Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mayıs '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1119
 

Yaşanan gerçeklikler ve çözüm süreci

Yaşanan gerçeklikler ve çözüm süreci
 

Tarihi süreç içinde Osmanlı Devleti/İmparatorluğu adı ile anılan devletin farklı süreçlerden geçerek kurulduğu, geliştiği, gerilediği ve sonunda tarihi misyonunu tamamlayarak tarihe gömüldüğünü herkes bilir. Tarihi süreç içinde yaşanan siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik olay ve olguların tamamen tarihte kalıp bu güne hiçbir yansımasının, etkisinin olmadığını söylemek tarihi olayları ve olguları hiç bilmemek anlamına gelir. Bu anlamda bu günkü olayları anlamanın yolu tarihi iyi bilmekten geçiyor. Tarihi iyi bilip yaşananlardan ders çıkarır bir anlayışla analizler yapmak geçmişte yapılan hataların tekrar edilmemesini sağlayacaktır. Bu nedenle tarih tekerrürden ibarettir ancak tarihten ders alınırsa tekerrür de etmez denilmektedir.

Bu günkü yaşanan sorunlarımızın köklerini geçmişte görmek için tarihi hamasi bir anlayışla göklere çıkarmak ne kadar yanlış ise her şeyiyle kötüleyerek yok saymak da o kadar yanlış bir yaklaşımdır. Bu yönüyle toplumumuzda iki aşırı ucun varlığını görmek mümkündür. Bir taraf şanlı tarih efsaneleri üretip geçmişi göklere çıkarırken bir diğer taraf geçmişi yok sayarak veya kötüleyerek işe yaramaz bir olaylar yığını gibi tarihi ele almaktadır.

Yapılması gereken tarihte yaşanan tüm olay ve olguları çok yönlü olarak öğrenmek, ele almak, tarihi olay, olgu ve kişilere iyi veya kötü yargısı ile yaklaşmak yerine nötr bir anlayışla yaklaşıp o günün şartlarında yapılanlar neden yapılmıştı, başarıların veya başarısızlıkların nedenleri nelerdi, bu güne bakan yönü ile neler yapılabilir anlayışı ile sorgulamalı, olayları şu veya bu kişi iyi veya kötü niyetle yazmıştır demeksizin her söyleneni dikkate alıp kıyaslamalı bir bakış açısının geliştirilmesi gerekmektedir. Yerli ve yabancı kaynakların çok yönlü olarak ele alınması sonrası ortaya çıkacak olay ve olguları yaşandığı dönemin şartları içinde dikkate almak gerekiyor.

Tarihi süreç içinde bu topraklarda yaşayan atalarımız uzun ve yorucu savaşlar, mücadeleler içinde dönemlerini geçirdiler. Geçmişte birçok başarılar elde edildiği gibi günün şartlarına uyamama veya uymamanın sonucunda ortaya çıkan başarısızlıklar da söz konusu idi. Bu yönüyle üzerinde yaşadığımız topraklara genel olarak bakıldığında Anadolu’nun uzun yıllar ihmal edildiği, Anadolu insanının uzak ülke topraklarında canlarını verdikleri, insan sermayesinin farklı nedenlerden dolayı sürekli harcandığı hemen herkes tarafından kabul edilmektedir. Anadolu diye nitelenen ve bugün ülke topraklarının büyük bir bölümünü kaplayan topraklar her dönemde farklı nedenlerden dolayı isyanlara, savaşlara, karmaşaya, kaosa sahne olmuştur. Bu gün yaşadığımız ve herkesin kendine göre farklı şekillerde isimlendirdiği sorunların benzerleri geçmişte de yaşanmıştı. Doğu, Güneydoğu’da yaşanan terör sorunu veya bazılarının isimlendirmesi ile Kürt Sorunu sadece son 20-30 yılın veya PKK terör örgütünün ortaya çıkması ile gündeme gelmemişti.

Osmanlı Devletinin siyasal yapılanmasının bir getirisi olarak merkezden uzak yerlerde yaşayan toplumların devlet kontrolüne etkin bir şekilde alınması geçmişte de tam olarak söz konusu değildi. Dağlarda kabileler şeklinde yaşayanlar, aşiretler, göçebe unsurlar her zaman o günkü devletin başına dert olmuşlardı. Bu tür kabile, aşiret veya topluluklar vergi vermemek, askerlik yapmamak, düzen altına girmemek gibi nedenlerden ötürü sürekli merkezi devletle veya merkezi devleti temsil eden kişi veya güçlerle çatışmışlardı. Yerel otoritelerle merkezi otorite arasındaki ilişkilerin mahiyetine göre bu çatışmaların şekli de değişiyordu. Geçmişteki bu uygulamalar ulaşım imkânlarının olmadığı, iletişim, haberleşme ve teknolojik gelişmelerin seviyesi dikkate alındığında normal görülebilir. O günün dünya şartlarında devlet-toplum ve birey ilişkileri birçok uygulamaya izin vermeyebiliyordu. Devleti elinde bulunduran anlayışı içinde bulunduğu şartların çok çok ilerisinde uygulamalara gitmediği için bu günden bakarak suçlamak bu günkü sorunlarımıza çözüm sunmayacaktır. Tarihte yaşamış kişilerin içinden birisini günah keçisi yaparak onu suçlu ilan etmek de yine çözüm olmayacaktır. Bu yönüyle bu günkü sorunların geçmişteki temellerine inmek, bu temelden hareketle sorunların nedenlerini ortadan kaldırmak için adım adım çalışmak gerekiyor. Uzun tarihi süreç içinde yapılan hatalar yanında yakın tarihte yapılan hatalar üzerinde de ayrıntılı bir şekilde durulması gerekiyor. Hataların üzerinde durulması denilince hatalardan ders alıcı bir anlayışın olmasını ihmal etmemek gerekiyor.

Bu gün yaşanan sorunları devletin üzerine atıp bireysel anlamda sorunların varlığına katkıda bulunan kişilerin temize çıkarılması gibi bir duruma da düşmemek gerekiyor. Ancak birey olarak insanın yaptıklarının etkisi ile kurumsal yapı olarak var olan devlet veya diğer tüzel kişilerin yaptıklarının etkisi aynı düzeyde, güçte olmayacaktır. Dolayısıyla toplumsal yaşamın içinde birey kadar kurumsal yapıların da etkisi üzerinde durmak gerekiyor. Aslında kurumsal yapılar cansız, soyut ve fiziksel binalardan, kurallar bütününden öte bir anlama sahip değildir. Bu kurumsal yapıları işleten kişiler kurumlara can veren en temel unsurlardır. Bir yönüyle kurumsal bozulmanın temelinde de kişisel etkilerin varlığı söz konusudur. Birey bu yönüyle toplumun temeli durumundadır. Devleti veya kurumsal yapıları elinde bulunduran bireylerin bu yönüyle sıradan insanlardan farklı bir konumda, güçte, etkide oldukları söylenebilir. Kurumsal işleyiş ile bireysel uygulama arasında bir otokontrol sisteminin kurulması gerekiyor. Bu otokontrol kaybolduğu andan itibaren bireysel bozulma toplumsal bozulmaya dönüşmektedir. Aslında 12-13. Yüzyılda yaşamış büyük tarihçi İbn-i Haldun ve daha bir çok diğer tarihçi, felsefeci çok önceleri yazdıkları kitaplar, ortaya koydukları fikirler yoluyla bunları dile getirmiştir. Ancak bu söylenenler tarihin tozlu sayfalarında kaybolup gitmiş ve ders alınması gereken tarih unutulunca da geçmişte yaşananlar tekrar etmiştir.

Günümüz terör veya Kürt sorunu diye nitelenen sorunun varlığına ilişkin değerlendirmeler ve çözüm önerilerine yönelik yapılması gerekenler bu temel bakış açısından hareketle ortaya konulmalıdır. Terör veya Kürt Sorununun yaşandığı coğrafyaya bu bakış açısıyla yaklaşmak, yaşananları değerlendirmek doğru çözümlerin geliştirilmesini sağlayacaktır.

Doğu ve Güneydoğu’da yaşanan hayatı yakından tanımaksızın televizyon, gazete haberlerinden hareketle veya masa başı değerlendirmelerden hareketle tanıdığını zannetmek, bu zanla bu gün yaşanan olay ve olguları değerlendirmek, ele almak veya çözüm önerileri geliştirmek faydadan çok zarar getirecektir. Doğu ve Güneydoğu’da yaşanan hayatı yakından gören, tanıyan birisi bu gün var olan sorunları çok daha kolay ve doğru algılayabilir. Bu yönüyle bölgeye özgü yaşananlara ilişkin bir takım değerlendirmeleri burada paylaşmak istiyorum. Bu paylaşımlar sınırlı bir yaşam tecrübesine, sınırlı bir zamana ve sınırlı bir yere dayanmaktadır. Ancak bunlar bile yaşanan sorunların nedenlerini anlamada önemli birer ipucu niteliğine sahiptir.

Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan insanların yaşam standartlarına bakıldığında toplum içinde yer alan kişi, grup, aile veya sınıflar arasında önemli farklılıkların olduğu görülecektir. Aşırı zengin kişilerin adeta parayla beş taş oynayacak düzeyde bir varlığa sahip olduklarını, son model araba, ev, teknolojik imkanlara sahip olduğu gibi evine ekmek götüremeyecek düzeyde fakir olan, iş imkanlarına ulaşmakta zorlanan, mevsimlik işçilik uygulaması nedeniyle ülkenin çok değişik yerlerine yılın belli dönemlerinde gitmek zorunda kalan, yedisinden yetmişine çalışarak alacağı gündelik parayla aile bütçesine katkıda bulunmaya çalışan kişilerin sayısı hiç de az değildir. Mevsimlik işçilik uygulaması çerçevesinde ülkenin bir yerinden bir başka yerine gitmek zorunda kalan insanlar en çok doğu ve güneydoğu bölgesindeki yerlerden çıkmaktadır. Bu ekonomik yapı sosyal dengeyi olumsuz etkilemektedir. Sosyal dengeyi olumsuz etkileyen bu olgu eğitimi, kültürü, ekonomik hayatı da doğal olarak olumsuz etkilemektedir. Mevsimlik işçilik olgusu ile ilgili çok daha kapsamlı araştırma ve değerlendirme çalışmalarının yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.

Doğu ve güneydoğu bölgesindeki aşiret anlayışı önemli sorun kaynaklarından birisidir. Kırsal yaşam şartlarının getirdiği bir olgu olması yanında uzun yıllar toplumsal hayata yönelik yapılan yoğun ve sert dönüştürme çalışmalarının bir getirisi olarak aşiret yapısı dış etkilere karşı adeta bir sığınak yapısı haline gelmiştir. Bu yapı özellikle Cumhuriyet sonrası bireyciliği ön plana çıkarmaya çalışan reform çalışmalarına bir tepki olarak ve değişimi dayatan devlet yapısına karşı bir kendini koruma kalkanına dönüşmüştür. Güçlü devlet otoritesine karşı kendini koruma içgüdüsü ile bir araya gelen toplumsal gruplar devlet otoritesine karşı alternatif bir yapı haline dönüşmüştür. Bu yapı öylesine güçlü bir şekilde gelişmiştir ki günümüzde bile bu yapının çerçevesi dışına çıkabilmek mümkün görünmemektedir. Çağın getirdiği değişim sürecine uygun olarak da ekonomik, siyasal, sosyal değişime uygun olarak evrilebilme yeteneği de kazanan aşiret anlayışı aşırı bireyci anlayış karşısında toplum içinde yalnızlaşan bireye karşı ortak değerler etrafında toplanarak işbirliği, güç birliği yapma imkanı sağlayan güçlü bir gruplaşmaya dönüşmüştür. Günümüzde devlet kurumları yanında çok daha güçlü bir aşiret yapılaşması varlığını sürdürmektedir. Toplum içinde aşiret uygulamaları devletin hukuk kurallarının bile önüne geçebilmektedir. Öyle ki güneydoğuda bir ilde görev yapan hakimin ifadesine göre toplum içinde yaşanan sorunların ancak yüzde onu adliyeye intikal etmektedir. Kalan yüzde doksanlık orandaki olaylar toplumun içinde var olan aşiret yapılaşması içinde çözüme kavuşturulmaktadır. Bunun en önemli nedenleri arasında adalet sisteminin yavaşlığı, istikrarsızlığı, güvenilmezliği yanında gerçek anlamda adalet algısına katkı sağlayamaması olarak bir takım gerekçeler sunulmaktadır. Adalet konusu sadece güneydoğu yöresine özgü bir sorun olmaktan öte ülke çapında birçok başka önemli sorun alanlarından birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu önemli sorun doğu ve güneydoğuda devlet dışı yapılanmaların güçlenmesine neden olmaktadır.

Doğu ve güneydoğuda yaşanan en önemli sorun alanlarından birisi de toplumsal ilişkileri düzenleyen kuralların tüm toplumu içine alan kamu gücü tarafından kabul edilmiş hukuk kurallarından çok kişiler arası kabul edilmiş geleneksel kuralların çok daha güçlü bir şekilde varlığını sürdürmesidir. Cumhuriyet sonrası kabul edilen önemli yenilik alanlarından birisi olan medeni kanun uygulaması içinde bulunduğumuz çağda dahi doğu ve güneydoğunun birçok yerinde geçerli değildir. Devletin üst düzey bürokratik yönetim birimlerinde görevli olup da çok eşli evlilik olayları doğu ve güneydoğuda sıradan vak’alardır. Meclis içinde dahi çok eşli kişilerin milletvekili olarak bulunması bunun bir diğer göstergesidir. Doğu ve güneydoğu şehirlerinde üç eşli elli iki çocuklu köy ağası hayatı yaşayan insanlarla karşılaşmak hiç de garip karşılanmamaktadır. Töre cinayetleri, kan davaları, berdel uygulamaları, küçük yaştaki kız çocuklarının kendilerinden çok yaşlı erkeklerle ikinci, üçüncü eş olarak yüklü meblağlarda başlık karşılığı evlendirilmesi, kız çocuklarına miras verilmemesi, kız çocuklarının tıpkı İslam öncesi dönemlerdeki gibi utanma vesilesi sayılması, kızların evlat olarak veya kardeş olarak sayılmaması, oğul sayısı fazla olanın toplum içinde güçlü konumda bulunması gibi uygulamalar doğu ve güneydoğunun gerçekleri arasındadır. Hala evlerin uygun bir yerine tuvalet yapmayı gereksiz bir iş gibi gören köylerin bulunduğunu duymak birçok kişiyi şaşırtacaktır ama bunlar yine doğu ve güneydoğu yaşam şekillerinin arasında çok da yadırganmayan olay ve olgulardır.

Dağınık yerleşim yanında kırsalda kuş uçmaz, kervan geçmez yerlerin sayısı sayılamayacak kadar çok durumdadır. Yol gibi en temel alt yapı imkanlarının ulaşmadığı yerlere ne eğitim, ne kültür, ne ekonomik hayat, ne siyaset girebilmektedir. Bu gibi yerler adeta dünyadan tecrit edilmiş bir durumdadır. Buralarda yaşayan insanlar devletten bir şey istemedikleri gibi devlet de bunlara siz burada ne yapıyorsunuz diye sormamaktadır. Sahipsiz yerlerde sahipsiz insanlar kendi hayatlarını toplumdan dışlanmış bir durumda, yüzlerce yıldır kendi atalarından, dedelerinden getirdikleri kültürel öğeleri kendilerince yetiştirdikleri kuşaklara kendi bildikleri şekilde aktara aktara yaşamlarını sürdürmektedir. Kaçak elektrik, kaçak mallar, kaçak silah gibi hemen her şeyin kaçak olduğu bir çevrede kanun, kural, düzen, hukuk gibi kavramların tümü yerel güç odaklarının elindedir.

Eğitim gibi toplumsal kültürleme araçlarının yaygınlaşması doğu ve güneydoğu bölgesinde oldukça geri bir durumdadır. Yıllar yılı kendi kültürünüzü aktarma yollarını araştırma, yaygınlaştırma yerine salt askeri önlemlerle yoğun ve sert bir kimlik dayatması toplumsal tepkinin güçlü bir şekilde özellikle de Kürt Milliyetçiliği şeklinde ortaya çıkmıştır. Günümüzün eğitim sistemine göre ortaokul ikinci sınıf(ilköğretim altıncı sınıf)ta aynı derslikte yüz otuz öğrencinin eğitim görmeye çalıştığını düşünebiliyor musunuz? Öğrenciler oturacak yer bulamadıkları için altışar-yedişer kişilik gruplar halinde dışarıya çıkıp sırayla dersliğe girdiklerini gördüğünüz bir yerde eğitim adına ne yapılabilir? Beş bin kişilik bir ilköğretim okulunun olması ve bunların benzeri okulların sayılarının hiç de az olmaması eğitim gibi önemli bir faaliyetin doğu ve güneydoğuda özellikle de devlet tarafından ne kadar ciddiye alındığını göstermektedir. Yıllar boyu okul ihtiyacı olan yerlere okul yapma gereği duymayan bir devlet terörün gelişmesini nasıl engelleyebilir. Sınıf başına düşen ortalama öğrenci sayıları, okul öncesi, ilköğretim gibi temel eğitime devam oranları, öğretmen-personel ve fiziki alt yapı ihtiyaçlarının en olumsuz olduğu yerler doğu ve güneydoğu bölgesi olunca toplumsal birlik ve bütünlük adına bu güne kadar ne yapıldı sorusunun cevabı aynı zamanda terör sorunu veya Kürt Sorunu neden ortaya çıktı sorusunun da cevabıdır.

Buraya kadar doğu-güneydoğu bölgesinde yaşanan sorunlara ilişkin örnekler vermeye çalıştım. Bu sorunlar bir hikâyeden, bir filmden veya hayali bir masaldan alınmış değildir. İçinde bulunduğumuz gün itibariyle halen aynen yaşanan olgular arasından sadece birkaç seçkidir. Bunların çok daha fazlası toplum içinde yaşanmaya devam ediyor. Terör sorunu veya Kürt Sorunu neden var? Gerçekten böyle bir sorun var mı? diye sormadan önce yaşanan sorunlardan haberdar olmak gerekiyor. Yaşanan sorunları görünce her şey çok daha iyi ve doğru bir şekilde anlaşılacaktır.

Çözüm sürecinin geleceğine dair değerlendirmeler yanında başka yerlerde yaşanan sorunların teröre neden olmayışının gerekçeleri üzerinde sonraki yazılarda görüşmek dileğiyle…

 

                                                                           Soru, görüş ve değerlendirmeleriniz için…

Ahmet Hikmet

    eagensea@gmail.com

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 26
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 923
Kayıt tarihi
: 03.05.10
 
 

Eğitim insandaki cehaleti alır. Ancak eğitimin gideremeyeceği bir çok özellikler vardır. Bu neden..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster