Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Nisan '20

 
Kategori
Anne-Babalar
Okunma Sayısı
69
 

YAŞLILARIMIZ VE KORONAVİRÜS

   Uluslar arası salgın olarak ilan edilen koronavirüsle yatıp koronavirüsle kalkıyoruz. Ülkemizde oluşturulan bilim kurulunun tavsiyelerinden bazıları hükümet tarafından uygulamaya konuluyor.

   Alınan önlemlerden biri 65 yaş üstü insanlarımızın sokağa çıkma yasağı oldu. Dünden itibaren de 20 yaş altındaki çocuklarımız ve gençlerimiz de buna dahil edildi.

   Ne yazık ki; toplumda azımsanmayacak sayıda insan yaşlılarımızı virüslüymüş gibi algıladı. Yaşlılara yakışıksız tavır, davranış ve hakarete varan sözlere tanık olduk. Oysa ki alınan önlem, bağışıklık sistemi, vücut direnci  çok güçlü olmayan büyüklerimizin sağlığını korumak içindi.       

    Afrikalılar her bir yaşlı öldüğünde “ Bir kütüphane daha yandı” derlermiş. Yaşlılarımızın değerini bilelim.

  Filozof İmmanuel Kant;  “Yaşlanmak dağa tırmanmak gibidir. Çıktıkça yorgunluğunuz artar, nefesiniz daralır ama görüş açınız genişler…” demiştir. Ayrıca şunu da unutmayalım; güzel yaşayanlar güzel yaşlanırlar.

   Ege bölgemizde anlatılan ve konumuzla ilgili olan bir masalla bağlamak istiyorum, anlatmak istediklerimi.

    Bir varmış, bir yokmuş. Memleketin birinde bir töre varmış. Her şey töreye uygun yapılırmış.

   Buna göre; elden ayaktan çekilip üretim ilişkileri dışında kalan yaşlılar, ücra bir köşede ölüme terk ediliyorlarmış.

   Töreye uymayanlar ise ölüm cezası ile cezalandırılıyorlarmış.

   Uygulama öylesine katıymış ki, buna karşı çıkmak kimsenin aklının ucundan bile geçmiyormuş.

   Bu ülkede bilge bir adam ve onu çok seven bir oğlu varmış. Baba belirli bir yaşa gelince oğlu onu sırtlayıp, ormanın derinliklerinde bir yere bırakmış.

   Tam döneceği sırada ; “Baba ben buraları çok iyi bilmem. Ormandan çıkışı nasıl bulacağım.” Diye sormuş.

   Babası “ oğlum sen beni sırtında buraya kadar getirirken, ben kuru dallardan koparıp koparıp yola bıraktım. Onları izleyerek gidebilirsin” demiş.

   Oğlu da kuru dal parçalarını izleyerek kolayca evine varmış. “ Böyle bir adam ölüme terk edilir mi” diyerek; töreye aldırmadan babasına sık sık yiyecek içecek götürmeye başlamış.

   Her gittiğinde de babasını ülkede olup bitenden haberdar etmeye başlamış.

   Günlerden bir gün tellallar; “ Her kim ki tokmaksız davul çalmayı becerirse, padişahımız onu vezir yapacaktır” diye duyurmuşlar halka. Halk arasında da“ Böyle bir şey mümkün mü. Padişah bizimle eğleniyor” sözleri dalgalanıyormuş.

   Oğul babasının yanına gittiğinde bunu da anlatmış Babası, “ Oğlum bundan kolay ne var. Bir kovan arıyı doldur davulun içine, padişahın yanına varınca da davulu yuvarlayıver” demiş. Babasının dediğini yapan oğlu vezirliği kapmış böylece ancak fikri babasının söylediğini kimselere söyleyememiş.

   Günler günleri kovalamış, devran dönmüş. Tellallar bu kez de “Her kim ki külden urgan yaparsa, padişahımız onu sadrazam yapacaktır” diye ünlemişler.

   Oğul yine bilgeye koşmuş. Anlatmış olanı biteni. Babası, “ Taşın üzerine urganı koyarsın üzerine gazyağı döker yakarsın. Al sana külden urgan” demiş.

   Babasının söylediklerini yapan oğlu sadrazamlığı da kapmamış mı?

   Gel zaman git zaman tellallar yine sokağa çıkmışlar ve her kim kağıt üzerinde ateş taşırsa padişahın onu kızıyla evlendireceğini duyurmuşlar.  Hiç kağıtta ateş taşınır mı? O kağıt yanmaz mı? Koca ülkede hiç kimse bir çözüm bulamamış. Soluğu babasının yanında alan oğul anlatmış olanları. Bilge ona da bir çözüm bulmuş.

   “ Çok kolay oğlum. Kağıttan bir fener yaparsın. İçine koyduğun mumu da yakarsın. Böylece de kağıtta ateş taşımış olursun” demiş.

   Bu sınavı da başarıyla geçen sadrazamı yanına çağırtan padişah; “ Oğul sen bütün bunları kendi aklınla yapmış olamazsın. Bana sırrını söylersen seni hem kızımla evlendireceğim. Hem de hiçbir ceza vermeyeceğim” demiş.

   Babasını çok seven kadirşinas oğlan da olanı biteni anlatmış padişaha. Padişah sözünde durmuş, “ Demek ki yaşlılarımızın güçlerinden yararlanamasak bile akıl ve deneyimlerine gereksinimimiz varmış” diyerek töreyi kaldırmış ve sadrazamını kızıyla evlendirmiş. Kırk gün kırk gece düğün dernek kurulmuş. Mutlu mesut yaşayıp gitmişler.

   Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.

 

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 190
Toplam yorum
: 105
Toplam mesaj
: 27
Ort. okunma sayısı
: 3093
Kayıt tarihi
: 28.09.07
 
 

Emekli öğretmenim. Yurdunu, ulusunu seven, her konuda sorumluluk sahibi gençler yetişsin istiyorum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster