Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Mart '07

 
Kategori
Çocuk Sağlığı
Okunma Sayısı
620
 

Yaşasın çocuğum hiperaktif !

Yaşasın çocuğum hiperaktif !
 

Teyzeee çocuğun hasta hasta. Kedi yutmuş gibi koltuktan koltuğa atlaması, örümcek adam gibi düz duvara tırmanması normal değil. Sevinilecek birşey hiç değil. Günlerde bacak bacak üstüne atıp ''Ayy komsu benim ufaklıkta bi hareketli bi hareketli sorma gitsin maşallah'' diye böbürlene böbürlene anlatılacak mazzeme hiç mi hiç degil.

Şimdi böyle söyledik diye bu kezde siz kontrolü elden bırakıp panik durumuna geçmeyin. Öncelikle olay mahalinde sakin durabilen, iyi bir gözlemciye ihtiyaç var. Bunun için ilk adımı attığınızda doğru gözlem yapabilme sürecine girmiş olacaksınız. Eğer ki bir erkek çocuk sahibiyseniz ''Erkektir yapar, ne de olsa delikanlı olcak, kanı kaynıyo, yerinde duramıyo, 10 sene sonrada kızları kovalayacak aslan oğlum'' gibi enteresan cümleler kuruyorsanız eğer, onlarıda bir kenara bırakın lütfen. Çünkü genellikle erkek çocukların %5 inde görülen ve aşırı hareketlilik durumunun gözlenmesiyle ortaya çıkan hiperaktivite durumu, küçük yaşta çözümlenmezse çocuğun ilerleyen yaşlarda konsantre noksanlığına, davranış bozukluklarına, madde bağımlılığına ve daha bir çok psikolojik sorunlarla boğuşmasına neden olabiliyor.

İlk başta hiperaktivitenin bir hastalık olduğunu fakat tedavi edilmesi durumunda başarılı sonuçlar alındığını bilmek gerekir. Öyleki yalnızca belli yaşlar arasındaki küçük çocuklarda değil, yeni doğan hatta doğmamış anne karnındaki çucuklarda bile görülen bu hastalığın takip ile teşhisi mümkün. Asıl problem çocuk okula başlayınca dahada gözler önüne seriliyor. Onun bu hareketli, enerjisi yüksek, konuşkan hali başta arkadaşları ve öğretmenleri arasında hoş karşılansa bile hiperaktivite gereği bu çocuk kendilerine saldırmaya ve öğrenmeden alıkoymaya başlayınca azarlama, arkadaşları tarafından dışlanma, oyun ortamında kabul görmemeler başlıyor. Ve bunun akabindede umutsuzca arkadaş edinmeye çabalayan, içinde ne fırtınalar yaşadığından haberinizin bile olmadığı bir çocuğunuz olmuş oluyor. Bu tür çocukların iyi niyetlerinden şüphe yoktur. Yaptıklarını hesaplı kitaplı yapmazlar aslında. Yaptıkları davranışlar dürtüseldir. Yani davranışlarının sonuçlarını düşünmezler.Çünkü:

*Davranışlarına dürtüleri yön verir, isteklerini erteleyemezler, aktarırlar.

*Yolda birşey dikkatlerini çektiğinde trafiğe dikkat etmeden karşıya geçmek için yola atlayabilirler.

*Başkalarının dikkatini çekme arzusu ile söze karışıp iletişim becerilerinden eksi puanlar alıp sosyal alan becerilerinde umutsuzluğa düşebilirler.

Burada anne babalara düşen en büyüg görev çocuklarını iyi gözlemleyip bir psikiyatr veya bir psikologdan yardım almak suretiyle ilgisiz kalmamaktır. Kemdim Beden Eğitimi ve Spor öğretmeni olduğum için fazlasıyla gözlüyorum ki bu çocuklar mutsuz. Ailelerinin yere göğe koyamadıkları biricik çocukları, arkadaşları tarafından acımasızca dışlanabiliyor. O yüzden sevgili anne babalar, bir yoğun dizi programları, sabah şekerleri trafiğiniz var biliyorum; fakat yüzünüzü çocuğunuza dönüp onu gerçekten izlemeye başladığınızda orada bambaşka bir dünya ile karşılaşacaksınız. Bırakın O, küçücük dünyasında sizin ellerinizin güvenini hissetsin, bırakın kucağınızda sizin kokunuzla uyusun. Kolay değil evet bir can büyütmek; ama onu her yönden hayata hazırlamak, başarılı bir birey olarak görmeyi hangi anne baba istemezki?...

Hepinize kolay gelsin....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Türkiye'de bu işi biliyor olarak zannedilen profesörlerin bile tanısının doğru olmayabildiği bir hastalık D(ikkat)E(ksikliği)H(iperaktivite)B(ozukluğu); ve her yaramaz yada çoşkun çocuğa hiperaktif tanısı konması da moda... Bu modayı körükleyen de ne yazık ki ilaç sektörü... İlaçlarla çocukların beyinleri gereksizce hasara uğratılıyor... ve benim çocukluğumda hiperaktivite diye bir şey olsaydı, şu anda robotlaştırılmıştım... DEHB çok ciddi bir şeydir ve ayırıcı tanılara çok dikkat etmek gerekir... Davranış bozukluğuyla çok fazla karışır... Bunu da meslek içerisinde bir çok kişi gerçekten anlamaz... Sevgiyle...

Barış 
 14.03.2007 22:42
 

Bu güzel paylaşım için teşekkürler.. Elinize, yüreğinize sağlık...

Kuşkayası (Turgut Erbek) 
 14.03.2007 15:15
Cevap :
Yorumunuz için teşekkürederim...  14.03.2007 15:34
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 39
Toplam yorum
: 162
Toplam mesaj
: 35
Ort. okunma sayısı
: 12267
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

26 yaşındayım. İzmir'de nefes al(r)ıyorum. Yaşarken yazamadığım için, yazarken yaşıyorum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster