Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Mart '08

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
538
 

yaşlanmayan yaşım

yaşlanmayan yaşım
 

Beş yaşındaki çocuk olgun bir davranış sergiledi mi: “Büyümüş de küçülmüş.”

Yetişkin biri doğal mı davrandı: “İçindeki çocuk …”

Elli yaşındaki biri genç bir kadına mı aşık oldu : “Yaşından başından utanmadan…”

İnsanlara üniforma giydirmeye meyyal toplumumuz, hemen bu yaftaları yapıştırıverir bize ve biz de doğallıktan, içtenlikten uzak hazır maskelerle dolaşırız, birbirimizi öperken aslında yüzümüze batan sakallar değil, maskelerin kenarlarıdır. Yüzümüze bulaşan ruj lekesi değil, maskelerin ucuz boyasıdır.

Hep bu tedirginlikle davranır, konuşmalarımızın, davranışlarımızın biyolojik yaşımızla örtüşmesi için didiniriz. Bunu gerçekleştirebilmek için tabiî ki öncelikle psikolojik yaşımızı bilmemiz gerekir.

İşin bilimsel boyutunu bilmiyorum; ama birtakım testler olduğunu duydum. Sanırım bazı hastalıkların teşhisinde doktorlar bunu kullanıyor; ama bizim konumuz bu değil.

Ben bu kavramı biraz sulandırıp biraz dalgaya alıp sınırlandıracağım:Yaşımız ilerledikçe saçlarımız ağarır, dökülür; yüzümüz buruşur, kamburumuz çıkar, dişlerimiz çürür, dökülür, göbeğimiz, göğsümüz sarkar vs. vs…Yani yaşlanırız; ama psikolojik yaşımız bir yerde sabit kalır. Misal ben: Öğretmenliğe başladığım 26 yaşıma demir attım. Kendimi hâlâ bu yaşta hissediyorum. Hâlâ 17 yaşındaki çocuklarla 26yaşındaki bir adamın yaşadığı ilişkiyi yaşıyorum. Bunu bazen onlar yadırgıyorlar: ”Hocam çocuk gibisiniz.” diyorlar.

Geçenlerde bunu enine boyuna düşündüm ve sanırım buldum cevabını:

Yazamadığım bir romanın sayfaları arasında sıkışıp kalmıştı yaşım.

70’li yıllarda çocuktum. Annemle korku içinde yatağa girmiş, kapının kırılmasını bekliyorduk. Polisler yıkım ekipleriyle kapıya dayanmışlardı. Evimizi yıkacaklardı. İspirto ocağında patates yemeği pişiyordu. Taze kireç kokusuyla karışmış patates yemeğinin kokusu korkularımı küçücük beynime nakşediyordu. Kapı kırıldı, içeri girdiler, annemle beni bir çuval gibi dışarı attılar, evimizi yıktılar, mahallenin çocuklarıyla taşladık yıkımcıları…Bunları yazmadı hiçbir roman. Fakir Baykurt belki biraz değinir Kara Ahmet Destanı’nda..Bu romanı yazmak isteyen çocukluğum nasıl büyüyebilirdi?

80’li yıllarda gençtim. İyinin , doğrunun, güzelin peşinden gidiyorduk, peşinden gidiyorduk diyorum, aramıyorduk çünkü. Sadece peşinden gidiyorduk. Çocukken birlikte top oynadığımız, sapanla kuş avladığımız, komşunun bahçesinden erik çalarken yakalandığımız, sıcak yaz günlerinde bozkırın sıcağında bir ağacın gölgesine oturup: ”Dünyadaki herkes ölse, bütün bakkallardaki gazozlar bizim olsa.”diye hayaller kurduğumuz arkadaşımla farklı kampların içinde yer almıştık. Bir çatışmada karşı karşıya gelip kaçamayışımız ve onunla yumruk yumruğa geldiğimizde şike yapamayıp içimizden ”İnşallah ilk yumruğu o atar.” deyişimiz de yoktu o dönemi anlatan romanlarda. 12 Eylül’ün işkenceleri, sürgünleri, bir kuşağı yok edişi vardı; ama bunlar yoktu. Aşkın garipsendiği, yüce ideallere sevdalı olunmak zorunda olunduğu bu dönem yoktu, biz yoktuk o romanlarda. Onları yazmak isteyen gençliğim nasıl büyüyebilirdi?

90’lı yıllarda babaydım, emekçiydim…İki kere ikinin dört etmediğini öğrendiğim yaştaydım. Yenilgiden değil, keşfetmenin şaşkınlığından; döneklerden değil -ne demekse- asalaklardan ve ikiyüzlülerden kaçmaktan; savrulmaktan değil, yeni değerleri aramaktan yorgun düştüğümüzde, şimdinin moda deyişiyle ezber bozmaktan beynimiz durmuştu, yaşımız da…Biz hep okumayı öğrenmiştik, yazmak büyüklerin işiydi çünkü. Yazıya sarıldık; ama ne yazdık: Aşk…

Yazmak hesaplaşmaktır…

Mağazada sayım vardı; alışveriş durmuştu, yaşımız da…

Cevaplara soru uydurmak değil, yeni sorular bulma devrindeydik.

Yazdık yazdık, ama romanlarımızdaki kahramanlar âsi çıraklar gibi hep bizim dükkândan kaçtı. Beğenmedik, hiçbirini yayımlamadık. Hepsi bizde saklı kaldı. Biz büyüyemedik, kahramanlarımız çıraklık yaşını geçti. Yazıyla çelik çomak oynadık.

Ve biz hâlâ ebeyiz…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sizin gibi kaliteli bir edebiyat öğretmeniyle aynı ortamda bulunduğum için şükrediyorum...Bir insan bir diğer insanı diyafram spazmından ölecek dereceye getirene dek güldürmeyi becerirken aynı anda anlatması günler alabilecek zor konuları, çamaşır sepetine masa örtüsü tıkıştırır gibi insan beynine yerleştirebilir mi yahu ??? Taklitlerinden sakınınız... Ünlü türk düşünür Mustafa CEYDİLEK ' e saygılarımla efendim... :)))

Ryujinjakka 
 16.03.2008 15:48
Cevap :
Sevgili Tolga iltifatlarına teşekkür ederim,sizler daha güzel yazıyorsunuz yazacaksınız,çünkü umudumuz sizde...  16.03.2008 20:06
 

:)) güne güzel başlamamı sağladınız, hala gülüyorum desem yeridir bir çocuğun duasına bak '' bütün insanlar ölse, bakkallardaki gazozlar bizim olsa'' büyüdükçe atmışsınız sahip olmak için yok etmek duygusunu ama ne tuhaftır ki insanlar da bu büyüdükçe gelişiyor... maskesiz, yaşsız, paylaşımınız için teşekkür ederim... sevgilerimle...

duygusel 
 10.03.2008 9:06
Cevap :
Bazı sabahlar büyük bir sıkıntıyla uyanıyorum.Genellikle işyerindeki sıkıntılardan kaynaklanıyor.İnsanların hepsi bana böcek gibi geliyor.Kendimi tanıyamıyorum.Kendimden nefret ediyorum böyle sabahlar.Suratım beş karış giriyorum derse Çocuklar beni çözdükleri için seslerini çıkarmıyorlar.Beş on dakika sonra yavaş yavaş yoklaya yoklaya espri filan yapıyorlar derken güldürüyorlar beni.Tutukluk yapan pancar motoru gibi çalışmaya başlıyorum.Bu yüzden insanları güldürmek ve gülümsetebilmek çok önemli benim için .Sevgilerimle...  10.03.2008 21:14
 

Arada büyümek zorunda kalsamda, kızımla - oğlumun yaş aralığında bir yerdeyim. Ve beğenmeyenlerin dünyayı kurtardığına şahit olamadım daha :)) Elinize sağlık, sevgilerle.

ROSEMOON 
 08.03.2008 20:52
Cevap :
Hepimiz bir masalın içindeyiz aslında.Başkalarına anlatılan bir masalın perisi,devi,cücesi,pamuk prensesi...En büyük korkumuz da bu masalın yalan olduğunu öğrenmek değil,masalın dışında kalmak.Belki bu yüzden masallara ihtiyaç duyuyoruz."Dünyayı kurtarma "çabası belki bu korkudan kaynaklanıyor.Yorumunuza teşekkürler.  08.03.2008 22:39
 

arkadaşım şahidim kızımın öğretmeni, hem kendimizle hem dışarıyla hesaplaşıyoruz, bu aralar bi çoğunun haini, bazılarının salağı, bazılarınca biyolojik babayım.. sevindiğim bişey var 16 yaşında kızım "barış zamanı"yla aynı müziği dinleyip memlekete benzer bakıyoruz, seviniyorum.. iyi arkadaşlarım var seviniyorum.. oluversin ebesini satayım.. doğru bildiğinden dönenin şarap çanağı kırılsın..toplasınlar bassınlar hikayeyi bizim yaşadığımız yetmiyor mu.. şurda iki yazıyoruz işte..dur daha ısınmadık bile.. elin sağlık..

Salih ERDAGI 
 08.03.2008 0:29
Cevap :
evet evet evet...  08.03.2008 19:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 114
Toplam yorum
: 490
Toplam mesaj
: 105
Ort. okunma sayısı
: 1556
Kayıt tarihi
: 01.08.07
 
 

1964'te Ankara'da doğdum. Meslek lisesinin elektrik bölümünü bitirip fabrikada ve şantiyede çalıştım..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster