Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Şubat '17

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
359
 

Yaşamın kıyısında

Yaşamın kıyısında
 

Bu yıl seyrettiğim en dram yüklü filmdi Yaşamın Kıyısında. Buna karşın başarılı diyalogları ve  sakin temposuyla duygu istismarına zerrece tenezzül etmeyen bir yaklaşıma sahip. Seyircisini gözyaşına boğmak  gibi  kolay bir yol seçmektense,  karakterlerinin iç dünyalarındaki devinimlere ve zaman sıçramalarıyla ilerleyen  güçlü kurgusuna odaklamayı yeğliyor.

Massachusett’de bir sahil kasabasının  çok keyfli doğa ve deniz manzaralarıyla açılıyor film. Hemen sonra bir teknede tatlı tatlı şakalaşarak balık tutmaya çalışan amca, yeğen  ve arada bir güverteye gelip giderek onlara katılan babayı görüyoruz.

Amcası şöyle bir soru soruyor çocuğa:

“Issız bir adaya düşseydin, yanında benim mi yoksa babanın mı olmasını mı  isterdin?”

Babasını seçiyor çocuk.

Film ilerledikçe bu sahnenin bir geçmiş zaman  kesiti  olduğunu ve  bu sorunun  da senaryonun bütününe kapı aralayan  bir anlam yüklendiğini  farkediyoruz.  

Zira o küçük çocuk, Patrick,  17 yaşına geldiğinde  amansız bir hastalığa yakalanan babasını kaybeder. Ve babası  vasiyetinde onun velayetini amcasına bırakmıştır. Fakat Patrick okulundan, arkadaşlarından, buz hokeyi takımından, müzik gurubundan  ve yaşadığı yerden ayrılmak istemez.  

Amcası, Lee Chander  içinse doğup büyüdüğü  o kasabaya yeniden dönmek hiç  kolay değildir artık. Çünkü bir kaç yıl önce üç çocuğunu kaybettiği , sonrasında karısıyla da yollarını ayırdıkları o  korkunç  yangının yarattığı travma ruhunu kemirmeye devam etmektedir.  Kaza sonrasında  Boston’da   tek odalı bir evde, bir apartmanın kapıcılık tanımı içinde dayattığı işleri yaparak yaşamını sürdürmeye çalışır.  İnsan ilişkileri son derece mesafeli  ve  gergindir. Kendisine ilgi gösteren kadınlara karşı da kayıtsızdır. Zaman zaman agresifleşir, gittiği yerlerde  kavga çıkarır.

Sonuçta makul bir çözüm bulur Lee. Patrick’in velayetini onun da çok sevdiği ortak dostları olan güzel bir çifte verir. Kendisi Boston’daki hayatına geri döner. Tüm bu olup bitenler onların arasındaki sevgi bağına zarar vermediği gibi daha da güçlendirir.  Ayrı şehirlerde yaşamaları gerekse de, her ikisi de kendi istediklerini gerçekleştirebilecekleri bir hayatın içinde acılarını onararak  devam edebilmenin  bir   yolunu bulacaklardır.

Yaşamın Kıyısında birey olmak, sorun çözmek, yaraları sarmak, sevgi, bağlılık, bağımsızlık, sorumluluk almak yada alamamak, özverinin sınırları, kendimiz ve sevdiklerimizin istekleri arasındaki denge üzerine çok şey konuşabilmemize olanak sağlayan bir film. Hikaye, yaratılan atmosfer, oyunculuklar her şey çok sahici. Kullanılan müzikler  etkileyici. Özellikle Lee rolündeki  Casey Afflede’den En İyi Erkek Oyuncu Oscar’ı bekliyorum. 

Filmin Künyesi :

Vizyon tarihi : 3-Şubat-2017

Tür : Dram

Ülke : ABD

Yönetmen : Kenneth Lonergan

Lee Chandler  -  Casey Afflede 

Young Patrick -Ben O' Brien - küçük çocuk

Patrick -Lucas Hedges

Joe Chandler - Kyle Chandler-

Randi Chandler - Michelle Williams

Elise - Gretchen Mol

George - C.J Wilson

Akın Yazıcı, Çiğdem Timur, Nil ALAZ bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Sinema sitesinde de yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bunlar bir sinema sever olarak kişisel fikrim tabii. Yoksa sinema eleştirmeni değilim :) Bu arada yorumum yayınlanınca farkettim yaptığım karışıklığı ! Manchester By The Sea yazacakken aklım Land de kalmış :) Düzeltme için ikinci defa yorum yazdım, kusura bakmayın.

Çiğdem Timur 
 27.02.2017 14:52
Cevap :
Benim içinde öyle sevgili Çiğdem. Sadece bir sinemasever olarak paylaşıyorum film yazılarımı. Düzeltinizi yayınlıyorum. Teşekkür ederim hassasiyetinize...  27.02.2017 16:57
 

La la Land, Moonligt, Yaşamın Kıyısında ( orjinal adıyla Manchester by the land) her üçünü de sinemada izlemiş biri olarak en iyi film ödülü de Manchester By The Land in olmalıydı. En iyi erkek oyuncu ödülünde Casey Affleck' in rakibi yoktu bence. Çok iyi bir oyuncu...." Jackie" filmini de izlediniz mi bilmiyorum ama o filmdeki performansıyla bence en iyi kadın oyuncu da Natalie Portman olmalıydı, Emma Stone değil. Bu ödüllerin arka planında da bir takım oyunlar dönüyor. Geçen yıl ödüller hep beyazlara veriliyor dendi, bu yıl en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü Müslüman ve siyah bir oyuncuya verdiler. Trump'a da gönderme herhalde...:) Sevgiler!

Çiğdem Timur 
 27.02.2017 10:51
Cevap :
Evet Jakie'yi seyretmiştim. Çok başarılı bir biyografik dramdı. Natalie Portman'ın oyunculuk performansı da çok iyiyidi gerçekten. Fakat Emma Stone'nin Aşıklar Şehri'ndeki başarısı da azımsanmayacak ölçüde başarılı ve belki de kariyerinin en parlak performansıydı. Her iki kadın oyuncu da farklı fiziksel güzellikleri v kendilerine özgü tarzlarıyla rollerinin hakkını verdiler. Casey Affleck'se tam da olması gerektiği gibi oynadı YaşAmın Kıyısında'ki rolünü. İzlediklerimin en iyisiydi.Ayışığı'nı bugün seyretmeyi düşünüyorum. İyi işlenmiş sosyal içerik ağırlıkklı filmlerin bir nebze daha şanslı olması muhtemel tabi. Teşekkür ederim. Sevgilerimle...   27.02.2017 15:01
 

...yazınızı okuduğumda filmi indirdim...bugün akşam izlerim gibi...:)))...selamlar...*9.hayat'ı izlediniz mi?..*

nedim üstün 
 27.02.2017 8:20
Cevap :
İyi seyirler diliyorum size... Ben de ilk fırsatta 9. Hayat'ı izlemeliyim öyleyse....  27.02.2017 15:03
 

Hayatın içinden gelen etkileyici bir senaryosu var. Ufak detaylar dışında neredeyse tamamı sıklıkla gördüğümüz şeyler. Özel yapansa işlenişi ve Casef Affleck'in muazzam performansı. Ağır ama ince ince işlenilmiş bir yapım. Her sahnesinde hayatın acımasızlığını hissettiriyor. Her sahnesinde karakterin hislerini anlayabiliyorsunuz. Karakterin çaresizliğini, boş vermişliğini "böyle devam ediyor işte" dediğini hissediyorsunuz. Casey Affleck'in performansının etkisi de büyük bunda. Sabit bir yüz ifadesiyle, birden fazla duyguyu izleyiciye aktarabilmek gerçekten zor iş. Casey Affleck işte bunu başarmış. Görüntü yönetmeni için bir şeyler söylemeden edemeyeceğim. Filmin yarısına geldiğimde dikkatimi çeken bir şey vardı: Neredeyse her sahne tablo gibiydi. Kısacası herkes üzerine düşeni fazlasıyla yapmış.

Ferhat Dağkıran 
 22.02.2017 1:59
Cevap :
Aynı fikirdeyim. Hikayenin görsel dili de güzeldi gerçekten. Lee'nin sonradan Randi'yle karşılaştığı sahne de çok etkilemişti beni. Bir de derin dondurucudan düşen tavuk paketlerinin Patcick'teki yaptığı çağrışım...Trajik bir hikayenin abartısız anlatımı, kırılganlığın karakterlerin davranışlarına yedirilerek ince ince örülen senaryosuyla çok beğendiğim bir yapımdı.  27.02.2017 15:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 47
Toplam yorum
: 288
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 432
Kayıt tarihi
: 02.11.09
 
 

Edebiyat, sinema, tiyatro ve müzik başlıca ilgi alanlarım. Gezmeyi, okumayı, yazmayı, düşünmeyi v..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster