Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Temmuz '09

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
449
 

Yaşam Kesitleri... bölüm II

Yaşam Kesitleri... bölüm II
 

işte böyle... düşündürürler adamı... Ben neyim diye...


Yaşam Kesitleri... Bölüm II

Akla gelir mi acaba… keşke daha çok sevseydim…
Daha çok korusaydım… daha çok göz yaşı silseydim..
Gerektiğinde gece gibi karanlık olsaydım da daha çok örtebilseydim ayıbını insanların…
Daha çok hoş görseydim..

Artık kâr eder mi yaşanacak pişmanlıklar…
Keşkelerin bir yararı olur mu huzur dilenecek ruhlara..
Hani bir zamanlar yaşamla bedenim arasına ışık bile sızamazdı ya…
Bu boşluk da nerden çıktı…

Niye topladım, niye biriktirdim…
Niye toplamak için kırdım, çalımladım..
Umursamadım… hırs yaptım, niye tepeden baktım….
Hiç yararı yok mu yaptıklarımın…
Olmayacaksaydı yararı, niye yaptım bunca haltları…

Bak şimdi öğrendiğimi sandığım, neyin ne işe yarayacağı…
Acaba bir şans daha verirler mi....?

Elinde misafir eşeği mi bağlı…!
Haydi şimdi düşünsene o zaman düşüneceklerini…
Yoksa medet ummak mı yaptığın nasıl olsa o zaman şimdi düşünen o akıl da kalmayacak diye…
Ya kalırsa…

Usta be, biliyorum "seninkisi akla zarardır" diye umursamayacağını, hatta
“Saki, zaman senin de benim de toprağımı
desti yapmadan, bir kadeh daha şarap ver”
diyeceğini...

- Korkutma beni.. Ben desti olmak istemiyorum..
-Tamam, isteğin buysa belki seramik yapar seninkini… hem de tuvalete döşemek için…
-Usta be kadeh yapsalar… belki bir güzelin beyaz elinde lal rengi şarap la dolu…
- .... ....?
- Tamam tamam... kötü olasılıkları saymaya kalkma şimdi…

Dinle dedi Usta… Ne olacağını ne sen bilirsin ne ben…
“O yakut dudakları, kızıl kızıl yanan nerde?
O güzelim kokusu, cana can katan nerde? “

Yahu ne bileyim ben nerde...
Ahiret sualleri sorar durursun...
Yoksa öldük de haberimiz mi yok...

Güldü Usta… belli ki anlamadın...
Başka türlü söyleyeyim istersen… dedi.

“Ovadaki her kızıl lalenin teni
Bir padişahın kanıyla beslendi,
Şu yerden biten mor menekşe yok mu
Bir güzelin yanağındaki bendi”.

İyi de ne yapayım,
Güzele hasret kalmışım
Kara toprağı mı sarayım.
Ahuya susamışım
Üzüm kanı mı içeyim..
Zaten botanik bahçesine çevirdin dünyamı.

“İnsan bastığı toprağı hor görmemeli:
Kim bilir hangi güzeldir, hangi sevgili.
Duvara koyduğun kerpiç yok mu, kerpiç?
Ya bir Şah kafasıdır, ya bir vezir eli!”


Ohhh bir bu eksikti…
Şimdi de "sit alanı" ilan ettin yaşam alanımı,
Eski eser diye dokunamaz olacağım hiçbir şeye...

Usta
be, bırak dağınık kalsın deme bana…
Nasıl olsa her şey olacağına varıyorsa…
Hiç çaresi yok mu olacağı bir yoluna koymanın...

"Sana ne… sen, sen değilsin ki.
Sen, senin içindeki sensin.
Sen, senin içinden çıktıktan sonra,
Sana ne geri kalandan
İsterlerse yola kaldırım diye döşesinler..." oldu cevabım kendime...

-Ha şöyle… akıllanmaya başladın. dedi...

“Er geç toprağa karışıp gidecek gövdeni
Ha ovada kurt yemiş, ha mezarda karınca”

Oh bu iyi geldi…
Bana ne...! ben yıllarca kullanmıştım, eskidi attım, derim… işte o kadar.
Artık yerler mi, giyerler mi, döşerler mi… bana ne…
Hadi oradan vefasız, demesin bana kimse…
Ben kullandığım sürece iyi baktım, besledim, yıkadım…
Spor yaptırdım, yüzdürdüm…
Şiirler yazdırdım, şarkılar dinlettim...
Ruhumu titrettim, tenimi ürperttim...
Ve çok şeyleri tattırdım…
Üzdüğüm zamanlarda oldu ama hangimiz ara sıra giysilerimizi yüklüğe kaldırmayız ki…

Hadi kızma bana…. Ben elbisemi sevdim...

“Kendimi düzeltmeğe nasıl varsın elim:
Senden güzelini yapmak bana mı kalmış! “
demedim...

Özen gösterdim...
Gördüklerini ben sansınlar diye...

Onunla gurur yaptım, hava attımmm..
Sevenimi büyüledim… kıskananı özendirdim..
Hep severek barındım onun içinde...

Zamanı gelince “son hali” için ne düşüneceğim bilmem ama şimdilik iyi...
Hoş o zaman da milletin ne düşündüğü de umurumda olmayacak ya...
Kendim de umursanmayacağım gibi...

Şimdi asıl soru şu…
Ben, hep ben mi olacağım…
Elbisemin hesabı da benden mi sorulacak….
Bari bir kısmını “onun” üzerine atsaydım haltlarımın…
Hiç değilse hafifletici neden olurdu... belki...

“O”
istedi de… “Onun canı” çekti de… derdim...
Demeye kalmadı hemen….
-Hoopsss… biz zaten “onun canı” dediğin şeyi yargılıyoruz… senin kılfınla işimiz yok... derlerse…
Eyvah ki ne eyvah.. yandık... “o can” neler istemedi ki…

Yahu dur koyuverme kendini.
Bak iyi şeyler de istediği olmuş…
Hani o çocuğa simit almıştın, ihtiyarların ayvalarını toplayıvermiştin,
Askerlere su vermiştin, kızılayı da unutmamıştın,
Öğrenciydin, verecek bir şeyin yoktu da, gül vermiştin dilenciye...
Falancaların acısını, filancaların sevincini paylaşmıştın….
Hem bir zamanlar öğretmendin çok sevilirdin gençlere hep iyilikler öğütlemiştin yaa….

Eeee….hadi bakalım hayırlısı… kolaylaşıyor gibi... galiba yırtacağım "sıcak yerden"...

“Başıma”
neler gelecek diyeceğim ama şimdi emin değilim, “o” da “ben” den sayılır mı diye…
Gerçi her şey “onun” içinde tezgahlanıyor ya…
Yoksa “kalbime” haksızlık mı ediyorum…
Hani bir de “gönlüm” vardı ya... sıkıştığında "deli" der de işin içinden sıyırırdım...

Aman boş ver dağınık kalsın… ne olacaksa olsun…
Her ne kadar bilemem desem de yine de kaçınılmazsa toprak olmak... bir güzelin elinde kadeh...
Cazip mi geliyor acaba... tenime… yok aklıma… olmadı canıma…çatladım yahu neyime
ne bileyim ben, ben neyim...

Amaaan sen de… dal dedin, yaprak dedin nerelere geldin…
Sahi şimdi hangi mevsim…
Umarım "ilkbahardır" desem.... hoops diyeceğinizi biliyorum…
Bari "yaz" olsun da hemen düşmeyelim...
Daha dinlenecek şarkılarım, okunacak şiirlerim var benim...

Ha şöyle akıllı ol... "aklını" "başına" al
Dökülmemeye çare mi var...
Güzün sam yeli vurduğunda..
En güçlüsü olman bile engelleyemez düşüşünü...
En fazla, en son düşen olursun daldan...
Ama düşersin her durumda...

Ağaçtaki yapraklar gibiyiz
Kendimizi hep güçlü sanırız
Hiç dökülmeyecek gibi yaşarız da
Sonbahar geldimi döküle kalırız....

Artık rüzgarın hükmünü sürdürmesi zamanı gelmiştir.
Farkederiz "olacakla", "öleceğe" çare olmadığını...

İnsanoğlu yaprak misali
Kaderin dalında sallanır
Baharları canlanır da
Soğuk vurdu mu darlanır...

- Usta son söz….
- Tamam Tamam…

“Bu gecenin son gece olması da var:
Emret, gül rengi şarabı getirsinler.
Gafil, bir gittin mi bir daha gelmek yok:
Altın değilsin ki gömüp çıkarsınlar”.

- Emrin olur Usta… şerefe…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 193
Toplam yorum
: 1060
Toplam mesaj
: 41
Ort. okunma sayısı
: 1025
Kayıt tarihi
: 01.08.07
 
 

Bilecik doğumluyum. Emekli Eğitimciyim. Ankara'da ve yazları Kuşadası'nda yaşıyorum Günlük uğraşl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster