Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Kasım '18

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
109
 

Yaşam...

Yaratılış gereği her canlının bir başlangıcı ve bir sonu vardır. Doğum ve ölüm bu iki olgu arasındaki evredir yaşam. İnsanları ele alalım. Doğumumuzu biz tayin edemeyiz. Nerede nasıl bir hayata doğacağımızın kararını da biz veremeyiz. Bunu sorgulamak çok gereksiz olur ve ayrı bir konudur da. Var olduğumuz dünyada doğumla başlayan Hayat macerasından konuşmak isterim. Peki ama hayatı nasıl yaşamalıyız. Yolun sonuna varana dek yaşamanın amacı ne. Pek çok kişinin mutlaka farklı zamanlarda düşündüğü bir kısır döngü. Bize biçilen hayata başlarken bilmediğimiz anlam veremediğimiz bir neşe getiririz hayata. Çocukluk dönemi diyorum ben buna. O neşe ile zamanın üzerinde dans ederiz. Zamanın nasıl geçtiğini anlamayız. Sonra o coşku, neşe hareketsizliğe doğru gider ve daha az neşelenir, daha az hareket ederiz. Beynimiz bizi her şeyi anlamaya zorladığı için yada aklımızın alabildiği alamadığı her konu için zaman harcamaya başlarız. Bu durağanlık yolun sonuna kadar sürer. Yolun sonuna yani ölüme ne kadar çok yaklaştığımızı ise çok geç anlarız. Tolstoy'un dediği gibi; “Hayat, kainat ile bir ilişki içinde olmak demektir. Hayatta rastlanan bütün değişim ve dönüşümler kişi ile kainat arasında daha yüksek bir ilişkinin kurulmasından ibarettir. Dolayısı ile ölümde kainat ile yeni bir ilişki içine girmek demektir. ”

      Hayat sürecinde en önemli şey hayatta kalabilmektir. İlkel kabileleri ele alalım. İlkel kabilelerde özgür bir yaşam isteği vardır. Çağımızın düzen dedigi rutin bir hayatın içinde kaybolmuyor çağ dışı kalmış bu insanlar.  Okul, iş, İnternet gibi dertleri yok. Onların dinsel tabuları yok. Dinlerin, örf ve adetlerin getirdiği kurallar yok. Sınıf kavgaları yok. Tam aksine toplu yaşam ve birliktelik var. Bunun arkasında tabiki Yaşam Kavgası var. Ama onları özgür yaşamdan koparmak yerine güçlü kılan olgudur birliktelik. Yemek bulabilmek için ve başlarını koyabilecek bir yer bulabilmek için yaşarlar. Basit ama güçlü bir neden. Günümüze gelirsek; insanlar doğal hayatın yanında, yaşamın yanında bir de sosyal hayata dahil olmak için yaşarlar. Herhangi bir sınıf içinde tutunabilmek gayreti içerisindedirler. Çocuklukta başlayan okul ve eğitim. Daha iyi bir hayat için hep var olan en önemli sosyal ihtiyaç. Normal bir insan olmak ve çağın gerektirdiği özelliklere sahip olabilmek için belki de çoğu güzellikleri kaybediyoruz. İnsanlar arasında anlamsız bir rekabet öylesine devasa hale gelmiş ki, birbirlerini tamamlamak yerine keskin ayrımlar içinde hapsoluyorlar. Zengin olmak ve lüks bir yaşam uğruna tabiata savaş açtık maalesef. İlkel kabileler gibi olalım demiyorum. Ama yaşamı kurallara, şekillere sığdırmayalım. Sınıflar oluşturup birbirinden kopuk bireyler olmayalım. Bu hayatta bucu-şucu olmasın. Varolan imkânlarla yaşamı güzelleştirelim. Kaygılarımız olmasın, yer kavgamız olmasın. Bu güzel temenniler içinde bile yetersiz bireyler olup çıkıyoruz. Belki de hayatı yaşamı bu kadar sorgulamak yanlış. Anı yaşayıp mutlu olabiliyorsak  ne mutlu bize.

 

Abbas Oğuz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Eşsiz tasarımları olan evrenin sınırlarını zorlayacakken bir toz parçası kadar olan dünyamız üzerinde birbirimizi yemekten başka yaptığımız birşey yok ne yazık ki.Bana sorarsanız aynı ayın ve güneşin vurduğu dünya hepimizin.Artık bildiğimiz sınırlara gerek yok.Dünya insanı olabilmenin mutluluğunu yaşamayı amaç edinmeli insanlık...Aynı dilek ve temeniler içindeyim ben de.Elinize sağlık Alev hanım.Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 10.11.2018 2:15
Cevap :
Teşekkür ederim Abbas bey. Saygılar bendende...  11.11.2018 0:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1909
Kayıt tarihi
: 17.03.18
 
 

Ktü İktisat mezunuyum. Okumayı Gezmeyi ve Müziği çok severim... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster