Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Şubat '17

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
274
 

Yaşar Kemal - 2

Yaşar Kemal - 2
 

“Sartre, Fransa’dır” sözü önemlidir. Fransa’nın Cezayir’i işgali sırasında hükümet karşıtı bildiri dağıtan Jean Paul Sartre’ın tutuklanması istemine karşı Başbakan De Gaulle tepkisini bu cümle ile dile getirmiştir. Sartre’ın Fransa açısından ne denli önemli olduğunu bu cümlenin içeriğinden bir kez daha anlamış oluyoruz. Belki de bu gün sadece Fransa değil Avrupa’yı Avrupa yapan temel yaklaşım biçimlerinden bir tanesidir De Gaulle’n yaklaşımı. Bu sözden hareketle Nazım Hikmet’in Bursa Cezaevi'ndeyken yanına gelen Adalet Bakanı ile girmiş olduğu diyalog sonrasında arkasına dahi bakmadan çekip gitmesi boşuna değildir. Adalet Bakanı Ömer Hayyam’ı bilir ama Ömer Hayyam hangi hükümdar zamanında yaşamıştır, o hükümdarın veziri kimdir, Adalet Bakanı bunları bilmez. Nazım Hikmet’e dönük kabalığının cevabı Adalet Bakanı açısından bir hayli yıpratıcı olsa da gerçek budur. Sene 2017, memleket halen Nazım Hikmet’i konuşmakta ama 1930’ların, 1940’ların Adalet Bakanları şöyle dursun Başbakanlarını dahi kimse bilmez, bilse de hatırlamaz. Yaşar Kemal meselesi de aynen böyledir. Yaşar Kemal tarihe mal olmuş koca bir çınardır… Bu memleketin gelecek kuşakları Yaşar Kemal’i öyle ya da böyle tanıyacak. Tanıtmak için uğraşacağız. Anadolu coğrafyasının bu yüz akı edebiyatçısını gelecek kuşaklara aktaramazsak bu bizim yetersizliğimiz, eksikliğimiz, daha da ötesi ayıbımız olur. Kolay mı? Hayır değil. Hem de hiç değil. Henüz daha akademisyenlerin görevlerinden alınmaları, üniversitelerden atılmalarının üzerinden fazla zaman geçmedi. Bir çırpıda binlerce akademisyen bir kişinin iki dudağı arasından çıkan fermanla işsiz kaldı. Öncesinde malumunuz, seçilmiş vekillerinden, sanatçılarına, popüler kültür çevrelerinin tanınan yüzlerinden, STK’lara kadar bütün muhalif çevreler bu ağır koşulların cenderesinde hedefe oturtulmuşlardı. Bu denli kötü bir dönemden geçerken ısrarla bu memleketin yüzakı olmuş devrimci yazarlarını hatırlamak, hatırlatmak boynumuzun borcudur.

Yaşar Kemal’e dönecek olursak…

Sartre, Fransa için neyse Yaşar Kemal’de Türkiye için odur. Bu memleketin insanlarını yazmıştır Yaşar Kemal. Çukurova ve insanı başta olmak üzere Anadolu’yu karış karış yazmış, Anadolu’yu yazarken, yaratmış olduğu insan karakterleriyle adeta bir karakter galerisi oluşturmuştur. Bir önceki Yaşar Kemal yazımda en sevdiğim Yaşar Kemal karakterlerinden birisinin Meryemce olduğundan bahsetmiştim. Dağın Öte Yüzü üçlemesindeki Uzunca Ali’nin anası... Görmüş geçirmiş yaşlı bir ana. Meryemce gibi Dağın Öte Yüzü üçlemesindeki ilgi çekici bir başka karakter de Memidik’tir. Memidik ismi çok hoşuma gitmişti. Nedendir bilmem bana mahzunluğu, ezilmişliği, saflığı çağrıştırıyordu. Ezilmişliğin karakteri gibi geliyor. Nitekim romanda Memidik muhtarın gazabına uğrayanlardan birisidir. Muhtarın fedaisi tarafından işkenceye tabi tutulması unutamayacağı bir acıdır Memidik için. Muhtara kin bilemiştir. Bir şekilde muhtarı öldürecek, kendisine yaptırdığı işkencenin intikamını alacaktır. Üçlemenin üçüncü cildinin başkarakteri durumundadır Memidik. Gözüne kestirdiği muhtarı öldürecektir ama bir türlü punduna getiremez. En nihayetinde zifiri gece karanlığında birisini öldürür ama öldürdüğü muhtar değildir. Memidik ile ceset arasında bir amansız mücadeledir başlar ve bir türlü bitmek bilmez.

Latin Amerika’da başlayan edebi bir akım vardır, “Büyülü Gerçekçilik” diye bilinir. Büyülü Gerçekçilik dendiğinde hiç şüphesiz ki ilk akla gelen Gabito’dur (Gabriel Garcıa Marquez). Hemen ardından Şili’nin devrimci başkanı Salvatore Alende’nin yeğeni olan İsabel Alende akla gelir. İsabel Alende’yi tanıyabilmek ve anlayabilmek adına birkaç kitabı dışında fazla bir kitabını okumadım. Bir süre sonra da İsabel Allende’ye zaman ayıracağım. Geçtiğimiz yıl Marquez’in okumadığım ne kadar kitabı varsa okumaya çalıştım. Marquez keyifli anlatıların adamı. Karakterleri ilgi çekici… Marquez’in iki karakteri beynime kazınmıştır. Colera Günlerinde Aşk romanının başkahramanı Florentina Ariza ve Kırmızı Pazartesi romanının başkahramanı Santiago Nasar. Her ikisi de nasıl unutulabilir ki. Her iki karakterde büyüleyicidir.

Marquez, Büyülü Gerçekçilik akımının anlatım yöntemi, tekniği ve kurgularıyla başını çeker ama bana kalırsa, Büyülü Gerçekçilik akımını çok daha eskiden Yaşar Kemal Anadolu’da başlatmıştır. İnce Memed efsanesi Büyülü Gerçekçilik akımının başucu yapıtıdır. Ha keza Dağın Öte Yüzü üçlemesinin üç cildi de Büyülü Gerçekçilik akımına en yalın örnektir. Özellikle Dağın Öte Yüzü üçlemesindeki ikinci cilt olan Yer Demir Gök Bakır romanı… Taşbaş’ı ermiş olarak gören köylünün adeta Taşbaş’a dört elle sarılması, her derde devayı Taşbaş’ın bulacağına inanması Büyülü Gerçekçilik değildir de nedir? Taşbaş, Muhtar Sefer ve köylünün baskısına dayanamayarak köyden kaçar ve bir daha da kendisinden haber alınamaz. Dağın Öte Yüzü üçlemesinin bir başka yan karakterlerinden olan Zalaca’da öyle kenara konacak bir kadın karakter değildir. Bitmek bilmeyen rüyalarını yorumlatması bizleri apayrı bir dünyaya götürür.

Yaşar Kemal, romanlarında toplumumuzun her dönemine denk olaylar örgüsünü zihnimize kazar. Örneğin taciz ve tacavüz vakaları… Örneğin ermişlik meselesi! Bu durumun en güzel örneğinin kemikleşmiş AKP seçmeninde fazlasıyla görmek mümkün.

Tülay EKER bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yaşar Kemal kendi deyimiyle "onurlu yaşadı" ışığı da toprağı da bol olsun. Emeğinize sağlık saygılar

Cemile Torun 
 14.02.2017 18:07
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1512
Toplam yorum
: 3024
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 1103
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster