Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Eylül '12

 
Kategori
Kültürler
Okunma Sayısı
341
 

Yasak bölge, tanınmayan bir ülke ve kopmayan bağlar

Yasak bölge, tanınmayan bir ülke ve kopmayan bağlar
 

Kıbrıs, Kıbrıs Sorunu, Rum Kesimi


Lefkoşe’de bir sabah kahvaltısı. Filtre kahve, çay, meyve suları, çeşit çeşit mısır gevrekleri, hindi etinden salam, peynir, kurabiyeler, meyve... manzarada Türk Bayrağı, bizim tarafta Yunan ve AB bayrağı, diğer taraf yasak bölge. Bu sabahın güzelliğinden bir kesit ile başlamak istedim. Bu güzelliğe kavuşmak için tam bir maceraya hazır olun...

Şimdi hep birlikte geçtiğimiz hafta kaldığımız yere geri dönelim. İzin işlemlerinin sorunsuzca hallolduğunu ben İstanbul’da öğrendim. Derhal konsolosluğa bir email yazıp belgelerimi gönderdim. Yolculuk öncesi işlemler tamamlanmıştı. Yolculuğun ilk bölümünün sabahı, havaalanında birlikte seyahat edeceğimiz arkadaşlardan biri ile tanıştık. Cemal, ODTÜ Endüstri Mühendisliği’nde son sınıfta, o da bu yolculuk ile ilgili endişeler taşıyor. Arkadaşlardan birinin gelemediğini hemen orada, kendisinden öğreniyorum. Diğer arkadaş ile Atina’da tanışacağız, çünkü benim uçağım onlardan bir saat yirmi dakika daha önce kalkıyor.

Uçuş, Atina’ya giriş, havaalanından kalacağımız otele geçiş son derece rahat şekilde gerçekleşti. Arkadaşları havaalanında biraz daha bekleseydim taksiciye 15€ kaptırmayacaktım. Adam resmen 3€ alacağı mesafede beni beş tur dolandırıp sonra “kusura bakmayın ben de otelin yerini bilmiyordum” deyip 20€ tuttuğunu söyledi, “nasıl bilmezsiniz” deyip 15€ verdim, sonra öğrendim ki meğer adetleri öyleymiş, tabii ki Semih bu duruma çok güldü. Semih de ODTÜ’de İktisat eğitimi alıyor. Biz o akşam kısa bir şehir tutu yapıp erkenden yattık. Ertesi gün, hepimiz için büyük gündü, yeşil pasaportlarımızı alıp sabah erkenden konsolosluğa gittik. Yeşil pasaportun en büyük avantajı Avrupa Birliği’nde serbest dolaşım hakkına sahip olmamız, tabii ki Kırbrıs Rum kesimi hariç.

Biz onları tanımıyoruz, onlar da bizi.

Konsolosluk görevlileri ilk önce sizin işlemleriniz bugün olmayacak diye bizi çevirmek istediler. Biraz ısrar edince, kahvelerimizi falan bir içelim, öğleye doğru gelin bir bakalım dediler. Öğleye doğru gittik, henüz işlemleriniz tamamlanmadı, yetişmesi mümkün görünmüyor, bir de yemekten sonra iki gibi gelin dediler. Tabii ki bizim tansiyon doruk noktasında, dönüp Türkiye’ye gidelim mi falan diyoruz arkadaşlarla birbirimize... sonra Semih “onlar bu vizeyi verecek” diyor. İki gibi tekrar gittik, “sizin işlemler Pazartesi’ye kalacak, üzgünüz” dediler. Biletlerimizi almışız, değiştirmek bir sürü sıkıntıya sebep olacağı gibi en az 200€ ekstra masrafı var. Asıl kötüsü de bizim bu sıkıntıyı sebepsiz yere çekiyor olmamız. Göz göre göre ve gayet keyifli bir şekilde bize eziyet ediliyor. “Şimdi gidin biz size haber vereceğiz” diyorlar. Tekrar oradan ayrılıyoruz. Hepimiz bezgin bir şekilde Atina sokaklarında boş boş dolaşıyoruz bir süre. Sonra bir şeyler yemeye karar veriyoruz. Souvlaki buradaki en uygun fiyatlı ve en doyurucu yemek. Tam yemeğimizi bitiriyoruz ki, Semih’in telefonu çalıyor. Evet, iyi haber.

Sonrasında Atina’da keyifli bir şekilde iki gün boyunca gezdikten sonra Kıbrıs’a uçuyoruz. Geride bıraktığımız Atina’dan aklımda kalanlar; bizim kültürümüzle özdeşleştirdiğimiz ne varsa bir benzerinin onlarda da olması, meydanlardaki gösteriler, caddelerdeki insanların fakirliği, konsolosluk görevlilerinin ezikliği, denizin temizliği ve günbatımının güzelliği oluyor.

Larnaca’ya iner inmez pasaport kontrolünde bize bir kez daha “burada ne işiniz var” muamelesi yapılıyor. Avrupa’da pek çok ülkeye hiç sorunsuz girip çıkmışken, herkes tıkır tıkır geçip giderken, bizim orada kalıp bir şeyleri izah etmemiz gerekiyor. Sonunda yasak bölgeye geçiyoruz. Youth Art yetkilileri gelip bizi Lefkoşe’den alıyor. O andan itibaren kaynaşıyoruz. Kaldığımız hostele yerleşiyor, arkadaşlarla tanışıyoruz. Odamın penceresinden bakıyorum, Türk bayrağı hemen ileride dalgalanıyor, ezan sesi odanın içine doluyor. Fakat bir adım bile yaklaşamıyorum.

Bir kent düşünün, ortadan ikiye ayrılmış. Sokakların sessizliğinde acılar gömülü. Hiç kimse bu bölünmüşlüğü istemiyor. Diğer taraf işgal edilmiş bölge olarak anılıyor. O tarafa geçmek serbest, gidebilir, gezebilirler. Lakin, hepsi o kadar.

Biz onları görüyoruz, onlar da bizi.

Kimse bu ayrılığı istemese de, sürekli bir şekilde bu durum gündemde olsa da, gerçek anlamda bu konudan bahsedemiyor. Ben de buraya gelmesem bütün Avrupa’nın bu toprakları işgal ettiğimizi düşündüğünü öğrenemeyecektim. Kıbrıs’ın AB dönem başkanlığını yaptığı bu günlerde bütün bu çözümsüzlüğün kalbinde olmak çok ayrıcalıklı bir durum. Kıbrıs’ta bir şeyler yarım kalmış gibi, sorunlar çözüm, terk edilmiş mahalleler bir cevap, insanlar fark edilmeyi bekler gibi. Diyalog çözüm için kurulmadıkça burada “işgalci” olarak anılmaya devam edeceğiz.

Muhabbetle kalınız.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 149
Toplam yorum
: 79
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 647
Kayıt tarihi
: 07.04.10
 
 

Sazsız söze ezgiler diziyoruz, birer birer. "Kim" olduğumuzun belli olmadığı bu dünyada K..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster