Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Şubat '15

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
147
 

Yaşam bir ahenktir...

Yaşam bir ahenktir...
 

Ben hep 14 Kasım tarihine denk gelen doğum günümün uğursuz olduğuna inanırdım, çünkü çocukluğumdan beri neredeyse hiçbir doğum günümün coşkuyla kutlandığını ya da çok mutlu olduğumu hatırlamam. Kutlanmış olması için kutlanırdı hep benim doğduğum gün ve tuhaf bir şekilde hep ailenin son derece mutsuz ve geçimsiz olduğu günlere denk gelirdi. Ya annem babam kavgalı olurdu, ya birisi fena halde hasta olurdu, ya da ben bariz bir bunalım içinde olurdum. Birçok yakın akrabamızın trafik kazası ya da kalp krizi sonucu kaybettiğimiz haberini de doğum günüm olan gün de almamız doğumumun hiç de hayırlara vesile olmadığına iyice inandırmıştı beni. Ancak son darbe en ağır olanıydı. Bundan tam sekiz sene önce yine doğum günümde babamın kanser taraması raporunu almak bana düşmüştü. Aklımda hep o günün uğursuzluğu, büyük bir zarf içindeki raporu açıp okumaya yüreğim el vermemişti ama yine de bu sefer şeytanın bacağını kırmak unmuduyla kenarından bakıvermiştim rapora. Anlayabildiğim kadarıyla şeytan yine iş başındaydı ve galip olmanın zaferiyle pis pis sırıtıyordu bana. Rapor çok uzundu çünkü tümörün metastas yaptığı bölümler ancak üç, dört sayfaya sığabilmişti... Ardından sonucu göstermek üzere raporu götürdüğümüz doktorun da babamızın ancak üç aylık ömrü kaldığını söylemesi dünyayı büsbütün başıma yıktı. Doktor çıkışında ablam ve dayımla baba evine gidişimizi hiç unutamayacağım. Ona yalan söylemekten nefret ettiğim halde yalanların belki de en büyüğünü söylemek zorunda kalışımı, boğazıma takılan yumruyu, sonrasında evime ancak sürünerek gelişim de... İşte son doğum günü darbem böyle inmişti dünyama. Babamın sadece üç ay daha yanımızda olacağını da o lanet gün öğrenmiştim. Ve o gün kalbim ezilircesine söz verdim kendi kendime. Bir daha asla doğum günü kutlaması yapılmayacaktı benim için. Zararlıydı, uğursuzdu ve kötü haberlere gebeydi.

Doktorun tahmini doğru çıktığında, babam ebediyete göçtüğünde aylarca süren bir travmanın beni boğup, kanatlarımı kırması kaçınılmaz olmuştu. Kendimi unutmak, çocuklarımın bana olan ihtiyacını unutmak, eşime eskisi gibi gülümseyememek, umudu kaybetmek olarak özetleyebileceğim kapkara bir dönemdir o yas dönemim. Babasız kalmıştım. Babasını kaybedenler bunun ne demek olduğunu çok iyi bilirler. Yalnızlık hissettiğinizde, canınıza okuyan hayat sorunlarından bunaldığınızda, ağlamak istediğinizde ya da çok mutlu olup, bu mutluluğu paylaşmak istediğinizde hep ona koşarsınız. Size kızsa da, sevse de, sizinle gülse de, ağlasa da hep onadır ihtiyacınız. Baba güçtür, baba dayanıktır. Düştüğünüzde illa ki sizi kaldıracak olduğunu bildiğiniz kişidir. Bu yüzden babamın yokluğu ve bir daha asla dönmeyecek olması beni çok fazla tüketmişti. Doğum günümle de kalmayıp, babamın yokluğunu daha fazla çağrıştıran bayram günlerinden, yılbaşı gününden, çocuklarımın mezuniyet günlerinden, hatta onların doğum günlerinden bile korkar hale gelmiştim çünkü bunların hepsi onun yokluğunu daha fazla hissettiriyor, acımın tazelenmesine sebep oluyordu. 

Sonra hiç beklemediğim bir anda mucizevi bir gerçekliğe uyandım. Bu uyanışa ne sebep oldu, ne tetikledi gerçekten tam olarak bilemiyorum. Belki kemale eren yaşım, artık kırk iki yaşındayım, ya da belki de zaman içinde çok fazla acı yaşayarak olgunluğa ve tevekküle erişmem. Sebebi her ne ise fark ettiğim gerçeklik hayatı daha duru gözlerle algılamamı sağladı. Başımıza gelen felaketler, yaşadığımız acılar hatta sevinçler yaşamın akışına, doğanın ahengine ayak uydurmamız, uyum sağlamamız için gerekliydi. Büyük bir üzüntünün ardından gelen büyük bir sevinç dalgasına ya da tam tersine de bu yüzden şaşmamak gerekiyordu. Yaşamın dengesi bu deneyimlerle mümkün oluyordu çünkü. Günler ise sadece birer araçtı. Hayatımın tüm özel günlerini bir bir yargılamayı bırakıp bütüne, büyük resme bakmalıydım. Büyük resim, doğduğum andan şu anıma dek süren tüm yaşantım kusursuz bir ahengin yansımaydı. Sevinçler, üzüntülerle desteklenmese bugün sahip olduğum duygu derinliğine ve yaşam enerjisine sahip olamazdım. 

Babamı hala çok özlüyorum. Değişen tek şey, ölüm gününde onu daha büyük bir avuntuyla anabiliyor olmam. Babacığımın yaşamı, birçok insanın hayatına dokunarak ve onları iyiye, doğruya, en önemlisi sevgiye kavuşturarak geçti. Nurlar içinde yatsın. Bir gün buluşacağımıza inancım sonsuz. Lakin o güne dek yaşamı bana sunduğu tüm deneyimlerle karşılamaya ve özümsemeye hazırım artık. Sevgiyle kalın...

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 342
Kayıt tarihi
: 20.12.13
 
 

1993 yılında Uludağ Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği bölümünden mezun oldum. On beş yıl bo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster