Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Ağustos '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
679
 

Yaşam Defterim

Yaşam Defterim
 

Yaşam defterimin sayfalarını karıştırıyorum dalgın dalgın… 37 yılda “Kimler gelmiş, kimler geçmiş!” diye düşünmeden edemiyorum. Baş ucumda bulunan abajurun sıcak sarı ışığında dikkatle incelemeye başlıyorum defterimi. Bazı kişilerin ya da olayların yanına notlar düşmüşüm. Ortalarına yakın bir yere kadar , her sayfada babama rastlıyorum mesela. İlk sayfalarda biraz silik, tam okuyamıyorum. Sonraları giderek daha sık bahseder olmuşum. Ama defterden kaybolmasına yakın yerlerden itibaren hep koyu kalemle altını çizmişim adının… 12 Aralık 1984’te not düşmüşüm:”Elveda Babacığım…” Sonraki sayfalarda, serpiştirilmiş bir biçimde adına rastlıyorum zaman zaman. “Özledim seni” ya da “Keşke yanımda olsaydın” diye yazmışım titrek bir yazıyla. Bir de siyah beyaz gülümseyen bir fotoğrafını yapıştırmışım kuru bir çiçekle birlikte yan yana… Keşke yanımda olsaydın...

Sayfaları çevirdikçe anılarım da canlanıyor yavaş yavaş. 5 yaşında artık kocaman bir kız çocuğuyken ağzımdan eksik etmediğim emziğimi bırakmamı söyleyen güleç yüzlü, tombul yanaklı doktor çıkıyor bir anda karşıma. Balıkesir’deki evimizin bahçesindeki salıncakta sallanıyorum sakin sakin. Uzay Yolu’ndaki Kaptan Kirk’e benzettiğim lahmacuncudaki o nefis koku geliyor burnuma birden. Anneannemin bahçesindeki koyu kırmızı vişnelerin buruk tadını duyumsuyorum.

Pencereden esen rüzgarla sayfalar uçuşuyor. Şimdi önümde ilk yeğenim Barış’ın doğduğu gün duruyor. Yanına kocaman harflerle yazmışım “Yaşasın , nihayet teyze oldum!” Fakülte 1. sınıftaydım… 12 Nisan 1987 diye hatırlatma notu koymuşum. Girdiğim ve bayıldığım ilk doğumdu benim için. Bir sürü fotoğraf eklemişim Barış’la ilgili. Kimisinde dizlerimin üstünde minicik öylece uyuyor, kimisinde çaldığım gitara eşlik ederek şarkı söylemeye çalışıyor. Gülümsüyorum. Kendi kendime “Allahtan ikincisinde tecrübeliydim” diye düşünüyorum. Hemen telaşla sayfaları karıştırararak ikinci yeğenim İdil’in doğduğu günü buluyorum. Sayfa kurumuş gözyaşlarından dolayı dalgalanmış. Yanında bir not “Hoş geldin bebek; yaşama sırası sende!”…14 Eylül 2003 . Yanak yanağa bir sürü fotoğraf da bu sayfalarda gözüme çarpıyor. “En çirkin nasıl oluruz?” diye tuhaf hallere girdiğimiz pozlara bakıyorum gözlerim dolu dolu. İkisini de öyle çok seviyorum ki… Onların sayfalarını daha bir özenli çeviriyorum. Hatta çevirmek bile istemiyorum.

Sonra rastgele bir sayfa çıkması için defteri kapatıyorum. Bırakıyorum ve neresi denk gelirse o aradan açılmasını bekliyorum. İşte şimdi annemin artık bir genç kız olduğum günkü konuşması karşımda. Korkuyorum. Daha önceden haberim yoktu ki bundan? Biraz da utanıyorum… “Offf sırası mı şimdi!” Gene annemin yaptığı nefis Boşnak böreği nar gibi kızarmış karşımda duruyor. Yazık kadıncağızın yine beli ağrıyor. Aaa işte burada da , apartmanımızın giriş katında yangın çıkınca, annemi birinci kattan bir sandalye yardımıyla balkondan aşağı indiren kuaför, bakkal ve kasabı görüyorum. Nasıl da korkmuştuk o gün.

Ablamlarla oynadığımız oyunlar var bir sayfada. Onların aşık olup anlattıkları delikanlılar ve tam olarak ne hissettiklerini henüz anlayamayan ben. Birbirlerinin giysilerini giydikleri için kopan kavga kıyamet. Ama her zaman derin bir sevgi yayılıyor sayfalardan yüzüme doğru. Kovalamaca oynarken cam kapıyı kapattığım için eli cama giren kardeşime rastlıyorum bir anda. Korku dolu gözlerle kanlar akan eline bakarkenki annemin ve onun çığlıklarını duyuyorum. “Bir kazaydı” diye mırıldanıyorum alçak bir sesle.”Sana zarar vereceğimi düşünmedim” Hala avucundaki dikişlere baktığımda üzülüyorum.

Bir sayfa daha… Mezuniyet balosunda rektörle dans edişimiz, hevesle yapıştırdığım takma tırnaklarımdan birisinin elimden fırlaması, sarhoş olan arkadaşımı sürükleyerek evine götürmemiz, aylarca bu baloya hazırlanıp diktirdiği yavru ağzı rengindeki tafta tuvaletindeki şarap kırmızısı… Sonra… Mesleğe ilk başladığım gün, ilk baktığım hasta, o yaşlı teyze beliriveriyor birdenbire. “Güzel kızım eline sağlık çok güzel muayene ettin de, doktor bey ne zaman bakacak acaba bana?” Ahh ahh… Aylarca doktor olduğuma onları ikna etmek için az mı çabalamıştım? “Kelli felli , göbekli doktor bey” alışkanlığını yıkmak ne kadar zor olmuştu benim için. Hemen peşinden ilk otopsim karşıma çıkıyor. Bir genç kızdı. Henüz 17 yaşındaydı. Erkek arkadaşıyla gezerken, tanıdıkları tarafından görülüp ailesine söylenmekle tehdit edildiği için intihar etmişti. Akdeniz’de … İçim sızlıyor…

11 Mayıs 2007…Arkadaşımı kaybettim. 3 ay olmuş… Bu sayfa da gözyaşı lekeleriyle dolu. Zaman ne kadar hızlı geçiyor. Ona da “Elveda” demişim. Sonra da yanında bir not daha: “Yaşam sonsuz değil hiçbirimiz için. Bir gün gelecek artık güzel bir sabaha uyanamayacağız. Mutlu olma ve yaşamdan tat alma şansımız henüz varken bunu elimizden geldiğince değerlendirmeliyiz. Yaşam basittir aslında. Onu karmaşık kılan bizleriz. En basit problemleri bile , en zor denklemleri kullanarak çözmeye çalışırız. O kadar çok zamanımız yok!”

Dostlarımın doğumları, düğünlerine geçiyorum aceleyle. Can dostumun ilk dansını seyrederkenki gözyaşlarım gene bana eşlik ediyor. Bezlerini ilk benim değiştirdiğim bir sürü dost çocuğum var artık. Şimdi kocaman oldular. Yıllardır birlikte yaptığımız sohbetlerin mırıltılarını duyuyorum. Mutfakta bir masa çevresinde bir şişe şarap eşliğinde söylenen acapella şarkılar. Kahkahalar, gözyaşları... Kalbimi kıranların sayfalarında yazılar iyice kaybolmuş. Yüzler silikleşmiş. Anılar sanki bana ait değilmiş gibi. Sanki bir başkasının yaşadıklarını okuyorum. Hatta bazen “Bunu ben mi yaşadım?” diye şaşırıyorum. Hayal kırıklıklarından ders almak için gene bir not eklemişim:” Bu yaşadıkların kulağına küpe olsun!”

İnancımı yitirmemek ama unutmamak temennisiyle güzel bir sayfa bulmak istiyorum hemen kendime. 13 Ekim 2005… Yanına kocaman bir kalp çizmişim. Ve not düşmüşüm “Nihayet!” … O tarihten sonra çiçek bahçesine dönmüş sayfalar. Ondan 4 gün sonra ise yeni bir not “ Ev aldım!” . Taşınırkenki heyecanım, eşyalarımı alırkenki telaşım, hepsi teker teker sayfalarda yerini almış. Koltuğuma oturup zevkle seyrediyorum… Güzellikler yetmiyor . Heyecanla devam ediyorum. 21 Kasım 2005… Hayatımda şarkı söylemekten en keyif aldığım gün. Yanaklarım pembeleşiyor birdenbire. 13 Ağustos 2006. “İşte …Hayalim gerçek oldu! Nihayet Prag’tayız!” Sonra Viyana, Budapeşte…Fotoğraflar, fotoğraflar, Tuna, Vltava, Çek birası, Macar şarabı, Karl Köprüsü, gözyaşları, göğüs kafesime sığmayan yüreğim…

Defteri kapatıp sımsıkı göğsüme bastıyorum. Bordo kanepemde, sıcak sarı abajur ışığının altında. Defterde daha boş olan ne kadar sayfa olduğunu bilmiyorum, ne kadarını doldurabileceğimi ve neler yazacağımı da … Defterim tamamlanıp , asırlardır herkesin defterlerinin konduğu rafa kaldırıldığında, dilerim okunmaya ve hatırlanmaya değer bir öykü olur…. Benim öyküm…







Önerilerim devam ediyor:

Sevgili Barış’ın 10/11/2006 tarihli yazısı “Lider Dediğin”

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=13036

Sevgili Hasim’ce’nin 13/03/2007 tarihli yazısı “Hayatı Tanımlayabilir misiniz Bana?”

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=30379

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

teşekkürler çok başarılı bir çalışma olmuş.ellerinize sağlık.
buarada benim bloklarıma da gözatsana.Antalya ile ilgili bir yazım var.okursanız sevinirim.....

iyi akşamlar.

superBoy 
 19.09.2007 17:25
Cevap :
Sevgili SuperMan:) Burası gün geçtikçe kalabalıklaşıyor ve yeni yazılarla karşılaşmak giderek zorlaşıyor. Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. En kısa zamanda sayfanıza ziyarete geleceğim:) Sevgilerimle...  19.09.2007 20:01
 

Aslında çok bildik bir yolculuktur yaşam ama, her yolculuk sürprizlerle doludur. Bu bilindik ama beklenmedik sürprizler acı da olsa tatlı da olsa yürekte bir yerlere kazınır, silinmezler hiç! Ve hoş bir tebessümle anılmak için orada öylece beklerler. Yaşam yolculuğunda hoş bir gezinti yaptırdın, anan ve anımsayan yüreğine sağlık! Geri kalan boş sayfalara hep renkli kalemlerle güzel anılar çiziktirmen dileğiyle... Sevgiler...

habişş 
 27.08.2007 14:46
Cevap :
Sonunu asla bilemediğimiz bir serüven. İyi ya da kötü sürprizlerle dolu... Öğretici, sarsıcı. Sayafalar teker teker dönerken gözümün önünde, bazı anları paylaşmak istedim. Senin de yaşam defterinden gökkuşağı ve çiçek kokuları eksik olmasın. Kucak dolusu sevgiler benden sana...  27.08.2007 15:53
 

Ne kadar güzel demi hatıralar.Bende arada sırada açar bakarım kah ağlarım kah gülerim.En küçük şey bile kaç sene gerilere götürür insanı.Çok güzel olmuş elinize sağlık.

Murat GÜLCEK - Yakamoz35 
 27.08.2007 6:18
Cevap :
Zaten o defterleri ara sıra karıştırmakta fayda var. Bazen unuttuğumuz ayrıntıları hatırlamamıza yarıyor. Hoşunuza gitmesine çok sevindim. Sevgilerimle...  27.08.2007 11:41
 

sizin sayfalarınızdan bir sevgi yayılıyor buralara : ) ve yine yazınızda belirttiğiniz gibi yaşam basit aslında ve umarım defterlerimiz hep güzelliklerle dolsun bundan sonra : ) yaşanılacak acılarda da, böyle paylaşacak yazılar ve dostlar nasip eylesin Allah herkese.... yine çok teşekkürler... keyif verdiniz... Sevgiler

H Hülya Tercan 
 24.08.2007 12:09
Cevap :
Sayfamdan sevgi yayılıyor haklısınız, hele de böylesi güzel tepkiler aldığımda da o sevgi beslenerek hızla büyüyor. Yani o sevgiyi paylaştıklarımız yaşatıyor. Sizin de yaşam defteriniz çiçek bahçesi gibi olsun dilerim. Defterimizi kapattığımız gün "herşeye değdi!" diyebiliriz umarım. Bu güzel yorum için çok teşekkür ederim. Sevgilerimle...  24.08.2007 14:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 78
Toplam yorum
: 1402
Toplam mesaj
: 249
Ort. okunma sayısı
: 1646
Kayıt tarihi
: 04.10.06
 
 

30 yıldır Antalya'da yaşıyorum. Akdeniz Üniv. Tıp Fakültesi mezunuyum. "Tıbbiyeden her şey çıkar, ar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster