Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ağustos '07

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
559
 

Yaşamak gerçekten

Yaşamak gerçekten
 

Dalgalı bir deniz gibidir yaşamak kimi zaman durgundur bazen de fırtınalarla dolu. Korkularını yaşar bazıları azgın dalgalarında, bazıları ise cesaretini sınar mavi derinliklerinde. Kimileri uzak durmayı tercih ederler denizden, bütün o güzellikleri yaşamayı reddederek, kaybolup giderler korkularının içinde, azgın dalgaların kisvesi altındaki. Kimileriyse en büyük fırtınalarla boğuşmaya hazırdır bu güzellikler uğruna ve yüzmeyi biliyorlarsa eğer karşı kıyıya ulaşmayı başarırlar bu azgın dalgaların sayesinde.

Peki siz kendizi hangi grubun içine dahil ediyorsunuz. Yani izin mi veriyorsunuz hayatın sizi içine dahil etmeden geçip gitmesine. Yani zorlukları yaşamadan aynı zamanda mutlulukların da sizinle birlikte olmadığı, mutlu olduğunuzu sandığınız fakat olmadığınız bir hayatı mı yaşıyorsunuz? Hayatın sizin için hazırladığı çizginin üzerinde mi yürüyorsunuz hala? Yani binlerce çizgi var dışarıda ve siz farkında değilsiniz. Demek sizin amaçlarınız yok ya da daha büyük bir ev, daha teknolojik bir araba almak, belki de mobilyalarınızı yenileriyle değiştirmekle sınırlı. O halde siz yaşamıyorsunuz nefes alıyorsunuz sadece, bitkiler gibi yani, yani büyümek ve gelişmek için gün ışığına muhtaçsınız.

Dışarıda büyük bir dünya var ve sizi bekliyor belki zorluklarla dolu belki sizi ürkütüyor ve belki de üzülmenize neden olacak ama unutmayın zıtlıklarla doludur yaşam. Üzülmeniz gerekir mutlu olmak için, ağlamanız gülmek için. Sakın unutmayın gerçek güzellikler dev dalgaların ardında gizlidir. Yani gülemez ağlamayan insan. Güler belki, mutlu değildir, sadece fiziki bir olaydır onun için gülmek. Çünkü ağlamıyorsa bir insan eğer, üzülmemişse hiç, hiç bilemez mutluluğun değerini. Garip bir varlıktır insan kaybetmeden bilemez değerini, anlayamaz aksini görmeden. Düşünün bir kere pazardan satın aldığınız bir elmayla, kendi yetiştirdiğiniz ağacın dalından koparıp yediğiniz elmanın aynı olabilir mi tadı? Geceleri ateşler içinde uyanıp içtiğiniz suyun tadını bulabilirmisiniz başka bir şeyde?

Basamaklardan kuruludur yaşam, yaşadıkça yani sevindikçe üzüldükçe, ağladıkça güldükçe çıkmaya başlarız teker teker, biraz daha yükseliriz her öğrenişte . Daha zor ağlayıp daha kolay gülmeye başlarız. Aslında insanın beyninin içindedir bu basamaklar ve kalın bir duvar vardır sonunda. Ne yapacaklarını şaşırır insanların büyük çoğunluğu rastladıklarında duvara, çünkü kalmamıştır gidecek yerleri, ya aşağıya yuvarlanıp yeniden başlarlar tırmanmaya basamakları, ya da dönüp dururlar etrafında duvarın. Yoktur güçleri duvarı kırabilecek, korkarlar, bilmezler çünkü duvarın arkasında neyle karşılaşacaklarını. Hayatın dizginlerini elinde bulunduranlar ise bilirler ki kalın değildir aslında duvar yerle bir olacak bir darbeyle. Bu duvardan sonra yoktur artık basamak, artık uçmak zamanıdır. Görmek zamanıdır gerçekleri...

Yaşamak sizin için neyi ifade ediyor?
Geçerli bir anlamı var mı, yoksa nefes almak ve eğlenmekle mi sınırlı?
Hayatınızda sadece size ait olan şeyler var mı yani sadece size ait olan şeyler? En son ne zaman bir elmayı dalından kopararak yediniz?
En son ne zaman sonuçlarını düşünmeden yağmurda şemsiyesiz dolaştınız?
Çocukluk arkadaşlarınızla bir araya gelip çocukluğunuzda yaptığınız herhangi bir şeyi yaptınız? Yani en son ne zaman çocuk oldunuz?
Sevdiğinize onu sevdiğinizi söylediniz yahut sevildiğinizi işittiniz?
En son ne zaman sevdiğiniz bir şarkıyı içinizden geldiği gibi bağırarak söylediniz, etrafınızdaki insanların garip bakışlarından rahatsız olmadan?
En son ne zaman çimenlere uzanarak gökyüzünü seyrettiniz?
Hayatınızda hiç, hiç tanımadığınız güzel birine sırf mutlu olması için güzel olduğunu söylediniz mi?
Hayatın neresinde bulunduğunuzu düşündünüz mü hiç?
Mutluluklarınızı yahut kederlerinizi neye, kime borçlusunuz?
İnsanları sadece insan oldukları için mi seviyorsunuz?
Hiç düşündünüz mü o zaman ne mutlu size…

Andre Mouris'ten bir alıntıyla bitiriyorum; "Yaşam bir soru işareti gibi duruyor karşımızda, bu çetrefil düğümü çözemediğimiz için karantinaya alınmış bir dünyada yaşıyoruz. Çünkü hayatımızın amentüsü çalınmış… oysa cennet ve cehennemin kendi içinde olduğunu bilmelidir insan. Elindeki fırça ve spatulayı kullanarak bir cennet resmi yapmalıdır kendisine, sonra da içine girip yaşamalıdır. Zira boş bir tuvaldir hayat ve her birimiz birer ressamız"…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

TELAFFUZ EDİLDİĞİNDE AĞZI DOLDURMASADA ASLINDA ÇOK DOLU BİR KAVRAM HAYAT...TEK BİLDİĞİM HAYATTA YA DOĞRU VARDIR YA YANLIŞ, YA KOLAYDIR HAYAT YA ZOR. HAYAT YA SİYAHTIR YA BEYAZ GRİ OLAMAZ HİÇBİR ZAMAN SAYGILAR......

özlemm 
 23.08.2007 18:10
Cevap :
doğruların ve kolaylıkların hep sizinle olması dileğiyle, sevgiler  24.08.2007 0:04
 

kendi cennetin ve cehennemin senin içinde evet. ve kabulleniş ve bunu yansıtışına göre de şekillendiriyorsun etrafındaki hayatı. ne güzel bir yazı olmuş böyle bu. eline sağlık arkadaşım. yaşanılası hayatlara. sevgiyle...

beenmaya 
 09.08.2007 12:16
Cevap :
aynı dileklerle, sevgiler  09.08.2007 16:51
 

Yaşamak için bu kadar neden varken neden hep pes etmeyi tercih ederiz ki..Hayat sevince güzel,ağlatsada,güldürsede.

Ecem 
 08.08.2007 15:01
Cevap :
aynen öyle, sevgiler  08.08.2007 18:06
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 44
Toplam yorum
: 148
Toplam mesaj
: 34
Ort. okunma sayısı
: 747
Kayıt tarihi
: 06.06.07
 
 

İHL mezunu,  metalci bir vatandaşım. Arkadaşlarım dengesiz diye hitap ederler, aileme göre ağırba..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster