Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mayıs '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
755
 

Yaşam sınavı...

Yaşam sınavı...
 

Yine yavaş yavaş yaklaşıyoruz o büyük tarihe. Büyük bir maratonun ardından çok kısıtlı zamanda bir şeylerin başarılması beklenen şu talihsiz güne. Bir sene boyunca hazırlanıp da gelecek kaygısı taşıyan 17-18 yaşlarında gençlerimizin yaşam savaşı, yaşam sınavı. Ne olduğunu mu merak ediyorsunuz; gerçi anlamış olduğunuzu düşünüyorum ben. Tabiki üniversite sınavından bahsediyorum.
Kimi dershane katkısıyla, kimi kendi çabasıyla hazırlanıyor bu büyük sınava. Öylesi büyütülmüş durumda ki bu sınav. Maalesef lise başından düşünülmeye başlanıyor. Acaba gelecek neler getirecek? Ya da acaba ben kazanabilecek miyim bir yeri? Çocuklarımızın aklında böylesi bir yaşam savaşı. Gelecekte nasıl bir yerde hayal ediyorlar kendilerini dersiniz. Ben bir kaç gençle konuştum bu günlerde. Hepsinde gelecek kaygısı var, hepsinde sınavın hayatları olduğunu öğreniyorum. Öyle ya yarış atı misali hazırlıyoruz çocuklarımızı, doğru dürüst eğitmeden ezber yöntemleriyle sınava yönelik geliştiriyoruz bedenlerini, zekalarını.
Eğitim sistemini durmadan değiştiriyoruz, durmadan değişikliğe adapte olmalarını bekliyoruz. Bu değişikliğin aslında onları daha çok tedirgin ettiğini göremiyoruz bile. Onluk sistem, beşlik sistem, yok kredili sistem, yok orta öğretim başarı puanı katılsın, yok efendim öys kalksın, yok tekrar öys konsun, yok o, yok bu diye diye mahvediyoruz sistemi. Sağlam temellere oturtmayı beceremiyoruz nedense. Eğreti oturan karakter gibi saçma sapan durmakta her değişiklik üstümüze. Yalan mı? Hadi biriniz de bu sistemin mantığından bahsedin ama somut kavramlarla. Gençlerin yaşamlarını karartmadan.

Bütün bir sene okul ve dershaneyi bir arada yürütmeye çalışan o geleceği aslında oldukça parlak gençlerimiz, sınava yaklaştıkça daha asabi hale gelebiliyorlar. Haklılar da. Hepsi geleceğe şüphe ile bakıyor. Hepsi birbirini geçmek için adeta hınça hınç kafa göz yararcasına birbirinin üzerine çıkma yarışında. Bir puanla binlerce kişiyi eleyecekler çünkü.
Bir aylık bir süre kaldı sınava. Sadece üç saate sığdırılan koca bir ömür. Üç saate sığan yarış. O an Allah göstermesin bir çocuk çok kötü hastalansa ve sınava giremeyecek durumda olursa; bitti, o kadar hazırlandığı yaşamı bitmiş olacak. Hayat üç saatlik sınavla nasıl belli olabilir ki?

Hadi sınava bir şekilde girildi diyelim. Milyon gencimiz sınava girdi diyelim. Sırf eğitim sisteminin saçmalığı yüzünden kazanamazsa, ya da hadi onu da geçtim kazansa ne olacak? Hadi diyelim kazandı bir bölümü, geleceği garanti altına mı alınmış oluyor? Şuan yine milyonlarca üniversite mezunu gencimiz açıkta. İş bulamıyor. Üniversite kazanılsa ne oluyor ki? Üniversite iş mi veriyor sana? Hayır sadece iş imkanında elindeki diploma var mı var. İşte bu.
Bütün sınava hazırlanan gençlerimiz farkında bu durumun. Sınavı kazanmak bir dert, üniversite yaşamından sonraki hayata atılım ayrı bir dert onlar için.
Peki bu durumda kimi suçlayacağız? Sakın gençleri demeyin... Sistemimizi bu hale getirenlere yağdırın lanetlerinizi. Şuanda iyileşemiyorsa eğitim hayatımız, tamamen bu hale getirenler suçludur. Gençlerin üniversite kapılarında, ve hatta iş kapılarında harap olmalarının tek sebebi sağlam oturtulmamış eğitim sistemimizdir. Batılıaşma yönünde sırf onlara ayak uyduralım diye getirilmiş temelsiz eğreti çatılarla eğitim almaya çalışıyor gençler. Ve sonra da üç saat yaşamlarını belirliyor. Zekalar ve bilgiler bu üç saatte ölçülüyor. Sorarım sizlere, hangimiz istediğimiz işlerde çalışmaktayız. Hangimiz sevdiğimi meslekleri yapıp mutlu şekilde hayatımıza devam ediyoruz? Çok çok azınız ben istediğim işteyim diyecektir, adım gibi eminim. Hatta bazen mezun olduğunuz ve o zamanlarda o kadar değer verdiğiniz üniversite diplomanız tozlu kitaplıkta duruyor şuanda. Hiç de lazım olmadı belkide. Çünklü mesleğinizi değil de farklı bir iş dalına yönelmişsinizdir. İşsiz kalan şuan ortalıkta iş arayan üniversite mezunu gençlerimiz de bizler gibi olacaklardır maalesef.
Üniversite sınavına bile hazırlamak yetmiyor gördüğünüz gibi. Gençlere saha da yaratmak gerekiyor.

Şimdi yaklaştığımız sınava ne büyük heyecanlarla hazırlanıyorlar gençlerimiz. Gözlerinde gelecek kaygısı, gözlerinde belirsizlik ve üç saatlik sınav savaşı... Hayatlarının belirleneceği beş seçenekten oluşan o mu yoksa bu mu telaşı...
Gelin bir kere daha düşünelim mahvetmekte olduğumuz yaşamımızı. Eğitim hayatımızı. En önemlisi de sınava hazırlanan gençlerin aileleri'ndeki o büyük beklenti. Kazanamadıkları anda beliren başarısızlık öyküsü, ebeveynlerin yüzlerinde. Ama derinden düşününce sanırım bana hak vereceksiniz. Ve gençlerin olumsuz hayatına ışık saçacaksınız bir şekilde. Ya da siz ışık olmalısınız. Üç saatle bari sizler değerlendirmeyin evlatlarınızı, kardeşlerinizi...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ah bir bilsen sevgili yazarım gercekten de neler cektigimizi...

Yasemin Erişen 
 11.05.2007 20:26
Cevap :
aynı yollardan geçtik. Bilmez mi bu yürek? :)  11.05.2007 20:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 74
Toplam yorum
: 41
Toplam mesaj
: 14
Ort. okunma sayısı
: 528
Kayıt tarihi
: 21.04.07
 
 

1980 doğumluyum. Kamu Yön. Bölümünde okumaktayım.. Kelimelerle oynamak en büyük zevkimdir. Kelimele..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster