Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Mart '15

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
252
 

Yaşanmışlıklarım - 6 : Ölüm acısını ilk tattığımda, 6-7 yaşlarımdaydım...

Yaşanmışlıklarım - 6 : Ölüm acısını ilk tattığımda, 6-7 yaşlarımdaydım...
 

Bu çocuklar, çişleri geldiğinde evelerine mi gidecekler?...Biz gitmezdik; işimizi sokakta hallederdik...


ON AYLIK KIZ KARDEŞİMİN ÖLÜMÜNÜ, BENİ, "İŞEME YARIŞI"NA ZORLAYAN MAHALLE ARKADAŞIMDAN BİLDİM...

Daha önceki yaşanmışlıklarımda yazmıştım ama; okuyanlar hatırlatmak ve ilk kez okuyanlara da tanıtmak için, çocukluğumun geçti mahalleyi ve yaşadığım evimi kısaca tanıtayım...

İstanbul'un Haliç Denizi'i(1) kıyılarını bilenler bilir; evimiz Ayvansaray semtinde, Esnaf Lonca Caddesi ile Ağaçlı Çeşme Sokağı'nın birleştiği köşe başındaydı... Bir yanı, bir Bizans Sarnıcı'nın duvarına dayalı, diğer yanı da bir evliya türbesine bakardı...

Evimizin, sokak kapısının bulunduğu cephesinde koca bir çınar ağacı ve Bizans Sarnıcı'nın duvarına dayalı bir de sokak çeşmesi vardı. Evimizin bu cephesi Esnaf Lonca Caddesi üzerinde idi. Ağaçlı Çeşme Sokağı'na bakan cephesinde ise, alt kata ait ayrı bir sokak kapısı ile, yukarıda sözünü ettiğim evliya türbesi vardı. Yani, evimizin alt katına girilen sokak kapısı, aynı zamanda türbenin de giriş kapısıydı. Alt kattaki komşumuz, tabiri caizse, evliya ile koyun koyuna(!) yatarlardı.

Bahçemiz, evimizin dayalı olduğu Bizans Sarnıcı'nın üzeri idi. Çeşitli meyve ağaçları ve rengârenk çiçeklerle dolu idi... Manzarası ise harikaydı. Bütün Haliç kıyılarına neredeyse tepeden bakardık.

Esnaf Lonca Caddesi, hiçbir sokağa sapmadan doğru  Balat'a; devam edildiğinde de Fener'e giderdi. Evimizin diğer sokağı ise, Ayvansaray'a ve Haliç Denizi'ne ulaşırdı.

Esnaf Lonca Caddesi, iki mahalleyi birbirinden ayırırdı. Caddenin yukarısına, yani Edirnekapı tarafına "çingene mahallesi"(2) derdik. Diğeri de, büyüklerimizin söylediğine göre daha düzgün(3) insanların yaşadığı "aşağı mahalle" idi...Yani bizim mahalle...

"Yukarı mahalle", yani "çingene mahallesi" o zamanlar tüm İstanbul tarafından "Lonca" olarak bilinirdi. O zamanlarda, çevrilen siyah-beyaz filmlerin tamamında rol alan, çalgıcılar, sıradan şarkıcılar, çengiler(sonra 'dansöz' dedik onlara) Lonca'dan çıkardı...

Arıca, "eskicilik", "şişelere mandal"  ve "el uzunluğu" gibi işleri yapanalar da vardı bu mahallede...Ayrıca ağızları da çok pisti. Aklımızdan geçmeyen küfürler ederlerdi..

"Lonca" dendiğinde, herkes bunları hatırlardı. Bu nedenle, sorduklarında "Lonca'da" oturduğumuzu söylemezdik... Örneğin ben, ilkokulu bitirdikten sonra gittiğim bütün okullarda adres olarak  --evimizin sokak kapısı Esnaf Lonca Caddesi'nde olmasına rağmen-- Ağaçlı Çeşme Sokağı'nı verirdim(4).

Çingene mahallesinde, iki çeşit insan vardı; bir "esmer vatandaş" dediğimiz, ten rengi biraz koyu esmer olanlar; bir diğeri de beyaz olanlar; ki bunlar, diğerlerine göre, kızları ve erkeleri, "güzel ve yakışıklı" idi...Benim, bizim mahallemize yakın evlerde oturanların her iki kesiminden de arkadaşım vardı...

x       x       x

Neyse... Sadede gelelim...

O gün, her iki mahalleden müşterek arkadaşlarımız ile, tam bizim evimizin karşısındaki arsada top oynuyorduk... Bu arsa, konum olarak yukarı mahallenin sınırları içindeydi. Bir süre oynadıktan sonra, oynadığımız alanın hemen yanındaki evin duvarının dibine oturmuş konuşuyorduk...

Yukarı mahalle arkadaşlarımdan --esmer tenli-- İbrahim, ki biz ona kısaca "İbo" derdik; kalktı ve "hadi çiş yarışı yapalım" dedi...Arkadaşlarımdan  biri, "Hadi, ulan!" dedi; karşı çıkan bir nida ile... Birkaçı da, "tamam!" diyerek onay verdi... "Ben, yapmam!" dedim...

İbo, öyle bir söz söyledi ki; "yapmayanın ölmüşü....olsun!" dedi. Söylediklerinde, hem "küfür" hem de --bize öğrettikleri şekliye-- "günah" vardı.

"Deme, ulan öyle !" diye çıkıştım..."Hem, sonra desen ne olur ki, benim hiç ölmüşüm yok ki" diye de ekledim...

Arkadaşlarımın bir kısmı isteyerek bir kısmı da İbo'nun ettiği küfürden sonra kalktılar ve işemeye başladılar... Tam bu sırada, evimizin balkonundan annem, "Koş, hemen eve gel!" diye seslendi... Merdivenleri koşarak çıktım; sofaya geldiğimde, sofada bulunan ailem ve bir kısım komşularımız toplanmış, ağlıyorlardı. Sofanın tam ortasında da "beyaz bir kundak" ve üzerinde de küçük bir makas vardı...

"Ne oldu? Bu kundak ne için burada?" diye sordum anneme... Annem, ağlamaya devam ederek kız kardeşimin öldüğünü söyledi... Kız kardeşim henüz 10 aylıktı, yaşını bile tamamlamamıştı, çok küçüktü(şu anda bile gözlerim yaşlandı, hatta bir iki sıcak damla da yanaklarımdan aşağıya süzüldü).

Hemen kalktım, ağlayarak sokağa çıktım... Elime geçirdiğim bir taşı İbo'yu hedef alarak arkadaşlarıma doğru fırlattım...

Arkadaşlarım,"Ne oluyor yaa!" diyerek bana baktılar. Ben elime geçirdiği ikinci bir taşla İbo'nun üzerine yürüdüm; "kardeşim senin yüzünden öldü!" diyerek üzerine yürüdüm. İbo, evine doğru koştu. Ben de onun arkasından...Evine girdi ve sokak kapısını kapattı. Bu sefer daha büyük bir taş aldım ve evinin kapısına vurmaya başladım..."Kardeşimi sen öldürdün!" diyerek hem bağırdım hem ağladım...

Az sonra, İbo'nun annesi çıktı. "Ne oldu, oğlum! Niye ağlıyorsun, kapımızı niye taşlıyorsun!" dedi. Ona, olanları anlattım... O da bana bir şeyler anlattı.  "Kardeşinin ölümünde İbrahim'in bir suçu yok; kardeşini Allah istedi" dedi. Sonra, "bekle biraz!" dedi. Eve girdi, az sonra, üzerine yelek gibi bir şey almış olarak geldi. Elimden tuttu, "Hadi, evine gidelim!" dedi.

Eve giderken, İbo'nun annesine, yine "ama o, o çiş yarışını çıkarmasaydı kız kardeşim ölmeyecekti" diye tekrar ediyordum ağlayarak...

Küçücük, ağzı henüz süt kokan kız kardeşimin ölümünün bana tattırdığı  o ilk "ölüm acısını" hiç, ama hiç unutmadım...

 

cdenizkent

 

---------------------------  :

(1) O zamanlarda, Haliç gerçekten deniz gibiydi. Yüzerdik bile, çok temizdi...

(2) O zamanlarda, "Roman" adını hiç bilmezdik. Mahalledeki esmer tenli olanların nereden geldiklerini biz bilmezdik. Büyüklerimizden de duymamıştık. Ama, beyaz olanların, çoğunlukla Bursa'dan geldiğini biliyordum. En iyi arkadaşım da bunlardan biriydi. Sonra marangoz oldu. Evlendiğimde karyolamızı ve elbise dolabımızı o  yapmıştı...

(3) "Düzgün insanlardan" kasıt, memur, işçi, tezgahtar, terzi, berber, bankacı gibi işlerde çalışanlardı. Bizim mahallede, ilkokuldan üniversiteye kadar okuyan çocuklar fazlaydı. O mahalleden de İlkokulda, okuyanlar vardı; ama onlar ya bitirmeden ayrılır, bitirenler de ortaokul ve liseye gitmezlerdi. Zaten erken yaşlarda da evlenirlerdi. İlkokul 4. sınıfta evlenerek ayrılanların olduğunu hatırlıyorum.

(4) İyi bir düşünce değildi ama, öyle yapardım işte...Sadece ben değil; bunu başkaları da yapardı. Lonca'da oturuyoruz desek, bizi de çingene sanacaklar diye korkardık...Ama, şimdi en sevdiğim müzik türü, "Roman müziği"dir; ne de olsa o müziği çokça dinler, oyunlarını da izlerdik...

 

 

gülsen tunçkal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Anılarım depreşti Deniz bey. Şimdi kesin eminim ki, arsada beraber oynamışızdır ;) Çevre sokaklardan da çocuklar gelirdi. Kardeşinizin ölümü sizi derinden etkilemiş. Allah cc rahmet etsin, Yaradan onu zaten cenneti Alaya almış. Balata fermuar, makara, fisto vs almaya gittiğimde bende Ağaçlı çeşme değil, bir alt sokağı söylerdim ki. Beni de roman zannetmesinler isterdim ;)) Neydi o günler diyesim geldi. Selam ve saygılarımla..

gülsen tunçkal 
 13.03.2018 0:50
Cevap :
Merhaba Gülşen Hanım...Uzun süre yoktunuz sanırım...Evet, çocukluğum aklıma geldiğinde, gözümün önüne gelen ilk görüntü Lonca...Daha önceki bir zamanda kız kardeşime sordum; sizi tanıdığını söyledi. Hatta, sanırım annenize elbise bile diktirmiş...Biz, sizin mahalleye "aşağı mahalle" derdik; oraya top oynamaya çok gelirdik...Sizin mahalleden arkadaşlarım bile vardı. Hatta, her geldiğimizde gözlerimin aradığı bir ya da birkaç kız bile vardı...Siz, benim kız kardeşimin yaşça akranı olabilir...Aklıma geldiğimde oraları görmek istiyorum; ama olmuyor işte. Gittiğimde heyecanlanır bir şeyler olurum diye çekiniyorum...Hele bir de çocukluk arkadaşlarımdan birini ya da birkaçını görürsem...Teşekkürler ve selamlar.  13.03.2018 15:36
 

Hakkaten gizemli yaşanmışlıklarınız varmış...

Kerim Korkut 
 18.03.2015 19:54
Cevap :
Merhaba Kerim Bey...Hani derler ya, "hayatımı bir yazsam roman olur"...Benimki de öyle işte...:)) Selamlar.  19.03.2015 12:21
 

Sevgili ve gizemli DENİZKENT, bende ilk babaannemle yaşadığımda 10 yaşındaydım ve her ölümde hatırlarım. Ölüm kalanlar için hüzün olsa da yaşını tamamlayarak gidenler için bence kurtuluştur. Selamlar

Kadri KANPAK 
 17.03.2015 7:40
Cevap :
Haklısınız Kadri Bey...Kızkardeşim, daha ağzı süt kokan 10 aylık bir bebekti ve ben de o güne kadar hiçbir yakınımım ölüm haberini almamış ve yakınlarıma ait bir cenaze de görmemiştim...Kızkardeşim "mavi hastalıktan" ölümüş; bunu sonradan öğrendim...Selamlar.  17.03.2015 11:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 917
Toplam yorum
: 2416
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1392
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster