Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Aralık '14

 
Kategori
Meslekler
Okunma Sayısı
322
 

Yaşayan son gemi mimarlarımızdan Sabri Usta (Hınç)

Yaşayan son gemi mimarlarımızdan Sabri Usta (Hınç)
 

Sabri Hınç


İnsanoğlu ağacın suda batmayıp yüzdüğünü de görmüştü. Kütükleri yan yana bağlayarak ilkel bir sal meydana getirmiş, derken büyük kütükleri oyarak ilk kayığı yapıp, kıyıdan uzaklaşmıştı.  Diktiği direğe hayvan postlarını gerip, yelken yerine de kullanmıştı. Zamanla küreği bulmuş, dümeni de icat etmişti. Baştan kıça omurgası uzanan, bunun üstüne postalar yerleştirilip çevresi yassı tahtalarla kaplanan daha büyükçe ahşap teknelerin yapılması ise çok daha sonraların işidir. Ekmeğini denizden çıkartan balıkçıların tekneleri de ahşap, denize gönül verenlerin sandalları, kayıkları da...

Kıyılarımızda çok güzel ve sağlam, üstelik çevre koşullarına uygun tekneler yapan tezgahlar, tersaneler hep vardı ve hala da varlığını tüm olumsuz koşullara rağmen devam ettirmektedir. Karadeniz’de Alaplı’dan Bartın’a, Amasra’dan Kurucaşile’ye ve daha da ötelere uzanan kıyı boyunca, Karadeniz’in hırçın dalgalarına karşı koyabilecek allı güllü takalar, kalyonlar, alamatralar, boy boy çektirmeler de yapılıyordu.

Çekdirme için büyük Türk Denizcisi Sadun Boro diyor ki: “İşte Karadeniz’e öz bir tekne, siz bundan başka tekne yapmayın!” Sadun Boro’ya bu sözü söyleten Kurucaşile’nin Kapısuyu köyünde gördüğü bir çekdirmeydi. Sadun Boro “Çekdirme de taka gibi, özbeöz Türk teknesi, taka Karadeniz’in kayığı ise, Çekdirme gemisidir”demektedir. Eski çekdirmeler büyük armalı, kamilen yelken, o yelkeni taşıyan koca bir seren ve altında iki başı ay, bordası yay gibi teknesi olan gemilerdi. Osman Kademoğlu “Çekdirme, Kurucaşile yöresinde son yüzyıl içersinde ortaya çıkan bir başka deniz güzeli. Eski ustaların söylediklerine göre teknelerde makinenin hayal bile edilmediği zamanlarda, bir yelken kayığı olarak inşa edilen ilk çekdirmeler, genişliği dört, beş metre, boyları onbir ile onbeş metre ve otuz tondan, seksen tona kadar büyüklükte yelken gemileriydi.” Osman Kademoğlu “Denizin Güzelleri” adlı kitabında ise “eski çekdirmelerden büyük armalı, yelkenli, o yelkeni taşıyan koca bir seren ve altında iki başı ay, bordası yay gibi teknesi olan gemilerdi”. demektedir. Gerek Sadun Boro’nun, gerekse Osman Kademoğlu’nun büyük bir  gıpta ile bahsettikleri bu çekdirmelerin mimarları kimlerdir? Çekdirme mimarlarından günümüzde yaşayan var mıdır? Gemi mimarı ne demektir?

Gemi mimarı; günümüzde yapımı olmamakla beraber tarihe karışan Çekdirme’yi kızağa koyup, denizle kucaklaşana kadar geçen süreçte, birinci derece yapımını üstlenen ustayı, gemi mimarı olarak adlandırmaktayız. Kurucaşile ve çevresi yüzyıllar boyunca bir çok gemi mimarı yetiştirmiştir. Bölgemizde ahşap tekne yapımcılığının aynı aileler tarafından sürdürülmesi yaygın bir durum olarak da görülmektedir. İşte bu gemi mimarlarımızdan biri de Kurucaşile’nin Hacı köyünde yaşayan son gemi mimarlarımızdan Sabri Hınç’tır. Sabri Usta; 1928 yılında Kurucaşile’de doğmuştur. Babası da kendisi gibi gemi mimarı olan Ali Usta’dır. Annesi ise Hatice Hanım’dır. Eşi ise Kurucaşile Şeyhler köyünden Çanakkale gazisi olan Hatipoğlu Mehmet İzzet Bey’in kızı Elmas Hanım’dır. Sabri Usta ve Elmas Hanım’ın bu mutlu  evliliğinden Ali, Rahmi, Hayri ve Mehmet adında dört erkek, Ayşe adında bir kız  olmak üzere beş çocuğu olmuştur. Yirmi iki de torunu olmuştur.

Kurucaşile

Kurucaşile bölgesinde yaşayan son gemi mimarlarından Sabri Hınç’ın çocukluğu Kurucaşile Hacıköyü’nde geçmiştir.İlkokul mezunu olup, öğrenimini Kurucaşile İlkokulu’nda yapmıştır. Bu okuldaki beş yıllık öğreniminin ardından, 1943-44 öğretim yılında mezun olmuştur. İlkokul sonrası bölgedeki çocukların yaşamında çok büyük yer eden bir meslek olan ahşap tekne yapımcılığını öğrenmede karar kılmış ve bu mesleği seçmiştir. Sabri Usta yörede çok yaygın olan babadan oğula geçen ahşap tekne yapımında ilk adımı  bir gemi mimarı olan babası Ali Usta’nın yanında atmıştır. Babası Ali Usta yaz tatillerinde oğlu Sabri’yi yanına alarak ona ahşap tekne yapımcılığının inceliklerini öğretmeye de başlamıştı. İlkokul sonrası bu mesleğe çırak olarak adım atan Sabri Usta için bu meslek hiç  de yabancı değildi. Sabri Usta  bize yaşamını anlatırken; babası Ali Usta’dan duyduğu yedi-sekiz kuşaktan  beri ahşap tekne yapımı ile uğraşan bir aile olduklarını ifade etmektedir. Hatta 1844 yılında vergi amaçlı yapılan Temettuat Defterlerinde Kurucaşile Divanı Hacılar Kariyesinde Öksüz Hasanoğlu Memiş o dönemde ahşap tekne yapımı işiyle iştigal eden büyük dedeleridir.Görülüyor ki Sabri Usta’nın babasından duyduğu bu ifade arşiv belgelerinde de görülmektedir. Sabri Usta; İlkokulu bitirdiği 1944 yılından askere gittiği yıla kadar babasının yanında çırak ve kalfa olarak çalışmış ve bu tarihten sonra da vatani görevi için mesleğine ara vermiştir.

Sabri Usta Askerde

Sabri Usta; askerlik görevi için 1948 yılında Kurucaşile’den ayrılmış ve istikamet İstanbul olmuştur. Kurucaşile’den hemen hemen askerlik çağı gelen gençlerin bahriye aşkı Sabri Usta’da da kendisini göstermiş ve bir bahriye askeri olmuştu. Acemi Kışlası olarak da ifade edilen askerliğin ilk günlerinde eğitimini İstanbul Kasımpaşa’da yapmıştır. Buradan Heybeliada’ya geçmiş ve motor eğitimi kursu görmüştür. Heybeliada’daki eğitiminin ardından askerliğini usta birliği olarak da bilinen Gölcük’te “Gonca Mayın Birliği’nde” marangoz olarak yapmıştır. Vatani görevi 1951 yılında sona ermiş ve memleketine dönmüştür.

Askerlik dönüşü tekrar babasının yanında ahşap tekne yapımcılığına devam eden Sabri Usta 1960 yılına kadar babasıyla birlikte çalışmıştır. Her ne kadar babası ile birlikte çalıştığını belirtmesine rağmen babasının son yıllarında, gemi mimarlığını Sabri Usta bizzat üstlenmiştir. Sabri Usta’nın kendisinden başka Hakkı ve Ahmet adında iki erkek kardeşi daha bulunmaktaydı. Ancak her ne kadar diğer kardeşleri de ahşap tekne yapım işiyle uğraşmalarına rağmen kardeşlerinin mimar değil ahşap tekne yapım ustaları olduğunu bilinmektedir. Kurucaşile’ye, Tekkeönün’den gelirken Şeyhler köyünün sahili olan Yardibi adı verilen bir kıyı bulunmaktadır. Bu kıyı kumsal olmamakla beraber poyraz rüzgarlarına karşı oldukça korunaklı bir bölgedir. Yaya olarak kıyıya inilen bu bölgede derenin batı kısmında geçmişte çekdirme tezgahları da bulunmaktaydı. İşte bu çekdirme tezgahında Sabri Usta 1960’lı  yıllarda üç adet çekdirme kurmuş ve yapımını üstlenmiştir. Bugün ise bu bölgede herhangi bir tekne tezgahı bulunmamaktadır. Sabri Usta diyor ki “ben bu kıyıda üç adet çekdirme yaptım. En büyüğü 18 metre boyundaydı. Yapmış olduğum bu çekdirme 250 tonluktu”.

Sabri Usta meslek hayatı boyunca Kurucaşile’de, Çambu’da, Tekkeönü’nde, Yardibi’nde, Yalova’da, İstanbul Ayvansaray ve Hasköy’de ahşap tekne işinde çalışmıştır. Bundan yirmi yıl önce de çalışmayı bırakmıştır. Bu arada eşini kaybetmiştir. Halen yaşamını Hacıköy’de küçük oğlu Mehmet ile birlikte aynı evde sürdürmektedir.

Hani diyoruz ya Kurucaşile’de ahşap tekne yapımcılığı babadan oğula geçen bir  meslektir diye. Her ne kadar Sabri Usta’nın kardeşleriyle birlikte babasından öğrendiği bu meslek, kendisiyle birlikte ailede son bulmuştur. Ali, Rahmi, Hayri, Mehmet adında dört erkek oğlundan üçü, baba mesleğini seçmeyip, kamu kurumunda çalışmayı tercih etmişlerdir. En küçük oğlu Mehmet ise meslek olarak marangozluğu seçip, ahşap tekne yapım işiyle uğraşmamaktadır.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 768
Kayıt tarihi
: 08.03.13
 
 

Maden kenti ya da emeğin başkenti Zonguldak'ta doğdum. Bartın'a bağlı "ahşap tekne yapımında bir ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster