoktur ama en azindan Richard ve Jennifer falan yazmadim degil mi ama :)  15.09.2008 15:46
 

sonuna yazdığın cümleyi benden mi çaldın yoksa sen bakayım :)) şaka bir yana bende hep kendi kendime masallar anlatılmak içindir yaşanmaz falan derim de :))

beenmaya 
 11.09.2008 0:10
Cevap :
Yok vallahi senden çalmadım :) Bence sen artık bir süre herkese şüpheyle yaklaşacaksın şu bloğunun çalınmasından dolayı, ama bana güvenebilirsin asla böyle bir şey yapmam ;) Hoşçakal...  11.09.2008 10:34
 

Ayrılıklar yaşandıkça böyle öyküler çoğalacak ve mutluluklar sadece öykülerde anlatılacak.

Çakabey+ Çakabey+ 
 08.09.2008 19:13
Cevap :
O zaman bu öyküler asla bitmek tükenmek bilmeyecek demektir :) Bir insan ayrılıklar içinde boğulmayagörsün :)  08.09.2008 21:57
 

Özlem, sen yine anılarını yazsana ya! Ne böyle aşk-meşk hikayeleri. Yazıyı yazmadan önce "Yeşilçam" mı takıldın yoksa:))

Osman Ömer 
 08.09.2008 1:23
Cevap :
Bir şey itiraf etmeliyim. Hikayenin ikinci bölümünü gerçekten zorki yazdım, yani sırf ilk bölüm yarım kalmasın diye :) Ama en azından mutlu son ya, alışık olunmayan bir şey :))  08.09.2008 10:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 152
Toplam yorum
: 964
Toplam mesaj
: 60
Ort. okunma sayısı
: 1852
Kayıt tarihi
: 19.08.06
 
 

Ortada bir problem görüyorsak bu bizim de problemimizdir. Ve eğer 'birisi'nin bu konuda bir şeyle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster