Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Haziran '18

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
227
 

Yaşlandık mı? Ne güzel

Yaşlandık mı? Ne güzel
 

Eski Mısır'ın Cennet Anahtarı


*Yaşlılık nedir?

Nedir yaşlılık? Yaşanan gün sayısının çok olması. 

Demek ki uzun yaşadınız ve yaşamaya devam ediyorsunuz. Ne mutlu size. Hayat çok güzel ve sadece bir kez yaşanıyor. Nasıl olsa bitecek. Bekleyin. Neden yakınıyorsunuz? Bakın etrafınıza. Hayata beraber başladıklarınızdan kaç kişi kaldı? Siz şanslılardansınız. Kıymetini bilin. Dileyin çok sürsün.

Sonuna yaklaşıyoruz diye mi tasalanıyorsunuz. E en baştan belli değil miydi sonlu olduğu. Yaşamı başlatmak elimizde değildi, sonlandırmak da değil. Zamanı gelince bitecek.

Bir de ölünemediğini düşünsenize. Neler olabileceğini hayal etmek için Jose Saramago'nun "Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş" adlı kitabını okumanızı öneririm.

Ölmek için daha erken diyenlerden misiniz yoksa? Hasan Efendi gibi mektup mu bekliyorsunuz?

Hasan Efendi'nin vadesi dolunca Azrail kapıyı çalmış. Hasan Efendi yalvar yakar. Aniden ve habersiz oldu diye iki gözü iki çeşme ek süre istiyormuş. Olası değil ama, hikaye işte. Azrail dayanamamış gidip bi koşu sorup geleyim bari demiş.

Almış cevabını.

"Söyle ona, saçını döktük, belini büktük, bir de mektup mu yazsaydık" buyrulmuş.

Kıssadan hisse: Mektup yazılıyor. Anlayana. Okumasını bilmek gerek.

İnsan ölümlü olmayı bir türlü içine sindiremiyor. Gelmek iyi de gitmek de neyin nesi diyor. Haklı olduğu bir yön de var.

Bu bağlamda insanoğlu bir aldatmaca oyununun oyuncusu gibi geliyor bana. Hep ileriye yönelik bir çabuk geçsin beklentisiyle kurgulanmış yaşamı. Öyle bir beklenti içinde yaşatılıyor ki kendisine verilen sınırlı süreyi  tükettiğinin bilincinde olamıyor. Farkında olmadan gönüllü olarak kendi sonuna koşuyor. Sınırlı süresi tükenince anlıyor olanı biteni. İş işten geçtikten sonra.

Bize verilen aklı kullanıp kullanmadığımız da, son takdir Yaradan'da olmak kaydıyla, süre üzerinde etkili olabiliyor.

Aslında dinlerin söylediği de bu.

Doğru ve mutedil bir yaşam, sağlığımıza dikkat etmek, iç huzuru gibi faktörler süreyi uzatıyor.

İçki, sigara, kumar, kibir, kıskançlık, münafıklık, aşırı hırs olumsuz etki yapıyor. Çiftliğin Kahyası örneğinde olduğu gibi.

Kahya uzun yıllar hizmet etmiş. Emeklilik zamanı gelmiş. Ağası kendisini ödüllendirmek istemiş. Dile benden ne dilersen demiş.

Hep kendisine ait bir toprağın hayalini kurarmış Kahya. Ağa'da toprak uçsuz bucaksız. Buradan koşmaya başla demiş Kahya'ya. Tükenip durduğun yere kadar olan arazi senindir.

Delice bir sevinçle koşmuş Kahya. Dur durak bilmemiş. Sonunda tükenmiş. Bir taşın üstüne çökmüş.

Hoşgeldin demiş Azrail, ben de seni bekliyordum.

Aşırı hırsın ve gücünü bilmemenin sakıncalarını anlatır bu hikaye.

Azrail'den çok söz ettik. Yakınlarda mıdır nedir? Konuyla ilgili olduğu için her halde. Son bir tane kaldı.  Havayolu kaptanının başına gelen. Onu sona saklayalım.

Çocukken ah bir büyüsek diyoruz. Torunlarım hep büyüdüklerini söylüyorlar. Çok da seviniyorlar büyüdükleri için. Boylarını her gün ölçüyorlar.

Ah bir okula başlasam.

Şu okul bir bitse. İşe girsem.

Galatasaray bu sene şampiyon olsa.

Evlensem. 

Evlendim. Çocuğum olsa. Büyüse. 

Okula gitse.

İş bulsa.

Yılbaşında milli piyangodan ikramiye çıksa.

Evlense. 

Torunum olsa.

Herkesin döngüsü benzer.

İlahi kurguya sonsuz saygı duyuyorum. Büyüleyici. Bizi kendi sonumuza kendi rızamızla koşturuyor. Günaha girmeyi göze alarak bir noktada yakınmam var.

Toruna gelinceye kadar her şey çok güzel kurgulanmış. Hayat öyle veya böyle gelip geçiyor. Yaş ilerliyor. "Mektuplar" gelmeye başlıyor. Saçlar dökülüyor, bel bükülüyor. İstek ve hırs azalıyor. Kopuş yavaş yavaş başlıyor. Çok doğal. Kopuş olmalı ki bırakıp gitmek kolaylaşsın.

Torun olunca sanki hayat yeniden başlıyor. İyi ama süre bitiyor. Torunu olana ek süre mi verilse. Torun sevgisinin bu kadar güçlü olmasında bir yanlışlık var gibi. 

Ya da gözümüzün arkada kalması isteniyor giderken.

Kurgunun mutlu sonu da olabilir. Bu kadar eza cefa çektin hadi son demini mutlu yaşa mı deniyor?

Kopmayın mı denmek isteniyor acaba. Kafam karıştı. Bilemedim.

Belki torunlarla ilgili kısım bizim değil de onların yaşam kurgusunun bir parçası. Biz kendimizin sanıyoruz. Biz onların kurgusunun bir figüranı olabilir miyiz?

Firavunlar geri geleceklerine inandıkları için eşyalarını da piramidin içine koyarlarmış.

Ama ne demişler: Giden gelseydi, dedem gelirdi. Bu söylem Mısır'lılardan kalma. Papirusa ilk bunu yazmışlar. Firavunlar okusun diye. Okumamışlar tabii ki.

Geri gelmeyeceğimize göre nasıl yaşayalım da sayısı belli olmayan bu günleri huzurlu geçirelim.

*Ölüm korkusunu yenelim.

En sevdiğim sözlerimizden birisidir. "Korkunun ecele faydası yoktur".

Öyleyse korkmayalım.

Neden korkuyoruz?

*Belirsizlikten mi?

Ne olacağı inanç konusu. İnanıyorsanız belli.

*Hesap vermekten mi korkuyoruz?

Olabilir ama bundan kaçınmak mümkün değil. İnsanoğlunun en eski inançlarından birisi.

O da Mısırlılarla başlıyor. İnanmışlar ki ölünce günahlarla sevaplar tartılacak. Sevapları ağır çekene cennetin anahtarını verecek Osiris. 

Anılan anahtar günümüzde de Mısır'da en çok satılan süs eşyalarından. Parayı veren alıyor. Cennetin kapısını açmıyor tabii ki. Sembolik. Olsun onu taşımak bile insanlara bir ümit veriyor.

Semai dinlerin felsefesi de benzer şekilde kurulmuş. Tanrının gösterdiği yoldan giderseniz yeriniz cennet olacaktır. Cennet vaadi sonsuz ve iyi bir yaşamı simgeliyor. İnsanoğlu oluşundan beri peşinde koştuğu ölümsüzlüğe böylece kavuşmuş oluyor.

Yine bizim dışımızda bir karar söz konusu. Ben haketmiştim deme hakkımız yok. Karar Yaradan'da.

Biz de, sonucu etkilemese de, kendi kendimizi değerlendirebiliriz elbette. Buna engel yok. Yaşlılık bunun için var.

Aynanın karşısına geçin. Gözlerinizin içine bakın. Onlar size gerçeği söyleyecektir.

Doğru yaşadığınızı, kul hakkı yemediğinizi, kimseye bilerek kötülük etmediğinizi düşünüyorsanız huzurlu olabilirsiniz. 

Herkes gibi sizin de günahlarınız vardır. Tövbe edin. Kalan günlerinizi elinizin erdiği herkese iyilik yaparak geçirin.

Kul hakkı yediyseniz, mümkünse, hakkını yediklerinizle helalleşin.

Kapalı toplum halinde yaşarken bu kolaydı. Hatırlarım, köyde kış yaklaşırken yaşlılar herkesle helallaşırdı. Genelde yaşlı ölümleri kışın olurdu. En son helalleşme de musalla taşındaydı. Cenaze namazına herkes katılır ve ölene hakkını helal ederdi. 

Askere gidecek gençler ev ev dolaşıp helalleşirdi.

Bu çağda herkesle helalleşmek mümkün değil. En iyisi hak yememiş olmak. Şüpheniz varsa huzur bulmanız zor.

*Hesap sadece öteki dünyada mı görülecek.

Öteki dünyadaki hesaba çekilmeye inanıyorum. Bu işin bir yönü.

Ben bu dünyada da yanlışlarımızın hesabının sorulduğunu düşünüyorum. 

Biraz önce söz ettiğim "mektup" olayı gibi. Arif olan anlıyor. Anlamayan bildiği yolda devam ediyor.

Benim anlayışımı destekleyen güzel bir sözümüz var.

Yanlış yapan birinin başına bir iş geldiği zaman, ilahi adaleti vurgulayarak, "Allah'ın sopası yok ki kafasına vursun" deriz.

Düşünün üzerinde.

*Geçmişinizi yargılamayın.

Yatıp kalkıp geçmişi düşünmeyin. Düşünürseniz rahatınız kaçar. Neden?

Katılmadığım şöyle bir sözümüz vardır. "Şimdiki aklım olsaydı" deriz geçmişte bir konuda yanlış yaptığımızı düşündüğümüzde. "Hiç aklımız yokmuş" diye de ekleriz. Doğru değil. Vardı aklımız.

Geçmişte verdiğiniz kararlar o andaki görüş ve kültürünüze dayanmıştır. Başka türlü olamazdı zaten. Şimdiki aklınız o zaman yoktu. Şimdiki aklınız birazdan yine olmayacak çünkü saniye sonra yine yeni bir aklınız olacak. Hayat sonsuz bir değişim döngüsü ve yaşadığımız her an bize yeni bir şeyler katıyor. Adamın birisi, "hayat tecrübe tahsil etmektir, tecrübe ise öğrenilmesine bir ömrün yetmediği öğretidir" demiş.

Ne kadar çok yaşarsak yaşayalım bugün asla dünkü insan olamayız. Yarın da bugünkü. 

Efes'li filozof Herakleitos'u anlamaya çalışın. Milattan önce 500'lü yıllarda farkına varmış değişimin kaçınılmazlığının. 2000 de sonrasını eklersek tam 2500 yıl önce.

Hep geçmişe bakarsanız hiç huzurlu olamazsınız. Huysuz ihtiyar olursunuz. Geçmişinizi bugünkü aklınızla yeniden yaşamaya çalışmayın. Geçmiş geçmiştir. Hayıflanmayı bırakın. Geleceğe bakın. 

Gökdelenlere bakıp, "Ah ah buralar hep dutluktu. Almadık zamanında" demeyi bırakın. Alsaydınız.

İstanbul'un semt isimleri teselliniz olsun.

"Zincirli Kuyu'dan" hiç su içtiniz mi? 

"Ok Meydanından" ok attınız da düştüğü yer belli olsun diye "Nişan Taşı" diktiniz mi?

"Sıra Selvilerdeki" selvi ağaçlarını gördünüz mü? Ne de güzeller. Sıra sıra. Hayal edin.

Sizin "Köydeki Kadı'dan" ne haber?

"Beylerin Beyi" hala oralarda mı?

*Çocukluğunuzu ve gençliğinizi yaşadınız mı?

Yaşlandığınıza göre yaşadınız elbet ama demem o değil. 

Çocukluğunuzu ve gençliğinizi çağlarına uygun yaşadınız mı?

Çocukluk dönemi insanoğlunun mutlu olma olasılığının en yüksek olduğu dönem. Sabır ve sevgiyle yoğrulmak yeterli. Ama gerçekleşmesi çocuğa değil ebeveynlerine bağlı. Yapılacak bir şey yok. Anne-babanızı seçemezsiniz. Ne çıkarsa bahtınıza.

Anne-babalar çocuklarınızı mutlu yaşatın. Aksi halde onların yaşamında izleri ömür boyu sürecek gedikler açarsınız. Günaha girersiniz.

Gençlik, gençlik, gençlik.

Doya doya yaşanmalı. Yani özgürce yaşanmalı. 

Amacım gençliğin ve çocukluğun nasıl yaşanması gerektiğini konuşmak değil. Yaşanmamışsa oluşabilecek bir olguya dikkatinizi çekmek.

Hayattan alacaklı olduğunuzu düşünüp, gençlikte yapamadıklarınızı sakın yaşlılıkta yapmaya kalkışmayın. Bu mümkün değil. Geçmiş olsun. Her şey zamanında. 

Rezil olduğunuzla kalırsınız.

*Saygıyı hak ettiniz mi?

Yaşlandım diye herkesten otomatik saygı beklemeyin. Saygı yaşla değil hak etmeyle oluşur. Hak etmişseniz zaten saygı görürsünüz. Hak ettiğiniz halde saygı görmediğinizden yakınmayın. O karar size değil kendisinden saygı beklediğinize ait. Ne hissediyorsa o.

Toplu taşıma araçlarında size yerlerini vermek isteyenler olabilir. İlk kez bana yapıldığında şaşırmıştım.

Teklifi kabul edin. Öneri, yapan kişinin size değil kendisine olan saygısını gösterir. Sizi tanımadığı için hak edilmiş bir saygı söz konusu olamaz.

Yerini size teklif eden olmadığında etrafa talepkar bakışlarla bakmayın. İyi tarafından görmeye çalışın. Demek ki o kadar yaşlı görünmüyorsunuz. Ayakta dik durmaya çalışın.

*Yalnızlığa alışın.

Yaşadığınız mekanda kendinize özel bir alan ayırın. Gücünüze göre bir kat, bir oda veya bir köşe olabilir.

Vaktinizi daha çok orada geçirin. 

Sizinle birlikte vakit geçirmek isteyenler oraya gelip sizi bulur.

Gençlerin ve çocukların yaşamlarının her anına katılmanız gerekmez. Kararında katılmanız en iyisi.

*Çok konuşmayın.

Sanmayın ki herkes "askerlik" anılarınızı dinlemek için can atıyor.

Hep aynı anıları anlatıp durmayın. Hele her anlatışta ilginçliğini artırmak için yeni eklemeler yapıyorsanız yandı dinleyenler.

Allah rahmet eylesin babamın askerlik anılarını o kadar çok dinlemiştim ki askerliği birlikte yapmışız gibi hissettiğim olurdu. Yakınmıyorum. Yine de hoş bir yanı vardı. Keşke yaşasaydı da ekleye ekleye anlatmaya devam etseydi.

Dinlenip dinlenmediğinizi zaman zaman test edin. 

Anlatımınızın sizce en heyecanlı bölümünde bir bahane yaratıp kısa bir mola verin. Örneğin su içmeye gidin.

Geri döndüğünüzde başka konuların konuşulduğunu göreceksiniz. Bu doğal.

Kimse size, baba, "bir şey anlatıyordun yarım kalmıştı" demezse, ki demeyecektir. Anlayın ki sizi dinleyen yoktu.

Kimseye sormadığı sürece öğüt vermeyin, yol göstermeyin.

Herakleitos'u unutmayın. Siz görmeyeli yollar değişmiş olabilir. Yanlış yol tarifi yapabilirsiniz.

*Bu kadar felsefe yeter.

Felsefeyi burada bitirelim. Biraz da pratik kolaylıklardan konuşalım. Geçmeden önce sözümüzde durup son hikayemizi söyleyelim.

Kaptan arkasında 200 yolcuyla 35.000 feet'te mutlu şekilde uçuyormuş. Kahvesini içerken Azrail kokpitte zuhur etmiş. 

"Hadi bakalım gidiyoruz" demiş.

Aman demiş Kaptan ama aniden mazeret üretememiş. Sonra aklına yolcular gelmiş. "Benim gitmem önemli değil, bu kadar yolcuya yazık olacak" diyerek şansını denemiş.

El cevap:

"Ben onların hepsini ve seni bir araya getirmek için ne kadar zamandır uğraşıyorum, bir bilsen" demiş.

Anlayacağınız kaçış yok.

*Eşyalarınızı kaybetmeyin.

Evin içinde eşyalarınızı kaybetmeyin. Kimse on dakikada bir sizin gözlüğünüzü aramak zorunda değil.

Kolayı var. Her eşyanızın bir yeri olsun. Hep orada dursun. Kullanınca oraya koyun. Orada yoksa kaybolmuş demektir. Örneğin gözlüğünüz hep okuduğunuz alanda dursun.

Ne kadar disiplinli olursanız olun bir gün elinizdeki kalemi evin her tarafında arayıp bulamadığınız zamanlar olacak ama neyse. O da uzun yaşamanın ödülü. 

Disiplin önemli.

Yalnız yaşıyorsanız, çaydanlığı ocağa koyduktan sonra kaynayıncaya kadar başında bekleyin. Birazdan gelip ocağı kapatırım deyip gitmeyin. Unutursunuz. Yolda gördüğünüz itfaiye size gidiyor olabilir

*Teknolojiyle sıkı-fıkı olmayın.

Başa çıkılacak gibi değil. 

Kendinize yetecek kadarını öğrenin. Orada durun.

Çocuklar geldiğinde sık-boğaz edip "akıllı" makinalarınızın bozduğunuz "aplikasyonlarını" düzelttirmeye kalkmayın. Bıktırırsınız.

Gün içinde "benim telefonumda bir gariplik var" diye aramayın. Onlar işte. Meşgul. Çok gerekliyse sizi aradıklarında sorarsınız.

*Dolandırıcıları sevindirmeyin.

Hedeftesiniz. Bilin.

Rehberinizde kayıtlı olmayan telefonları açmayın. Yüz defa da arasa açmayın.

Bankamatiklerde yanınıza yaklaşanları dost sanmayın.

Kredi kartı limitlerinizi ihtiyacınıza göre ve asgaride tutun.

Onayınız olmadan otomatik yükselmesine engel olun.

Herkesin çok meraklı olduğu anne kızlık soyadınızı herkese vermeyin. Sizin beyanınız esas olduğuna göre bankalara başka, diğer meraklılara başka kelimeler verin. Önemli olan bankalara verdiğiniz. Onu koruyun.

Kime ne verdiğinizi unutmayın yalnız. İkiden fazla seçenek kullanmayın karıştırırsınız.

*Yaşam şeklinizi ve ortamınızı değiştirmeyin.

Nasıl yaşamaya alışmışsanız öyle devam edin. 

Hiç spor yapmadan yolun sonuna yaklaşmışsanız maraton koşmaya kalkmayın.

Sporu hep yaptıysanız gücünüze uygun şekilde sürdürün.

Ortamınızı koruyun. Değiştirecekseniz kalıcı değişiklik yapın.

Benden bu kadar.

Ömrünüz uzun (sadeca genç okuyucular için ek, düğününüz güzün) olsun.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 82
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1688
Kayıt tarihi
: 04.05.13
 
 

Emekli pilotum. 1950 yılında Polatlı Çekirdeksiz köyünde doğdum. İlkokulu köyde ve Polatlı'da, li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster