Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Haziran '07

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
784
 

Yaşar Kemal İstanbul Türkçesiyle edebiyat olmaz demiş, keşke demeseymiş

Yaşar Kemal İstanbul Türkçesiyle edebiyat olmaz demiş, keşke demeseymiş
 

İstanbul Türkçesiyle edebiyat olmaz... Belki bu söz sıradan bir ünlü, hatta kalbürüstü mertebesini dahi görmüş bir yazar tarafından söylense dikkatimi çekmeyecekti. İlgilenmeyecektim bile, marjinal bir yorum yapmak istemiş diyecektim.

Yaşar Kemal son dönemde ikinci kez gündelik basına manşet oluyor. İlki, terör sorununun konuşulduğu bir toplantıdaki "teröristin ismini gerilla koyduk" sözleriyle olmuştu. Yaşar Kemal'in, okuduğum romanlardaki eşkiya ve gerilla sevgisini, Doğu'yu algılayışındaki bütüncül yaklaşımı bildiğim için onun ağzında pek de yadırgamadım bu sözleri. Neticede Yaşar Kemal'di ve dünyaya bir yerden o da bakıyordu işte, bizim baktığımız yerden bakmak, bize bakışlarını beğendirmek zorunda da değildi.

"İstanbul Türkçesiyle edebiyat yapılmaz" söyleminin bende çağrıştırdıkları daha farklı oldu. Söyleyen Yaşar Kemal'di, saygı duyduğum bir yazardı ama bu sözlere benim de cevaplarım var. Yaşar Kemal kadar iyi yazamıyorum diye, Doğu'yu, Güneydoğu'yu Yaşar Kemal kadar bilmiyorum diye bu konuda susamam.
"Anadolu dili, Anadolu söyleyişi, bilhassa Kürt zenginliği işin içine katılmadan olmaz" diyor Yaşar Kemal. Elbette Türk yazınına Anadolu söyleyişi katılmalı, Türkiye coğrafyasının edebiyatında Kürt zenginliği unutulmamalı.

Ancak varsayalım ki bir yazar bunları yapmadı. Bir külliyat boyunca ne Anadolu şivesini, ne Kürt söyleşini yeterince kullandı, ne de Doğu'nun kültürel, geleneksel içeriğinden gerektiği kadar yararlandı. Eksik midir bu edebiyat sahiden, olmamış mıdır, olmayacak mıdır, eksikse neye göre eksiktir?

Kürtçe'yi kullanmayan bir yazar, Fransızcanın, İngilizcenin, Arapçanın, Rusçanın diline kattıklarından, kendi dilinin bu dillerden sindirebildiklerinden haberdarsa, bunları iyi kullanabiliyorsa bu önemli değil midir?

Çukurova'da binalar diğer yerlerdeki gibi yapılır, "rekonstruksiyon" olmaz mı mesela, Çukurova'nın kasabalarında internet kafeler vardır, mesela çocuklar oralarda "sörf" yapmıyorlar mıdır. Bir köylünün ağanın kişisel kolluk kuvvetlerini kendi yanına çekerek onu devirmesi için yazar olarak bazen de "coup d'etat" benzetmesini kullansan okuyucuda ilginç çağrışımlar uyanmaz mı?
İnsan kendi sahip olduğu değerlerin en önemlisi olduğunu düşünür, böyle bir kıskançlık vardır zayıf doğamızda. Ama sahip olduğu değerlerin tek değer olduğunu, gerisinin hiçbir işe yaramayacağını düşünmek megalomaniye girer (Kürtçesi, Arapçası ne acaba, bakın bu kelimede dili zenginleştiriyor). Yaşar Kemal'e bu tür bir ruh halini yakıştırmayı istemem.

İstanbul Türkçesi nedir? Bizim İstanbul Türkçesi olarak kabul ettiğimiz, yöresel şivelerden arınmış, veya kelimeleri alıp belli ortak noktalarda yeniden yaratmış, Türk devletinin, Türk resmiyetinin, okuyup yazmış Türk insanının kullandığı, en azından bölgelerde de olsa, yazı alanında mutlak surette kullandığı için haberdar olduğu dildir.
Dil ne işe yarar peki? Dil, duygu ve düşünceleri söze ve kağıda dökmeye, genel anlamda ifade etmeye yarar.
Edebiyat, dili kullanarak bu duygu ve düşüncelerin düzgün ve insanları etkileyecek bir bütünlük içinde yazıya alınmasına...
Ben üşüyorum, ısınıyorum, terliyorum, arzu duyuyorum, aşık oluyorum, seviyorum, eziyorum, eziliyorum, inanıyorum, reddediyorum, tapınıyorum, sevişiyorum, duyuyorum, besliyorum, dokunuyorum, vuruluyorum,
ölüyorum. İşte edebiyat bunları anlatır önce... Ben Yaşar Kemal'e edebiyatın neyi anlattığını anlatacak değilim. Ama edebiyat da bunları anlatır işte. Edebiyatın asıl amacı bunları anlatmaktır. Bunları güzel bir biçimde anlatmak, ama önce bunları "anlatmak" tır. Farklı diller, farklı geleneklerin etkileri, artı değerdir, hoşluktur daha çok... Edebiyatın değerini belirleyen "ben nasıl korkuyorum, ben nasıl seviyorum" güzelce onu anlatmasıdır.
Biz bu dilde Tolstoy'u, Çehov'u, Turgenyev'i, Stendhal'ı, Cervantes'i, Marquez'i, Dostoyevski'yi okumadık mı, onları bu dile kazandırılmış çevirileriyle sevmedik mi? Çevirilerle, kendi dillerinin kelime hazinesi büyük oranda kırpılmış, anlatım gücü düşmüş olarak önümüze gelseler de, onların birçoğuna Yaşar Kemal'den daha büyük yazar demedik mi? Kürtçe mi anlatıyordu hikayelerini Çehov, Cervantes Don kişot'unu Çukurova'da mı dolaştırıyordu?
Sevmedim düşüncesini bile. İstanbul Türkçesiyle hem de çok iyi edebiyat olur. Ve Türkçe çok da güzel bir dildir üstadın iddia ettiğinin aksine. Kürtçe olmazsa, Arapça olmazsa, İngilizce olmazsa kan kaybedecek, ama hala güzel kalacak bir dildir. Ben dilimi severim, Türkçe yazan Yunus'u hatırlarım bir gün sevmeyesim gelirse, aklıma bir Orhan Veli şiiri gelir, bazen birkaç yerde anlamı kaçsa da Baudelaire bile iyi çevriliyor, derim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Burak, hoş geldin. Ayrıca cesaretini tebrik ederim kolay değildir büyük bir ustaya karşı durup ben sizin şu dediğinize karşıyım demek cesaret ister ve bunu yaparken terbiye ve saygı çizgisini de yazında eksik olmadığını da gördüm ki bu erdemdir. Yalnız orada sanırım atladığın bir detay var, İstanbul Türkcesi ile edebiyat yapılmaz da bir "sadece" lafı ne hikmetse yok olmuş. Türk dili sevgili Pirmete'nin de yazdığı gibi seslerin harflerle buluşmasıdır. Ve bu sesler ise bazen Türk edebiyatında Anadolu'nun vurguları ve deyişleriyle zenginleşir. Bu da Türk edebiyatının bence en büyük zenginliğidir. Ne dersin?

Engin Allı 
 25.06.2007 20:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 107
Toplam yorum
: 200
Toplam mesaj
: 20
Ort. okunma sayısı
: 2003
Kayıt tarihi
: 22.06.07
 
 

İsmim Burak Çapraz. Buraya başladığımda 21'dim, öğrenciydim. Bir okul bitti ama hala öğrenciyim. İl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster