Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Haziran '07

 
Kategori
Ruh Sağlığı
Okunma Sayısı
696
 

Yaşayamadan ölmek

Yaşayamadan ölmek
 

Benim hayatım böyle olmamalıydı. Bu düzen benim ruhumun düzeni değil. Mutlu olamıyorum. Sevgiyi ve aşkı tam anlamıyla hissedemiyorum. Yaşayamadıklarımı yaşamadan yaşlanıyorum. Ben böyle bir hayat istememiştim. Etrafımdakiler gibi neden değilim. Neden her şey bu kadar çabuk gelişiverdi? Bir anda yapmam gereken görevlerin insanı yaptılar beni. Özgür değilim. İstediğimi yapamıyorum. Yaşayamadan ölmek istemiyorum.

Bütün sevgileri, aşkları iliklerime kadar çekerek yaşamak istiyorum. Doğayı, tüm canlıları ve yaşamın tüm renklerini hissetmek istiyorum. Artık kızgın kumlarda serap görmek istemiyorum. Suya gerçek suya kavuşmak istiyorum. Onu içmeden seyretmek istiyorum, içerken kuş seslerini duymak, güneşin yakıcılığını içimde hissederken, rüzgarın tenimi hafif hafif okşamasını istiyorum. Çocukluğumdaki gibi pınarın buz gibi akan suyuna başımı uzatıp, ağzımın kenarlarından akıta akıta içmek istiyorum. Evet şu anda mutlu olamamaktan çok, bazı şeyleri yaşayamadan yaşlanmaktan ve ölmekten korkuyorum.

Üzerime yaşanmışlığın kirli çamaşırlarını doldurdukları bir kirli sepeti gibi hissediyorum kendimi. Toplumun vardiyasında, iyi bir genç kız, iyi bir eş, iyi bir anne ve çok yakın bir zamanda da saygı duyulacak bir yaşlı kadın görevlerinden bir nefeslik izin istiyorum. Ölmeden özgürce yaşamın penceresinden bir kez kendi isteğimle bakmama izin verin ne olur.

Bana yüzünü çevirip bir kez bile bakmayacağını bildiğim, ve yaşadığım süre içinde rüyalarımda karşıma çıkan aşkımın peşinden bir kez olsun gitmeme karışmayın ne olur. Gizli gizli ağlayarak, kaçmayı düşündüğüm, neresi olduğunu bile bilmediğim huzur bulacağıma inandığım o yeri düşünmeme fırsat verin. Beyazlamaya başlayan saçlarımın altında, dimdik duran genç kalmış vücudumun, kadınlığımın, hayallerimin dışında çılgınca sevişme isteğinin kaçamağını bir kez olsun görmezden gelin ne olur.

Yatak odamdaki aynamdan rüyalarımın kollarına attığım özgür bedenim ve ikinci baharının son şansındaki tükenmek üzere olan emelim. Ne gelenim belli ne de gidenim. Başkalarının hayatı üzerine kurulmuş sanki bütün düzenim. Yokmuş demekki bu dünyada bana rağmen beni kendimden koparacak bir sevenim. Koklayamadan, hissedemeden ve yaşayamadıklarımı yaşamadan yaşlanmak istemiyorum. Bir anlıkta olsa, bir nefeslikte olsa özgürce dans etmek istiyorum yaşamın kollarında. Yaşayamadan ölmeden önce.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Nefeste okudum ve şu an soluklanmak istiyorum... Müthiş... Çok akıcı... Çarpıcı... ve... yeterli sanırım. Sevgiler.

Ayrıntıda gezinmek 
 24.06.2007 0:26
Cevap :
Coşkulu yüreğiniz beni heyecanlandırdı Aynur Hanım. Bencede yeterli. Bu içten yorumunuza çok teşekkür ederim. Sevgilerimle  24.06.2007 14:59
 

aslında yaşam tercihlerimiz kendi ellerimizde. bazen mevcut düzene razı olmak daha rahat sanki. bu durumda ise mutlu olmak zor tabiki. hayatın yaşanılabilir olmasını diliyorum. sevgiler.

Ali BAKMAZ 
 14.06.2007 12:39
Cevap :
Sizinde söylediğiniz gibi kendimizi hayata bırakmak ve mevcut düzene razı olmak kolay görünüyor. Bu konularda ezilenler çoğu zaman kadınlar olmakta. Dilekleriniz için çok teşekkürler.  14.06.2007 13:33
 

ni seyretmişmiydiniz. O film seyreden kadınların çoğuna ruhlarının derinliklerinde sakladıkları o yakılası köprüleri hatırlatmıştı. 40 yıl kendini, kendinden bile saklamış bir ev kadınının (Merly Streep), 4 gün içinde kendisiyle tanışması ve 40 yıldır ıskaladığı bir mutluluğu bir "yabancı"da yakalamasını anlatıyordu film. Bir çok kadına çok tanıdık gelmişti bu senaryo. Yazınızda anlattığınız gibi bir çok kadının naftalinli sandıklarda, ihmal ettikleri heyecanları ve aşkları var. Kimi o sandığı hiç açmıyor yok farzediyor polyannacılık oynuyor. Kimi ise dediğiniz gibi bir anlık yada bir nefeslikte olsa özgürlük istiyor. Sevgilerimle

Haşim Arıkan 
 10.06.2007 21:33
Cevap :
O filmi 3 kere seyrettim. Sizinde söylediğiniz gibi, naftalinli sandıklarda saklanan duygular ve bir nefeslik özgürlükler. Tabiki yaşayamayan kadınlar için geçerli bütün bu duygular. Bunları yaşayan kadınlarında farkında olması lazım. Uzun uzun yorum yazmanız bloglarımı tamamlıyor ve renk katıyor. Çok teşekkür ediyorum Haşim Bey. Sevgilerimle  10.06.2007 22:51
 

O kadar kalabalık ki etrafım,hani tabiri caizse 7' den 70'e bende.Öyle mutlu olurumki bazen,bazende yalnız kalmanın nasıl bir şey olduğunu düşünürüm.Bazen mutfakta sevdiklerime bir şeyler hazırlarken bulurum kendimi,bazen kapıyı kapatırken ayağımdaki yorgunluğu hissederim.Bazen kahkaka bazen hüzün. Ama ne yazık, ne yazıkki hayat olacağımız yerde durdurmuyor otobüsü,ya birkaz durak ilerde ya geride, koşmalımı,kabullenmelimi bilemiyor ki yürek.Ama iyiki diyorumn iyiki ben yine böyle iyiyim.Özlesemde bazen yaşayamadıklarımı.Öyle dile getirmişsinizki yazmasam kendimi hakaret olurdu:))))

yekruseha 
 05.06.2007 11:17
Cevap :
Evet gerçekten neyin yaşanması neyin yaşanmaması gerektiği konusunda da emin değiliz galiba. Ama son paragrafta kendinizi bulmanız, içimizdeki kırıklıkların aşağı yukarı aynı olduğunu anlatıyor. Teşekkürler bu içten yorumunuza. Dilediğince bir ömür geçirmen dileğiyle sevgiler.  05.06.2007 11:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 116
Toplam yorum
: 641
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 3149
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

İstanbul' da doğdum. Antikacı, saray restoratörü ve eksperim. Antika konusunda 50’ye yakın belgesel ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster