Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ağustos '08

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
603
 

Yaşamın Eylülü geldiğinde!

Yaşamın Eylülü geldiğinde!
 

Eylülde yaşam yolu!


Bana anlatma sakın

Riske girseydin eğer

Yola çıksaydın eğer

Neler yapardın neler


Bana anlatma sakın…

Böyle diyor Candan Erçetin ‘Anlatma Sakın’ adlı şarkısında.

Çoğumuzu en korktuğumuz gerçeklerimizle yüzleştiriyor aslında bu sözler. Benim gibi ömrünün Eylül ayına gelmişler, yaşamlarının muhasebesini tutmaya başlar.

Benim öyküm hep “şöyle yapsaydım, böyle olurdu”larla dolu.

Herkes kendisini muhteşem bir geleceğin beklediğine inanır gençliğe adım atarken. Dünyanın en iyi mühendisi, en iyi doktoru, vatan kurtaran aslanı, en iyi yazarı, en iyi şairi, en zengini, en çalışkanı, en iyi insanı olmak üzere gönderildiğimizi düşünürüz hep.

Hep yıl sayarız, gün sayarız, hedefler koyarız. Ama nedense çoğumuz için hedefler biz yaklaştıkça uzaklaşır. Hayal kırıklıklarıyla dolu bir caddeye dönüşür yaşam yolumuz. Ayaklarımıza batan hayal kırıklıkları bize yaşamın zorluklarını, umutsuzluklarını, başarısızlıklarını anımsatır. Büyümenin aslında çarpılan duvarlarda incinen kafamızın yaşamın gerçeklerine ayılmasından ibaret olduğunu fark ederiz.

Aşık oluruz, sevdiğimiz bizi sevmez, terk eder, ihanet eder. Seviliriz, sevmeyiz, severiz unuturuz. En yakın arkadaşlarımızın bizi küçük çıkarlar için sattığını öğreniriz. Okulda dersler zorlaşır, hocaların en aksisi bize denk gelir, sınava gireceğimiz gün hastalanırız, iş mülakatlarında kekeleriz, en kötü patronlara rastlarız, işlerimiz ters gider… Büyürüz.

Hayatımızın kadınına rastlar evleniriz yada evlenmeyiz, bir peri masalının gerçekleşmesine bir sözle, bir tercihle izin vermeyiz. Veya evleniriz, aslında evliliğin aşktan ibaret olmadığını, saygının, özverinin, alışmanın, anlamanın, anılar biriktirmenin çoğu zaman körü körüne aşktan daha güçlü bir bağ oluşturduğunu anlarız. Yada evliliği de başaramaz ayrılırız. Boynu bükük çocuklarımız olur.

İşte yükseliriz, başarısız oluruz, üretiriz, tüketiriz, öğreniriz, unuturuz, işsiz kalırız, yeni işler deneriz.

Evimiz olur, ev değiştiririz, evimizi kaybederiz, anılarla dolu başka evlere sığınırız. Yaşam mekan olur, mekansızlık olur, mekana yüklenen anlam olur.

Aile kurarız, çocuk sahibi oluruz, baba, anne, amca, dayı, hala, teyze oluruz. Saygı görürüz, saygısızlık görürüz, iyi evlatlarımız olur, kötü evlatlarımız olur ama hep bizim bir parçamızdır.

Yaşamın Eylülüne gelince bir soluklanıp düşünmeye başlarız.

“Sen iskeleye bağlı

Fırtınalardan yoksun

Tatlı rüzgara razı”

Bir yaşam mı sürdük? Yoksa açık denizlere yelken mi açtık? Bir limana varabildik mi? Yoksa o iskelede hep bağlı mı kaldık?

Yaşamımızı ne yaptık? Geriye dönüp baktığımızda o uzun ve engebeli, aslında kısa ve birbirinin aynı yaşam yolunda neler bıraktık?

Neden gözlerimiz dolar geçmişi anımsadığımızda? Kaybettiklerimiz için mi? Yoksa başaramadıklarımız için mi?

Yaşamın Eylülünde hayatınızın hangi hedeflerini başardınız? Yeni hedefleriniz var mı?

Yoksa artık vaz mı geçtiniz? Yenildiniz mi? Yenildik mi?

Yaşamın Eylülünde kendinizden memnun musunuz? Daha doğrusu kendinizi bulabildiniz mi?

Neyi başardınız? Dünyayı mı? İyi, mutlu, başarılı ve sağlıklı olmayı mı? Yoksa ahireti mi? İyi bir inanan, günahlarını azaltmış, yaptıklarına tövbe etmiş, kendi içinde kendisini bulmuş, yaşamının gayesini keşfetmiş birisi olmayı mı?

Peki yaşamın Eylülünde başarılı olup olmadığınızı kim ne ile ölçecek? Kim başarılı? Çok para kazanmış, kariyer yapmış, mutlu bir evliliği, başarılı çocukları olan mı? Yoksa basit bir işte çalışan, aybaşını getirmekte zorlanan, bin bir güçlük ve hastalıkla savaşan, ama başkalarına zarar vermemiş, sevdiklerini üzmemiş sıradan bir insan olan mı? Dünyayı terk eden mi başarılı, yoksa dünyaya teslim olan mı?

İşte yaşamın Eylülüne gelmek böyle bir şey.

Ben bu muhasebeyi yapıyorum şimdi. Sonra geçmişin borçlarını ödemeye sıra gelecek. Ve biliyorum ki affedilmedikçe geçmişte üzdüklerimce, asla ödenemeyecek o borçlar. Yine de durup düşünmek, farkına varmak, en azından kendine gelmek, kendin olmayı öğrenmek yaşamın güzüne daha sağlıklı başlamayı sağlamaz mı? Önce kendimizi sorgulayabilecek, anlayabilecek ve affedebilecek hale gelmek, sonra kafamızı iki mevsimlik uykudan kaldırıp etrafımızı tanımaya çalışmak, en son olarak da asıl hesap verilecek olana hazır yaşamak, güzü meyvelerin toplandığı bir hasat mevsimine çevirmez mi?

Anlatmayın kimseye neler yapardınız.

Yapın hiç değilse bundan sonrası için.

Nefes aldığınız sürece asla geç değildir. Ama artık karar verin ve adım atın.

Yaşamın Eylülünü Nisan yapın.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bazıları için hayat hep yaşamın eylülünde geçer istemeksizin...güzel bir yazı okudum.Tebrikler...

hayriye altındiş 
 03.09.2008 13:00
 

En sevdiğim Candan Erçetin şarkısı ile ne güzel bir hayat muhasebesi yapmışsınız, emeğinize sağlık. Saygı ve selamlarımla...

Özlem Akaydın 
 01.09.2008 21:14
 

Sevgili üstadım yazınız müthiş olmuş, içinde kendimdende çok şey buldum tarif edemiyecegim duygularımı anlattınız, Nisan gibi sıcak günler sizle olsun elinize yüreğinize sağlık.....

emre ünsal 
 31.08.2008 23:04
 

Yaşamınızda Eylül'e gelebildiyseniz eğer öncelikle yaşamayı başarmışınızdır.Önemli olan neyi neye oranla başardığınız veya yenilip yenilmediğiniz değildir.Esas olan Yaşam muhasebesini yaptığınıza göre;muhasebe bilançolarında hesaplar geriye bakılarak düzeltilmez.Kayıtlar günlük yapılmıştır zaten.Geçmişteki borçlar gelecekte ödenir.Alacağımız varsa o da gelecekte tahsil edilir.Bunu nasıl yapacağımızı ise yazınızla siz en güzel şekliyle açıklamışınız.Hepimize kolay gelsin diyelim....

Bosnalı 
 31.08.2008 19:57
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 97
Toplam mesaj
: 27
Ort. okunma sayısı
: 2708
Kayıt tarihi
: 15.07.06
 
 

1961 yılında Çorum’un Osmancık ilçesinde dünyaya geldim. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster