Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mart '11

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
435
 

Yaşamak İçin 1

"Eski evi tamir ettirmek, yeni ev yaptırmaktan zordur," derler. Blogda da böyleymiş bu! Eski yazıların orasını burasını değiştirip yeni blog yazmak hayli zor oluyor. Üstelik o yazıyı kaynak alıp başka bir yazı yazmışsam, onu da yayınlamışsam şimdi anlatacağım konu "ikinci baskı"ymış gibi gelecek okuyanlara. 

Olsun! 

Konu önemli! İkinci de olsa, beşinci de olsa önemi azalmaz.. Herkesi, geçmişi, günceli ilgilendiren bir konu.. Defalarca yazılmayı hak ediyor.. 

İnsan, hayatını sürdürebilmek için; evren’i açıklamak ve değiştirmek zorunda’dır.” Bu cümleyi madde madde açalım:

  • Evren = doğa + toplum
  • Doğa: var olan değiştirilebilir her şey,
  • Toplum: ortak yasalarla karşılıklı ilişkiler içerisinde birlikte yaşayan bireylerin tümü,
  • Açıklamak: olayların neden-sonuç ilişkilerini göstermektir.
  • Her olay, kendinden önceki olayın sonucu, kendinden sonrakinin nedeni’dir.
  • Olayları zincirleme gidişi yasalar/kurallarla düzenlenir. Bunlar; kaçınılmaz, sürekli ve her yerde geçerlidir. Ama elbette zaman ve mekâna göre değişim/gelişim gösterebilirler. Yasaları açığa çıkartan/tanımlayansa bilim’dir.
  • Değiştirmek: Bilimi olayların içinde uygulayabilmekle olur.

İnsanevlâdı, yaşamak için, oldum olası, doğa ve toplumu değiştirmektedir. Karnını doyurmak için avlanmasından tutun da yeni hayatlar bulabilmek umuduyla uzaya açılmasına dek, neslini sürdürebilmek için çocuk yapmasından tutun da çürümüş devlet çarklarını kırıp yerine daha sağlıklı bir mekanizma kurabilmek için devrim yapmasına ve/veya demokratik yollarla yönetimi ele almasına dek, daha insanca yaşayabilmek için gösterdiği tüm çabaları; evreni değiştirmek’tir. 

Ama bütün bunların doğru bir düşünce yöntemiyle açıklanılmadan, içgüdüsel ve bilinçsizce yapılması; insanın zamanla yaptığı yarışta yavaş gitmesine, yerinde saymasına hatta zaman zaman geriye gitmesine neden olmuştur. 

Açıklama, yanlış yöntemlerle yapıldığında belirli bir noktadan sonra yetersiz kalmaktadır. Bu noktada devreye "doğaüstü güçler düşü" girer. Ateşe tapan insan, "ateş, neden güçlüdür" sorusuna açıklama getiremeyen insandır. Teknolojik gelişimle bu gücün engellenebildiğini ya da kontrol altına alınabildiğini gördüğünde sorusuna yanıt bulmuş olur. Ateşin yeterince güçlü olmadığına iknâ olduğunda onun yerine tapınacak başka nesneler arar. 

Neyse.. Konumuza dönelim.. "Zaman ve mekân boyutları içerisinde evrim ve devrimin zincirleme gidişine diyalektik" diyoruz. Bunu da açalım bir parça: 

Zaman ve Mekân Boyutları:

Varlıkların dört boyutu (en, boy, yükseklik ve zaman) ancak ayaklarımızı yere basarken anlamlıdır. Yani mekân boyutu olmadığında hiçbir şey ifade etmezler. Olayların dünü, bugünü, yarını ve yeri; onları açıklarken kullanacağımız araçların ilkidir. (Zaman boyutu) 

Evrim ve Devrim Aşamaları:

.. önce ZITLIKLAR vardı: 

TEZ ve ANTİTEZ 

... bir araya gelirler/çarpışırlar: 

TEZ + ANTİTEZ = SENTEZ. 

Sentez kendini inkâr eder: 

SENTEZ <=> TEZ2'ye dönüşür,  

Tez2 derlenerek yeterli nicel birikimi sağlar. Nicel birikim (evrim) aynı koşullarda, aynı aşamaları geçiren olayların/maddelerin bir araya gelmesiyle olur. Bir başka deyişle "evrim-devrim iç içe"dir. 

Aynı işlemler; anti-tez cephesinde de gerçekleşir. 

Yine bir araya gelirler/çarpışırlar ve nitel sıçramayla: 

TEZ2 + ANTİTEZ2 = SENTEZ2’yi yaratır. (İnkârın inkârı). 

Ve bu böyle sürüp gider. 

Doğadan bir örnekle konuyu açmaya çalışalım: 

- Çocuğun oluşması için tek başına dişi ya da erkek yeterli değildir. İkisinin cinsel birleşmesi, kadında bulunan yumurta hücresinin döllenmesi gereklidir... (ZITLARIN BİRLİKTELİĞİ) 

- Döllenen yumurta hücresi kendini inkâr etmiş yumurta hücresidir. Ancak süreç durmaz ve önce ikiye sonra dörde vb. parçalanarak çoğalan bir hücre olur... (İNKÂRIN İNKÂRI) 

- Bu sayıca artış yeterli doygunluğa ulaşana dek sürer. (NİCEL BİRİKİM) 

- Çeşitli basamaklara ayrılmış nitelik değişimleriyle birbirine benzeyen hücrelerden organlar oluşur. (NİTEL SIÇRAMA) 

Sonuncu nitelik sıçraması bebeğin önceki ortamını inkâr ederek dünyaya gelmesiyle tamamlanır. 

Önceki ortamındaki gelişim aşamaları EVRİM’i oluşturur. Doğum olayı ise BÜYÜK DEVRİM’dir. 

Evrim, gerekli süre geçmeden devrime varamaz. Ama evrimin ardından devrim gelmezse bütün gelişim boşa gider. Zamanından çok geç ya da çok erken doğan çocuk ölü doğar. Aynı biçimde dışarıdan müdahaleler de çocuğun ölü ya da sakat doğmasına neden olabilir. 

Devam haftaya diyelim.. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İşe çok ciddi girmişsiniz.Oldukça fazla çalışma gerektiren konuyu ve bu ciddiyeti MB de görmek güzel...Neyse efendim.Memnun oldum.Düş ve düşüncelerinize saygılar...

GÜNEŞİNSULARI 
 22.03.2011 12:29
Cevap :
Teşekkürler.. Gerçekten ciddi ve önemli bir konu bu.. Saygılar benden..  22.03.2011 13:52
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 92
Toplam yorum
: 107
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 506
Kayıt tarihi
: 01.01.11
 
 

Milliyet Bloga taşınmam kolay olmadı.. Varlığını aşağı yukarı başlangıcından beri bildiğim bu dev..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster