Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Carolina Isolabella Özgün

http://blog.milliyet.com.tr/carolinaozgun

22 Nisan '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
491
 

Yaşam ağacım...

Yaşam ağacım...
 

Bir yalnızlık birikintisi ve ağaç dallarının sesi vardı.

Rüzgârla hışırdayan taze yemyeşil ağaç dalları. Güneş sıcak ve neşeliydi, zaman durağan ve sakin, görünen bir avuç deniz derin ve hakim. Bir yanda yeşeren ağaçlar, bir yanda uğuldayan rüzgâr, bir yanda sakınılan sözler, ince bir sezi, derin bir dilek vardı. İçerde bir yerde, her zamanki gibi kapalı kapıların ardında , boş ve hoş bir sakinlikte bir ben ve bir ben daha vardı. Bir ben görünen, diğer ben için için dinleyendi. İki ben iç içe geçmiş, kendini keşfeden ise içte salınan asıl bendi. Yine üçlü bir zaman durağında sesleri içinde tek tek eriten asıl o idi.

Denize doğru yeşermiş, çiçeklenmiş bir ağaç, dallarından gözyaşları akıtıverdi, baktım, baktım ve gördüm, havada tek damla yağmur olmamasına rağmen ağaç çiçeklerinden ve yapraklarından damla, damla ağlıyordu, onca güzelliğine ve bahara rağmen derin derin kimseye göstermediği yaşlarını bana tek, tek, gösteriyordu. Oturduğum ve seyir ettiğim yerden ona sordum; neyin var güzel ağaç, neden ağlıyorsun dedim.

Olduğu yerden gözlerini göstererek biraz şaşkın, biraz sevinçle bana cevap verdi;

“Eskiden 4 mevsim vardı, baharda açar, yazda meyve verir, güzde solar, kışta ayaza bakardım. Şimdi ise 4 mevsimi gün içinde yaşar oldum, olduğum yerden tüm dünyayı duyuyorum, çocuk kahkahaları beni mutlu ediyor ama bir o kadar korkutuyor, gelen simli zamanlarda beni hiç bilmeyen tanımayan ama şu denizin oradan dipten geçen yunuslar bana neşeli çığlık seslerini yolladıklarında meyve veriyorum, çocukları onlara emanet etmek istiyorum, çünkü daha uzaktan gelen inleyen dünyanın sesini duyuyorum, ağlayan toprak ananın damlalarını güne doldurup yaşlarımla akıtıyorum. Bir gün içinde taaa uzaklarda olan biteni seziyor, anlıyor ve olduğum yerden sadece yapraklarımı hışırdatıyorum, rüzgârın sesine ses katıyor ve kollarımı geceye, ayaza çıplakça açıyorum. Kimseye anlatasım yok, sadece içimde yaşıyorum, yaşlanan zamana köklerimle sarılıyorum, insanların konuştuklarını her hücreme kaydediyorum, içerde bir yerlerde gövdeme hep yeni yaşımı ekliyorum. Bana fazla gelen ve aç, susuz kalan her bir varlık için fazladan çektiğim suları toprağa yağdırıyorum, kimse arınmasız, yağışsız ve bereketsiz kalmasın diye olduğum yerden elimden geldiğince hayata akıyor ve yaşamı besliyorum, çiçeklerimi umudunu yitiren yüreklere neşe serpilsin diye açıyor, doygunluğa ulaşanları simgelemek adına meyveler veriyor, gidenin ardından üzülenlere yapraklarımı döküyor ve ölümün soğuk nefesine yürüyenleri huzurla uğurlamak için kollarımı Tanrı’ya uzatıyor soğuğa direniyorum”.

İşte beni dipten, kalben ele alan ağaçla olan diyalogumda kendime dönüyor ve içe akıyorum, camdan yansıyan yüzüme bakıyor ve gördüklerimle görmediklerim arasındaki ufuk halkasına değiyorum, o içinden çıkıp sonra tekrar içine daldığım zamanın aynasını sırlıyor ve aksedecek her bir ışığı içime çekiyorum, sanki bu bir girdap, derinlerinin bile derininde olan bir varoluş kaydı, kaynakta bir şelale, akıp duran ve asla kendine akmayan bir şelale, sadece o engin bilgisinden hayata sularını coşkuyla akıtan bir şelale. İşte yine bir yaşam senfonisi, hücrelerde bağıran sen yankısı, insanın ötesine geçen efendisi, efendi ki nefsin ve benin efendisi, gürleyen ise o asıl akan yaşam enerjisi.

Oturduğum yerde hafifliyorum, kedim kucağımda uyuyor, ağırlığı kayboluyor, ben ağaç, deniz, ses ve sessizlik arasında ait olduğum ama kavuşamadığım derin maviye bakıyorum, yine dipten yunuslar geçiyor, sonra dalgalara uyarak bir görünüp bir kayboluyorlar, yine de yüzlerindeki o neşeli ve mutlu gülüşü ta alnımın ortasındaki göze yerleştiriyorlar. Ben yine içimdeki döngülere kucak açıyorum, o anda kendimi kaybetmiş ve bulmuşken, ağaç beni tek kolunla sarıyor ve yapraklarına misafir ediyor, gök kubbenin en yakınına beni uzatıyor, algıladığı ve duyduğu her sesi ve kaydı bana aktarıyor, sonra beni tekrar kapalı kapıların ardında , boş ve hoş bir sakinlikte bir benle baş başa bırakıyor…

Zaman diliminden bir zaman dilimi, çalınmış hatta adeta hapsedilmiş zaman beni yine sardığında döndüğüm gerçeklik yeni bir sayfa ve yeni bir ben ağırlıyor…

İşte iç içe geçmiş girift yumakların, ayrı ayrı gösterildiği bir puzzle oyununda, yeniden hayata başlıyor ve eklentilerle yolumun yolcusu olarak yürüyorum…

21 Nisan 2007

Işık ( Carolina Özgün )

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Keşke bitmeseydi yazınız, inanın okurken sanki başka alemlere gidiyorum. Öyle ayaküstü okuyup da yorum yazamıyorum sizin yazdıklarınıza, okuyup özümsemem gerekiyor hatta bir değil belki iki defa okuyup. Elinize yüreğinize sağlık. Saygı ve sevgiler

drgayemm 
 24.04.2007 14:42
Cevap :
Sevgili Gaye, Beni şımartıyor yazdıklarınız, teşekkür ederim. Varlığınız yeter, sesinizi duymak da :)) Sevgimle...  24.04.2007 15:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 144
Toplam yorum
: 375
Toplam mesaj
: 51
Ort. okunma sayısı
: 642
Kayıt tarihi
: 21.09.06
 
 

İstanbul'da yaşayan bir levantenim, yeni özler, sözler, gözler tanımayı, farklı bakış açılarını p..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster