Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ağustos '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1059
 

YAŞ kararları: normalleşme yolunda küçük bir adım daha

YAŞ kararları: normalleşme yolunda küçük bir adım daha
 

Hep tekrarlarım; Türkiye’de kamuoyuna anormal olan normal olarak benimsetildiği için normal şeyler anormal gelir. Mesela, dokunulmazlar sınıfından birilerinin, mesela bir generalin yargı önüne çıkarılması bize çok sıra dışı, anormal bir şey olarak görünür. Devletin içine yuvalanıp cinayet dahil yıllarca her türlü suçu işlemiş kişilerden hesap sorulmaya kalkılması zaten olması gereken normal bir hukuk işlemi olarak görülmez de “hükümetin muhalefeti ezmesi” olarak kabul edilir. Anayasaya göre ülkeyi yönetmekle görevli Hükümetin anayasadan kaynaklanan yetkilerini kullanmaya çalışması “falanca partinin devleti ele geçirme planı” olarak yansıtılır. Şu son Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) toplantısında yaşanan da aynen budur.

Anayasaya göre, Türkiye Cumhuriyeti parlamenter rejimle yönetilir. Yani yasama görevini serbest seçimlerde halkın seçtiği TBMM, yürütme görevini ise Cumhurbaşkanı ve Meclis’te çoğunluğu elinde bulunduran partinin belirlediği hükümet yerine getirir. Yargı yetkisi bağımsız mahkemelerdedir. Ülkeyi dış tehditlere karşı savunmakla görevli ordu ise kendi başına bağımsız bir erk değil, hükümete bağlı bir organdır. Dolayısıyla, hükümet örneğin Hazine Müsteşarlığı’ndaki memurların atamasına nasıl müdahil olabiliyorsa asker atamalarına da aynı şekilde müdahale edebilir. Sakıncalı gördüğü ya da işini iyi yapamadığını düşündüğü subayları görevden alabilir, terfi ettirmeyebilir. Subay denen kişi neticede bağımsız, sorumsuz, kanunlardan azade bir kral değil, bir devlet memurudur. Özlük işleri ve görevleri de ona göre düzenlenmiştir.

Ancak Türkiye Cumhuriyeti görünüşte 60 yıldır demokratik parlamenter rejimle yönetiliyor olmasına rağmen aslında bir askeri cumhuriyettir. Devletin demokratik niteliği şekilden ibarettir; bu anlamıyla esasında ikiyüzlü bir devlettir. Zaten askerler tarafından kurulan devletin, 1960, 1971, 1980 ve son olarak 28 Şubat 1997 darbeleriyle askeri cumhuriyet olma özelliği iyice pekiştirilmiştir. Türkiye’de yaşayan herkes bilir ki, sivil hükümetler temel meselelerde ordunun görüşünün aksine bir şey yapamaz. Bir hükümet yetkilerini kullanmaya kalkarsa mutlaka engellenir, o da yetmezse eninde sonunda askeriye tarafından bir şekilde devrilir. Bu da darbe yoluyla olur; eğer darbe ortamı yoksa o ortam bir şekilde hazırlanıp kamuoyunun “ordu gelsin de şu işleri düzeltsin” demesi sağlanır. Ordu mensuplarının çoğu bu durumu böyle benimsemiştir, ya da onlara öyle benimsetilmiştir ki, darbe yapmanın kendilerine tanınmış doğal bir hak olduğuna inanırlar. Buna en iyi örnek, daha 1960 darbesinin dumanı tüterken iki defa darbe teşebbüsünde bulunan, ilkinde affedilip ikincisinde asılan Talat Aydemir’dir.

Türkiye devletinin özünde bir askeri cumhuriyet olduğunun en iyi kanıtı her yıl bugünlerde yapılan YAŞ toplantılarının ve komutan atamalarının ülke gündeminin birinci sırasını işgal etmesidir. Dünyada hangi demokratik ülkede askeri atamalar bu kadar önem taşır? Hangi demokratik ülkede bütün toplum kimin tuğgeneral olacağına, kimin hangi birliğin komutanlığına atanacağına kilitlenir? Normal bir ülkede böyle bir şey savaş zamanlarında bile olmaz. İnsanlar ordunun görevini iyi yapıp yapmadığıyla ilgilenir, hangi komutanın ne rütbe alacağı sadece kendisini ilgilendirir. Klişe olacak ama normal bir ülkede, sıradan insanlar değil tuğgenerallerin adını, genelkurmay başkanının adını bile bilmez. Zaten bilmesine de gerek yok. Türkiye’de ise maşallah militarist medyamız neredeyse harp okulundan yeni mezun olan teğmenin ne zaman ne rütbe alacağını bile adım adım takip ettiriyor bize…

Bakın yıl 2010 olmuş, memleketin onca sorunu dağ gibi üst üste yığılmış çözüm beklerken biz dört gündür YAŞ toplantısıyla yatıp kalkıyoruz. Sanki bu ülkede bir değil iki Hükümet var da karşı karşıya gelmişler hangi generalin nereye atanacağını, hangi rütbeye yükseltileceğini müzakere ediyor! Oysa anayasa ortada, kanunlar ortada; bu kanunlara göre de ülkeyi genelkurmay değil, hükümetler yönetir. Şimdi hükümet o yasal yetkilerini kullanmaya kalkışınca kıyamet koparılıyor. Niçin? Çünkü yol olmuş; asker yetkisi olmadığı halde herkesin işine karışabilir ama yetkisi olanlar bile askerin işine karışamaz. Çakma Gandi Kılıçdaroğlu’nun “teamül” dediği de işte bu anormal durum.

Türkiye adım adım normalleşiyor ve seçilmiş hükümet YAŞ kararlarında yetkilerini kullanmaya başlıyor. Kendi göreviyle uğraşmayıp psikolojik savaş için internet sitesi kuran, o sitede ülkenin başbakanına hakaret eden, savaş kışkırtıcılığı yapan, hükümeti devirmek için darbe planları yapan kişilerle çalışmak istemiyor, bunların terfi etmesini önlemek istiyor. Bu da hükümetin yasal olarak hem hakkı hem de görevi… Zamanında Necmettin Erbakan kendisine “pezevenk” diye söven subaya ilişememiş, bu da ülke tarihine kara bir leke olarak geçmişti. Şimdiki başbakan gayet haklı olarak benzer bir utanca ortak olmak istemiyor ve böylesi kişilere gereken yaptırımı uygulamaya çalışıyor. Olması gereken de bu. Aslında Erdoğan yapması gerekenleri tam olarak yapamıyor bile. Normal bir ülkede o subaylar bırak terfi almayı çoktan görevinden uzaklaştırılmıştı.

Ancak dimağı eğitim sistemi, militarist medya ve bunların siyaset alanındaki temsilcisi CHP tarafından iğdiş edilen toplum, bu normalleşmeyi bir yönetim krizi gibi algılıyor. Daha doğrusu militarizmin sözcüleri topluma böyle yansıtmaya çalışıyor. Ama statükonun gönüllü bekçileri artık öylesine teşhir oldular ki, millet onların bu bayat numaralarını yemiyor. Bir gün bu ülke de YAŞ toplantılarının sadece askeri bürokrasi ile onun üstündeki sivil hükümetin sıradan bir etkinliği olarak geçtiği günleri görecek. İşte ancak o zaman gerçek bir demokrasi olabileceğiz.

PınarG bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

O zaman bu RTE safsatanın Eşbaşkanı öyleyse.. Çünkü ben bu BOP planı sözlerini ilk önce RTE'den duydum.Tam 34 yerde 34 kere "Biz ABD'nin BOP planı çerçevesinde Eşbaşkanlık görevini yürütüyoruz." dedi. BOP'un "safsata" olduğunu Cengiz Çandar gibi leri bile ileri sürdükten sonra sizin safsata demeniz gayet doğal.Kraldan çok kralcı olmamak lazım. Adam (RTE) ne güzel çıkıp "Ben BOP'un Eşbaşkanıyım" diyor. Hiç olmazsa inkar etmiyor. BOP planı vardır, Eşbaşkanları vardır ve bu Eşbaşkanlardan biriside RTE'dir. Google denen bir şey var açıp bakarsanız hem BOP planını hemde RTE'nin bu konudaki itiraflarını görürsünüz. Ama önce istemek ve samimi olmak gerekir. Saygılar..

cevodem1957 
 24.08.2010 21:37
Cevap :
Ortada hiç olmayan bir şey safsatadır. Ona bakarsanız ben de Büyük Amerika Avrasya Okyanusya Afrika Eşbaşkanıyım.  26.08.2010 11:36
 

Şimdi tüm bunları ABD'nin BOP planı ve Eşbaşkan RTE'nin görevi ile birleştirirsek bence ortaya Ulusalcı ve Natocu generaller farkı çıkar.Ve bu Natocu Generaller ile işbirliğine giden (ABD Emirleri ve çıkarları doğrultusunda tabi) AKP hükümeti çıkar...Bakın daha 28 şubat gerçekleşmeden bir yıl önce ABD'li senatörler biz Türkiye'nin ilerdeki liderleri olarak Abdullah Gül ve RTE'yi görüyoruz diye bas bas bağırıyorlardı. Buda mı bir şey ifade etmiyor. ABD'ye hizmet ettiğibu kadar açık olan bir hükümetin dayattığı Anayasa'dan ne hayır gelirki. Gelmiyeceği memurların haklarını geri aldıklarından belli değilmi?. Saygılar..

cevodem1957 
 18.08.2010 21:57
Cevap :
Şu BOP planı safsatasından hala bıkmadınız mı? Bir yandan AKP'nin Türkiye'yi Batıdan uzaklaştırıp eksenini kaydırdığını iddia edenler öte yandan Erdoğan'ı ABD'nin adamı olmakla suçluyor. Bu nasıl bir kafa, bu nasıl mantık? Bu durumda Erdoğan'dan ziyade bu zırvaları ortaya atanların ciddi bir tutarlılık ve akıl sorunu var bence. Kimmiş bu ABD'li senatörler merak ettim doğrusu? Darbecilerin dayattığı anayasayı 30 yıldır paşa paşa kabullenmişiz. Bırakın bu defa da siviller "dayatsın".  19.08.2010 10:05
 

Daha dün 27 Nisan E muhtırasını ben yazdım diyen ve açıkça AKP'ye (yani sivil hükümete) karşı en azından darbe heveslilerini cesaretlendirecek ve açıkça ültimatom olan bildiriyi yazan Generali Zırhlı araçla kim ödüllendirmiş ve "Üstün Şeref Madalyası" vermiş?. AKP değilmi. O generalle kim sırdaş olmuş?. RTE değilmi.

cevodem1957 
 18.08.2010 21:51
Cevap :
"AKP'yi bitirme planı" hazırladığı iddia edilen bir albayın bile nice güçlüklerle hakim karşısına çıkarılabildiğini, en ciddi suçlamalarla itham edilen emekli generallerin GATA raporlarıyla salıverildiğini unutmayın. Hükümetin ve yargının her şeye gücü yetmiyor. Madalya ve araba verme kişiye özel değil rutindir. Eğer Büyükanıt'a zırhlı araç verilmeyip de bir saldırıya uğrasa bu defa "askeri korumuyor" diye dünyayı hükümetin başına yıkarlardı.  19.08.2010 9:59
 

Bütün gürültü 1960,1971,1980 ve 28 Şubat askeri darbelerinin ülke üzerindeki hegemonyası ve diktatörlüğünden kopuyor. Özellikle Darbe heveslisi generallerin (becersin yada beceremesin) ülke yönetimine el koyma hevesinden kaynaklanan bu düzenin değişmesi gerekir. Buna herhangi bir itiraz yok. Aslolan Sivil Hükümetlerin bu darbecilere olan yaklaşımı ve cesur tutumlarıdır. Bakıyoruz özellikle 12 Eylül Darbesinden kim mağdur olmuş. Sivil hükümet ve o zamanki ülke solcuları ile sağcıları değilmi?. Peki 28 Şubattan kim mağdur olmuş, Erbakan ve Çiller değilmi?. Peki 28 Şubattan sonra kim palazlanmış ve hükümet olmuş?. AKP değilmi. 28 Şubattaki Sincan'da Tankları yürüten generali son YAŞ toplantısında kim terfi ettirmiş ve önünü açmış?. AKP değil mi?.

cevodem1957 
 18.08.2010 21:50
Cevap :
Tayyip Erdoğan'ın 28 Şubatta okuduğu bir şiirden dolayı görevinden alınıp hapse atıldığını unutmuşsunuz galiba? Ona palazlanmak denmez, dense dense statükonun aptallığının kendi başına patlaması denebilir.  19.08.2010 9:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3540
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster