Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Kasım '06

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
315
 

Yasaklama serbesttir!!!

Gazeteci-yazar Mehmet Sucu, her türlü bilginin serbestçe dolaşımından rahatsızlık duyan 12 Eylül yasakçılarını ve yasakladıklarını ironik bir dille anlatıyor kitabında. Cumhuriyet gazetesinin yazı işleri müdürü de olan Sucu, “12 Eylül Yasakları” adlı kitabında bir dönemin, “yassak kardeşim” zihniyetini belgeliyor.

“Yassak Kardeşim”
Türkiye, 12 Eylül 1980 tarihinde olağanüstü bir yönetim şekli olan sıkıyönetimi tanıdı. O tarihten sonra ülke için çok şey değişti. Darbeciler, Türkiye’deki hukuk düzenini tamamen kaldırarak, kendi hukuk düzenlerini kurmuşlardı. Tank seslerine uyanan Türkiye, uzun bir süre demokrasiye ara vererek, basının haber verme, insanların da haber alma özgürlüklerini kısıtladı.

Gazeteciler, çoğu zaman hangi haberin “sakıncalı” olduğunu anlayamadılar bile. Bu yıllarda basın literatürüne giren “sakıncalı haber” kavramı, uzun yılar düşünen beyinleri tırpanlamaya çalıştı. Tek tip düşünen ya da hiç düşünmeyen, sorgulamayan, her şeyi kabullenen yurttaş arzusundaki darbeci zihniyet, bu yolla düşüncenin önüne geçebileceğini umuyordu. 12 Mart 1971 muhtırasında keşfedilen “eğer yasalar uygun değilse, kendi yasanızı kendiniz yapın” mantığı, 1980 darbesinde de ortaya çıkmış; bir albayın TBMM’ye yasa siparişi verebildiği dönemleri aratmayan, kimi zaman bir başçavuş da olabilen askeri yetkililerin gazeteleri aramasıyla, “bu akşam saat ....’da, İzmit’in ..... mevkiinde silahlı iki teröristle çatışmaya geçilmesi haberinin yayımlanması yasaktır”a kadar vardırılmıştı iş.

O kadar ki bu dönemde kapatılmayan gazete neredeyse yoktu. Yazarın deyimiyle “bazı yaramaz gazeteler” daha uzun süre kapatılıyordu tabi ki. Bir askeri yetkili telefonun başına oturup gazetelerin yayın müdürlerini tek tek arayıp, “bu haber yassak kardeşim” diyebiliyordu. Kısacası basın kısıtlamaları konusunda hiçbir kısıtlama yoktu. Tabi bu yasaklardan tüm gazetecilerin rahatsız olduğunu söyleyemeyiz. Mesleklerini paşaların istediği şekilde yaparak insanları apolitikleştirmek yolundaki görevlerini yerine getirenler de vardı. Bu gazetecilik zihniyeti zamanla arka kapak güzelleri, magazinel haberleri ve yüksek tirajlarıyla yeni bir dönem açtı meslekte.

“Askeriyede olan olaylar sadece askeri ilgilendirir” mantığı da tuhaf şekilde yerleştirilmişti. Aydınlara hiçbir şekilde güvenmeyen generaller, nasıl haber yapılacağını ve nelerin yazılacağını dikte ediyorlardı hergün gazetelere. Sadece siyasi de değil; ekonomik, adli, diplomatik ya da Türkiye’ye gelen Arap turistlerin kaç eşinin olduğu haberlerini de yazdırmıyorlardı. Tarih tekerrüden ibarettir! Türkiye’ye batılı turistler gelmeyince biz de yüzümüzü Arap ülkelerine yöneltmiştik o yıllarda da. Hatta şunu bile demiştik onlara; “Şehit kanıyla sulanmış topraklarımızı bile satarız!” Darbeci zihniyetin bu tutumu da işe yaramış; o dönemde İstanbul’un bazı semtlerinde Türk nüfusundan daha fazla Arap nüfusu oluşmuştu.

Tanıdık Bir İsim; Hasan Mezarcı
O yıllarda asteğmen olarak askerlik görevini yapan Refah Partisi İstanbul eski Milletvekili Hasan Mezarcı (mehdi! olduğunu da iddia etmişti), Adana’da görev yapmasına rağmen İstanbul’a yetişerek yasak tebliğ ediyordu gazetelere. 1983 yılında Ankara ve İstanbul gibi basının merkezi konumunda olan kentlerden daha çok yasak koydurtmuştu Adana basınına.

Darbecilerin icazet verdiği iki siyasi partiyle ilk kez 1983 yılında seçime gidildi. Şimdilerde oldukça yaygın olan seçim anketleri, o yıllarda ilk kez Hürriyet Gazetesi’nde Prof. Emre Kongar ve Tevfik Çandar tarafından yapılmıştı. Gazete ilk kez böyle bir çalışma yapmanın mutluluğuyla haberi birinci sayfanın tamamına yayarak vermek istedi. Büyük bir hataya düşecekti neredeyse; bu da yasaktı çünkü!

Kitabın son sözünde Fikret İlkiz, “Türkiye’de, 12 Eylül 1980 tarihinin acıları ve hukuksuzluğu ile yüzleşmeden, demokrasi kurtulamaz.” diyor. Türkiye, 12 Eylül döneminin yanlışları ile yüzleşmedikçe, bizler bu kısıtlama ve yasaklamaları şimdilerde komik gelen bir anı biçiminde ya da tarihimizden kara bir leke olarak okumaya ve tartışmaya devam edeceğiz. Yazar bunu kolaylaştırmış kitabında. Yüzleşmemiz gereken geçmişimizi ve yargılanması gereken sorumlularımızı hatırlatmış.

12 Eylül’ün Kısa Bilançosu
650 bin kişi gözaltına alındı. 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
210 bin dava açıldı, 230 bin kişi yargılandı.
7 bin kişi hakkında idam cezası istendi.
517 kişiye idam cezası verildi, bunlardan 50’si asıldı.
30 bin kişi “sakıncalı” olduğu gerekçesiyle işten atıldı.
14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurt dışına gitti.
171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.
3 bin 854 öğretmen, 120 öğretim üyesi ve 47 hakimin işine son verildi.
400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi, 3 bin 315 yıl 6 ay ceza verildi.
Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
Dönemin 13 büyük gazetesi için 303 dava açıldı.
39 ton gazete ve dergi imha edildi.
Cezaevlerinde 299 kişi yaşamını yitirdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 4
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1700
Kayıt tarihi
: 06.11.06
 
 

1982 İstanbul doğumluyum. En büyük idealim iyi bir gazeteci olabilmek. Belki günün birinde tam anlam..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster