Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ocak '15

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
156
 

Yaşanmışlıklarım - 3(A) : Fındık kızın, beni ziyaretinden kimsenin haberi olmamış...

Yaşanmışlıklarım - 3(A) : Fındık kızın, beni ziyaretinden kimsenin haberi olmamış...
 

Çocukluğumda Eyüp-Eminönü(Sirkeçi) arasında çalışan bu Haliçvapurları benim sevdamdı...


...Fındık kızı, okuldan uzaklaştırdıktan sonra, "ben yandım!" diyerek sınıfa döndüm. Düşünmeye başladım, bu işin içinden nasıl çıkacağım diye.

Cumartesi geldi...Vapura bindim. Vapurun en arkasına gittim. Vapurun çıkardığı beyaz köpüklere bakarak hep düşündüm. Fındık kızın beni ziyareti acaba duyuldu mu? 

Canım hiç eve gitmek istemiyordu...Kadıköy vapurundan indikten sonra, Haliç vapuruna bindim. Eve biraz daha geç gitmek için, Ayvansaray  iskelesinde inmem gerekirken, iki iskele önceki Fener  iskelesinde indim.

Fener parkında biraz oturdum, sonra kalktım yavaşa yavaş yürümeye başladım...Balat'a geldim. Balat'ta ilkokul arkadaşlarımdan birinin babasının berber dükkanı vardı.Biraz daha zaman harcamak için oraya girdim. Arkadaşım da oradaydı. Beni görünce dışarı çıktı

Yüzümün ifadesinden bir şeyler anlamış olmalı ki, "ne bu surat ulan?" dedi...Ben de olanı biteni anlattım ona..."İyi halt etmişsin!" dedi. Sonra da, "ne yapacaksın şimdi?" diye sordu. "Bilmiyorum!" dedim; "eve gidince duruma göre bir şeyler söylerim" diye ekledim.

Biraz daha konuştuktan sonra,"Hadi eyvallah!" diyerek yürümeye başladım...Semtimize yaklaştıkça kalbimin atışı sıklaşmaya başladı...Hele sokağımıza girince bayılacak hale geldim...Uzaktan evimizin, adeta bütün mahalleyi görüşü altına alan balkonuna baktım...Babam yoktu balkonda, "inşallah evde de yoktur" diye geçirdim içimden...

Sokak kapısını açtım içeri girdim...Tahta merdivenleri yavaş yavaş çıktım. Sofaya çıkan son basamaklara gelince, sokakta bulup dişimle kırıp yediğim fındık için, tam burada babamdan yediğim dayağı hatırladım.

Sofaya çıkınca, evimizin "salon" dediğimiz büyük odasından çıkan annemi gördüm...Bana "niye geç kaldın?" diye sordu. Havanın güzel olduğunu, bu yüzden vapurdan Fener iskelesinde indiğimi ve yürüyerek geldiğimi söyledim..."Karnın aç mı?" diye sordu annem. Ona, yolda simit alıp yediğimi söyledim. Sonra ben sordum: "babam yok mu?"...Annem, babamın köye gittiğini ve yarın geleceğini söyledi. Biraz rahatladım.

x     x      x

Köyümüz, İstanbul'a 25-30 km. mesafede idi...İstanbul'a gelmeden önce orada yaşarmışız. Tarlalarımız varmış. İstanbul'a gelince "şehirli"(!?) olmuşuz. Tarlaları ekmeyi bırakmışız...Ben İstanbul'da doğmuşum...Dedem ve anneannem(aminnem) hala köyde yaşarlardı o zamanlar. Kışın soba yakardık evde...Kışlık odunumuzu dedem getirirdi köyden...Köyümüzün ilk "şehirli" olanları biz olduğumuz için, babam köye gittiğinde pek itibar görürdü. Bu nedenle de "hava yapmak için" zaman zaman köye giderdi...Köyde düğün dernek olduğu zaman, babam hep giderdi. Anayoldan köyümüze sapan yolun başına "çatım" derdik. Oradan köye yürüyerek gidilirdi. Babam, otobüsten orada inince hemen belinden tabancasını çıkarır birkaç kez ateşlerdi...Adeta, köylüye "ben geliyorum!" derdi.

Köyde de, bu silah seslerini duyanlar "Yahya efendi geliyor!" derlerdi...

x      x      x

Hemen merdivenin başında bulunan odaya girdim, Sorunlu bir hafta geçireceğimi ve ders  çalışamayacağımı düşündüğüm için çantamı getirmemiştim...Elbiselerimi değiştirip sofaya çıktım. Balkondan bir şeyler silkeleyen annemin yanına gittim. Birkaç soru sorarak durumu öğrenmeye çalıştım. Anladığım  kadarı ile kimsenin durumdan haberi yoktu.

Akşam oldu, ağabeylerin eve geldi Oturduk yemek yedik. Gördüm ki, onların da bir şeyden haberleri yok..

Yattık. Sabah oldu. Annem, yatakları toplarken bana, "bahçeye çık da, birkaç tane domates, salatalık, biber al gel de salata yapalım" dedi.

Benden bir numara büyük ağabeyimi göstererek, "Ben gitmem, o gitsin!" dedim....Annem şaşırdı, "her sabah koşa oynaya bahçeye çıkardın, bu bahçenin sorumlusu benim derdin, ne oldu şimdi de gitmiyorsun?" diye sordu..."Gitmeyeceğim işte!" diye inat ettim.

Ve gitmedim. Sanırım, yatılı okuduğum ve  haftada bir eve geldiğim için annem fazla üstelemedi. Ağabeyimi gönderdi...Ağabeyim, annemin istediklerini getirdi...Geldiğinde, yukarı bahçenin duvarında bizim bahçeye bakan bir kızın olduğunu söyledi...Yüzümün, getirdiği domatesler gibi kızardığını ve biraz da kızıştığını hissettim...Hiç sesimi çıkarmadım.

Ertesi günü, öğlenden sonra okula dönmem gerekiyordu. Ama ben kahvaltıdan sonra, çıkıp mahalle arkadaşlarımla biraz görüştüm ve eve döndüm. Niyetim, babamın gelmesinden önce evden ayrılmaktı.

Anneme bir bahane uydurarak, daha öğlen olmadan evden ayrıldım. Zaman var diye, yürüyerek Fener iskelesine gittim. Deniz kıyısındaki parkta biraz vakit geçirdikten sonra vapura bindim. Galata Köprüsü'nde indim. Köprünün öbür tarafına geçerek, Kadıköy vapurunu beklemeye başladım...Vapur geldi. Bu sefer, vapurun kenarlarındaki uzun bir kanepe şeklindeki tahtadan yapılmış  seyirliklerin  bir yerine oturdum...

Denizi seyrede seyrede Kadıköy iskelesine geldim. Yürüyerek okula gittim...Yatılı okulu hiç sevmediğimi söyleyebilirim...Burada kendimi çok yalnız ve terk edilmiş olarak hissediyordum...

Bu haftayı, kazasız, belasız atlatmıştım...Ama haftaya ne olacak  bilmiyordum...

Bakalım, ne olacak?

 

cdenizkent

 

NOT : Blog yönetiminden ricamdır, bloğumda koyu ve italik harflerle gösterdiğim yerlerin aynen çıkmasıdır...Teşekkürler.

 

ali açıköz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İyice meraklandım doğrusu...

Kerim Korkut 
 22.05.2018 14:30
Cevap :
Merhaba Kerim Bey... Ne sıkıntılı günlerimdi o zamanlar... Karakola bile düşmüştük. Babam, karakolda polislerin önünde bana tabancasını doğrulttu...Hiç unutmadım... Teşekkürler ve selamlar.   23.05.2018 16:11
 

Yüzünüzün domates gibi kızardığını okuduğumda.. Yusuf diye mahalle arkadaşım vardı, cep foto romanının içine resmini koyunca da yüzümün kızarmış halini anımsadım :) Sizin fındık hanım, o zamanların cep fotoromanlarını arkadaşlarımızla değiş tokuş ettiğimi bana tebessümle hatırlattı..

gülsen tunçkal 
 02.11.2016 13:55
Cevap :
Merhaba Gülsen Hanım...Ne güzel; benim bir anım, size de bir anınızı hatırlatmış...Teşekkürler ve selamlar.  02.11.2016 23:15
 

İşte bizler böyle kız gibi edepli terbiyeli gençlerdik, diyeceğim ama bugün öyle kızlar da kalmadı...Fındık bile değil, "zındık" oldular hepsi..:)

ali açıköz 
 19.01.2015 11:41
Cevap :
Merhaba Ali Bey...Fındık, çok masum ve zararsız bir kızdı; ben de öyleydim...Öykümde anlattığım gibi, onu ilk kez okuluma geldiği zaman yakından görmüştüm...Söylediğiniz gibi, bugünün kızlarıyla kıyaslayamam Fındık'ı...Teşekkürler ve selamlar.  19.01.2015 15:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 952
Toplam yorum
: 2446
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1381
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster