Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Kasım '08

 
Kategori
Genel Sağlık
Okunma Sayısı
926
 

Yaşamak mı yoksa kaliteli yaşamak mı?

Evet, çok açık bir soru ile başladım yazıma. Yaşamak mı yoksa kaliteli yaşamak mı? Yaşam kalitesi denen şeyden bahsediyorum. Yani sağlığa bakış açısını biraz genişletmek maksatım.

Ülkemizde sağlığa bakış açısı maalesef biraz farklı. Yaşam kalitesini artırmaya çalışan en önemli mesleklerden bir tanesini icra eden biri olarak konuşmalıyım ki hastalar bana ulaştığında maalesef bir çok şey için artık geç kalınmış oluyor. Örneğin dizine, kalçasına, omzuna protez takılmış bir hasta. Normalde ameliyattan sonraki ilk gün rehabilitasyon programına başlanmalıdır. Bu büyük hastanelerde zaten böyle oluyor. Ama ya diğerleri?

Burada bu tarz hastaların bana ulaşması ameliyatın 6. ayına ve ya 1. yılına tekabül ediyor ki bu da tedavimizde iyi sonuçlara ulaşmamızı engelliyor. Bu süre içersinde hastanın eklem hareketleri kısıtlanmış oluyor. Hastalar dizlerini rahatça bükememekten, yürürken kalçalarında oluşan ağrılardan, omuz hastaları kollarını yukarı doğru kaldıramamaktan, ev işlerini yapamamaktan, bi soğanı bile doğrayamamaktan vs yakınıyor. Evet eski ağrıları artık yok ne ala peki ya hastalar bu durumdan memnunlar mı? Hayır, uzuvlarını yeterli şekilde kullanamadıktan, ihityaçlarını göremedikten sonra eklemin ağrısız olması pek de önemli olmuyor.

Yine nörolojik hastalara baktığımızda, örneğin felç geçirmiş bir hastanın yakınları onun her ihtiyacını karşılar oysa bu hastaların da bağımsızlaştırılması gerekir. Hatta bir takım yardımcı cihazlarla bu hastalar durumlarına göre yürütülebilirler bile. Yürütülemeseler de kendi kendilerine yapabileceklerinin en iyisi onlara öğretilmelidir ki başkalarına olan ihtiyaçları en aza indirilsin yani yaşam kaliteleri artsın.

Bir de doğuştan kaynaklanan çocuk hastalıkları var, bunlardan en yaygın olanı CP yani spastik engelli çocuklarımız. Bu çocuklarımızın da bir çoğu yürüyemiyor. Tedaviden sonra da yürüme şansı olmayan hastalarımız oluyor ama her şey yürümek değil ya kendi kendine yemek yiyebilmesi, kendi suyunu içebilmesi, kas gerginliklerinin biraz olsun azaltılarak ağrısız bir gece geçirmeleri, oturmaları vs gibi bir çok işlerinde onları bağımsızlaştırmak da hem çocuk için hem de aile için çok önemli olabiliyor.

Şimdi tekrar soruyorum yaşamak mı yoksa kaliteli yaşamak mı? Söz konusu sağlık olunca biraz daha geniş düşünmek lazım. Alabileceğiniz hizmetin en iyisini bu sektörde almanız gerekir. Sağlıklı günler dileğiyle...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Boyun fıtığında fizik tedavinin hastayı rahatlatma oranı nedir?.

Fatma Güneş ERGEN 
 25.11.2008 23:44
Cevap :
Bu, hem fıtığın hangi derecede olduğuna hem de fizik tedavinin içeriğine bağlı. Etkin bir tedaviyle çok iyi sonuçlar almak mümkündür.  28.11.2008 0:34
 

Fizik doktorları fizik tadavisi görecek demedikten sonra olmuyor. heleki ssk hastası iseniz özel muayne olmadıktan sonra hiç olmuyor fizik tedavisi.

Fatma Güneş ERGEN 
 25.11.2008 23:44
Cevap :
Normalde de zaten fizik tedavi için bir uzman hekimin tanı koyup fizik tedaviye yönlendirmesi gerekir. Bel, boyun vs hastaları için fizik tedaviye yönlendirilme çok sıkıntılı olmuyor (en azından benim çalıştığım ilde bu böyle, diğer illderde talebin nasıl karşılandığı konusunda pek bir bilgim yok) ama rehabilitasyon hastalarında aynı durum söz konusu değil. Maalesef özellikle bir çok operasyondan sonra işin rehabilitasyon kısmı es geçiliyor, sonrasında hasta bir şekilde bize ulaşsa bile tedavide maksimum düzeye erişmek zor oluyor.  28.11.2008 0:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 54
Toplam yorum
: 40
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 3282
Kayıt tarihi
: 15.09.07
 
 

Fizyoterapist & Osteopat & klinik pilates mat 1 eğitmeni & PNİ öğrencisi Bir sağlıkçı olarak Türk..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster