Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Mart '08

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
521
 

Yaşatılan hayatlar

Yaşatılan hayatlar
 

Kırkaltı yaşındaydı. Beyaz tenli, sarışın, alımlı, kendine bakılmasını ve baktırmasını seven, mutlu olmak isteyen biriydi. Bu onun yaradılışıydı. Öylede olmak istiyordu zaten. Buna rağmen, hayat hep acı yönlerini göstermişti ona. O da bunu birtürlü kabullenememişti. Hep hayatttan bıkmış, memnuniyetsiz olarak yaşayan biri durumuna gelmişti.

Yıllar önceydi.
Ne babası, nede amcası sormamışlardı evlenmek istiyormusun? bu adamla diye
'Hayırlı kısmet, nasıl olsa gideceksin birgün ne fark eder' deyip vermişlerdir onu.
Bu aile varlıklıydı ve geriside önemli değildi onlar için.

Yaşamın gidiş hatı o yıllarda belli olmaya başlamıştı aslında. Birbiriyle hiç alakası olmayan iki insan, bir yuva kurmuşlardı. Ne kültürleri, ne yaşam tarzları, ne de düşünceleri uymaktaydı. Böylebir başlangıçla başlayan evlilik ilerki yıllarda kendini tüm olumsuzluklarıyla kanıtlamıştı zaten. Sıkıntılı geçen yıllar, karanlıklara neden olmuştu.

Bu yılların engüzel olayı aileye gelen yeni üye olmuştur.İki tarafında farkında olduğu, uyumsuzluk ve sevgisizlik çıkmazı için bir umuttu o.

Bu umut beklentisinin umutsuzluğa dönüşmesi çok sürmemişti.

Varlıklı olan ailenin oğlu, maaşla ailenin yanında çalışmaktaydı.Baba zengin ama oğluna faydası yoktu.Varlık içinde darlık çekiyorlardı.Bu durum olumsuz olan evliliği dahada çıkmaza sokmuştu.Tartışmalar artık katlanılamaz duruma gelmişti.Kavgalar , dayaklara dönüşmüş.Bunların sonucu olarakta hastalıklar baş göstermişti.Bir çare bulunmalıydı bu duruma.

Kadının sevdiği, okula gittiği şehirde arkadaşları vardı.Mutluluğu belkide orada yakalaya bilirlerdi.Bir şans tanımalıydılar kendilerine.En azından oğulları için.
Kocasını ikna etti ve taşındılar.Kendide çalışacaktı.Daha rahat yaşayacaklardı.Kendilerine ait bir dünyaları olacaktı.Ama:
Hayatın acımasız yüzü, tekrar göstermişti kendini.Hiç birşey istenilen gibi olamazdı.Baba baskısı altında yaşayan adam özgürlüğe kavuşmuştu.Evlilikteki mutsuzlukta eklenince başka kollarda bulmuştu kendini.

Bu duruma katlanamazdı kadın.Boşanmalıydı artık.Babası 'sen gel ama oğlunu bırak' demişti.Nasıl yapabilirdi bunu!
Canından çok sevdiği, herkeslerden sakındığı, üstüne titrediği biricik oğlunu nasıl bırakabilirdi!

Sağlığı iyice bozulmuştu.Sinirleri iyice yıpranmıştı artık.Birde çocuğunun yokluğuna nasıl katlana bilirdi.Bu düşünceler içindeyken boşandı.Mahkeme annenin isteği ile çocuğu verdi babaya.

Bu durum dahada kötü yapmıştı onu.Kardeşinin bulunduğu şehre taşındı.Destek görecekti, biraz olsun rahatlatacaktı kendini.
Buda olmadı.Çocuğunun yokluğu büs bütün hasta etmişti.Yılların etkisiyle beyninde onarılamayan hasarlar oluşmuştu.ŞOK tedavisi uygulandı.Aylarca hastanelerde yattı.Artık sıkıntı, üzüntü, hastalığın seyirini olumsuzluğa dönüştürecek herşey yasaktı.

Kendine yeni bir hayat kurmak için işe girdi.Ama iş stresi hastalığının tekrar nüksetmesine neden olmuştu.İşten çıktı ve baba evine geri döndü.Sıkıntılar devam etti.

Birgün çok mutlu-sonra mutsuz, bir gün insanlarla iç içe olan-ertesi gün kimseyi istemeyen, bir anı bir anına tutmayan İKİ UÇLU BOZUKLUK adı verilen hastalıktı bu.
Zaman zaman saldırganda oluyordu.Doktorlara yanlız gidiyor, ilaçları bazen düzenli , bazende hiç kullanıyordu.

Babasının yanında kalan oğlu üniversiteye gidiyordu.Ayrı geçen yıllarda özlemle yoğrulmuşlardı.Okul bitecek ve hep beraber olacaklardı artık.
Yine olmamıştı istenenler.Hastalığı ilerlemiş, kimselere katlanamayan, yaşamak istemeyen, canından bile çok sevdiği oğlunu bile görmek istemeyen biri olmuştu.

Bunca hastalık yıllarında çeşitli intahar girişimleri olmuştu ama hepsindende kurtarıla bilmişti.Sonuncusunda oğlu yetiştirmişti hastaneye.Bir kutu hap içtiğinde.Bunca geçen yıllar yormuştu artık onu.Oğlunla beraber hayat kurmak düşüncesi bile ilgilendirmiyordu onu.Bitmiş, tükenmiş hissediyordu kendini.

22Temmuz sabahı, bir silah sesi duyuldu.Baştan kimse birşey anlayamadı.Ama bu belirsizlik çok sürmedi.Babasının beylik tabancasıyla sağ şakaktan tek kurşunla bitirmişti bu yaşamı.Yaşamak eziyet gibi geliyordu ona.Çekmek istemiyordu bu eziyeti.Kimseler sormamıştı, sen ne istiyorsun kimi istiyorsun, mutlumusun diye.
Kendine yaşatılmak isteneni yaşamıştı.Ama bitirmek benim elimde olmalı diyerek son vermişti.
Ruhun şadolsun Ayşe abla.

Teşekkürler.Sevgiler

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 34
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 2106
Kayıt tarihi
: 04.02.08
 
 

Hayat yolculuğunda karşılaştığımız, yaşama dair bizi mutlu ve mutsuz eden tüm olayları paylaşmak. Bi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster