Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mart '20

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
47
 

Yaşlılığa Dair

Yaşlılığın kendisi insanlık tarihi kadar eski bir olgu olmakla birlikte yaşlılığın sosyal bir sorun olarak ortaya çıkışının tarihi çok daha yenidir. Daha önceleri gerek nüfus içinde oransal olarak küçük bir grubu oluşturmaları gerekse insan ömrünün kısa olması nedeniyle yaşlılık ve yaşlanma, eskiden bireysel ve ailevi bir sorundu. Tıp ve sağlık alanında meydana gelen gelişmelere paralel şekilde insanların yaşam süreleri uzamış, geçmişte daha az kişinin erişebildiği yaşlılık bir ayrıcalık olmaktan çıkarak tüm bireylerin karşılaşması olası bir yaşam dönemi haline gelmiştir. Başka bir deyişle yaşlılık, nüfus içinde yaşlıların oranının artması ve yaşlılık döneminin uzamasıyla birlikte bireyin ve ailenin baş etme sınırlarını aşan bir takım sorunları beraberinde getirmiştir. Benzer şekilde toplumsal yapıda yaşanan değişimler, aile yapısının göç ve kentleşmeyle birlikte dönüşüme uğraması da yaşlılığın yapısal değişimine neden olmuştur.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) kronolojik sınıflamasına göre: 0-18 yaş arası: ergen, 18-65 yaş arası: genç, 65-74 yaş arası: genç-yaşlı, 74-84 yaş arası: yaşlı, 85 yaş ve üzeri: çok yaşlı kabul edilmektedir. Çeşitli sınıflandırmalar, farklı yaş kriterlerinin kullanımı söz konusu olsa da, ulusal ve uluslararası yaşlılık çalışmalarının genelinde DSÖ’nün tanımı esas alınmaktadır.

Yaşlılık, genetik, yaşam şekli, kronik hastalık gibi değişkenleri içeren karışık bir süreçtir. Yaşlılık ve yaşlanma kavramları, tek bir tanımla yapılamadığından, genellikle yaşlanma; kronolojik, sosyal, fizyolojik ve psikolojik yaşlanma olarak tanımlanmaktadır. Yaşlılıkla ile ilgili ilk akla gelen biyolojik tanımıdır. Yaşlılık canlı organizmanın çevreye uyum yeteneklerini zamanla yitirmesi ve bu yeteneklerin tamamen yok olması veya doğumdan itibaren geçirdiği doğal ve yavaş ilerleyen değişimler olarak tanımlanmaktadır. Psikolojik açıdan bakarsak yaşlanma dönemi hafıza ve öğrenmedeki azalmalarla tecrübe ve bilgi birikiminden oluşan gelişmeleri kapsamaktadır. Sosyolojik tanımı ise şöyle açıklanmaktadır: Bedensel ve zihinsel durumda meydana gelen aksaklıklar fiziksel, sosyal, kültürel, çevrenin yetersizlikleri ile birleşince yaşlılık bir problem haline gelmektedir.

Yaşlılığın problem olarak algılanmasının nedeni büyük ölçüde, yaşlılığın toplumsal olarak hep kaçınılmak istenen ve hastalıklarla özdeşleştirilen bir dönem olarak görülmesinden kaynaklanmaktadır. Sosyolojik olarak yaşlanma, yaşam boyunca kişinin toplumsal rolleri ve statüsü, beklentileri ve normlarının değişmesi ile ilgilidir. Bu nedenle de yaşlılık başlangıcının emeklilik dönemiyle birlikte düşünülmesi doğaldır.

Yaşlılık evrenseldir ve bilinen fakat görmezden gelinen bu gerçekle dünya nüfusunu oluşturan herkes öyle ya da böyle bir dönem geçirecektir. Dünya nüfusundaki 65 yaş ve üstü nüfusun oranı birçok değişim ve gelişmeye bağlı olarak artmaktadır. En başta sağlık koşullarındaki iyileştirmeler ve teknolojik gelişmelerle birlikte ortalama yaşam süresinin uzaması, bunlara bağlı olarak azalan bebek ölüm oranlarının ve doğum oranlarının düşmesi dünya çapında bir yaşlanmayı kaçınılmaz kılmıştır. Ülkelerin farklı demografik yapıları ve gelişmişlik seviyeleri nedeniyle her ülke aynı doğum, ölüm oranlarına sahip değildir, ancak kendi demografik yapısı içinde değerlendirilince, çoğu ülke yaşlanma dönemine çoktan girmiştir ya da girmek üzeredir. Dünyadaki nüfusun hızla yaşlandığı istatistiklerle çarpıcı bir şekilde kanıtlanmaktadır. Yaşlılar bugün dünya nüfusunun % 14’ünü oluşturmaktadır. Bu oran, 2050 yılına geldiğimizde % 21’e yükselecektir.

Türkiye her zaman için genç, dinamik bir nüfusa ve büyük bir iş gücüne sahip olan ve bu özelliklerle övünen bir ülke olmuştur. Fakat özellikle son yıllarda doğurganlık oranlarının düşmesiyle ve beraberinde oluşan çeşitli demografik değişimlerle giderek yaşlanmaktadır. Birleşmiş Milletler toplam nüfus içinde 65yaş ve üstü olanların % 7’yi geçmesi halinde, o ülkeyi yaşlanmakta olan bir yer olarak tanımlar. Türkiye’de 2009’da 65 yaş ve üstü kategori Türkiye nüfusu içinde % 7’ye kadar ulaşmıştır. Türkiye, her ne kadar yaşlı nüfus oranı açısından, Japonya (% 19,7) ve İspanya (% 16,8 ) gibi ülkelerle kıyaslandığında genç bir ülke gibi gözükse de, BM kriterlerine göre yaşlanan nüfus kategorisine girmenin eşiğindedir. Öte yandan,  Türkiye’nin geçirdiği demografik değişimler giderek, yaşlı nüfusun yoğun olduğu gelişmiş bir Avrupa ülkesinin demografik yapısına ve değişimlerine benzemektedir. Türkiye’nin demografik yapısını anlamak ve giderek nüfusun nasıl yaşlandığını kavramak için kısaca bu değişimleri görmek faydalı olacaktır. Türkiye için nüfus kuruluş yıllarından beri hep bir mesele olmuştur. Ülke, genel olarak üç demografik geçiş yaşamıştır. Devletin kuruluşundan 1960’lara kadar olan ilk dönemde, gerek yeni bir devletin kuruluyor olması, gerekse ülkenin savaşlardan çıkması nedeniyle nüfus artışını teşvik eden politikalar uygulanmıştır. Bu sebeple kaba doğum hızı bu dönemde oldukça yüksektir. Bu politikalar, erken Cumhuriyet döneminde nüfus artışını ülkenin gelişimi için zaruri gören bakış açısına dayanmaktadır. Bu doğum hızındaki artış, ekonomi ve sağlık alanındaki gelişmelere bağlı ölüm oranlarının düşmesiyle birlikte nüfus artışını getirmiştir. 1960-1985 arasındaki ikinci dönemde, hızla artan bu nüfusu kaldıracak ekonomik güç olmadığından doğum oranlarını düşürmeye yönelik politikalara başvurulmuştur. Nüfus planlamasıyla birlikte doğum oranları azalmaya başlamıştır. Bununla birlikte ölüm oranlarındaki azalma devam ettiği için, nüfus artışı belli bir seviyede sabitlenmiştir. Doğum oranlarının düşmesinde göç ve şehirleşme de etkili olmuştur. 1985’ten günümüze kadar olan son dönemdeyse, doğum oranındaki keskin düşüş nüfus artış hızında da bir düşüşe neden olmuştur. Demografik veriler, Türkiye nüfusunun giderek yaşlandığını göstermiştir.

İstatistiklerin de gösterdiği üzere Türkiye’de yaşlanma her yerde aynı oranları göstermemekte ve bölgelere, şehirlere göre değişmektedir çünkü her şehrin demografik, ekonomik ve sosyal yapıları farklılık göstermekte, bu durum da doğal olarak nüfusun yapısını etkilemektedir. Bununla birlikte bazı bölgelerin demografik özellikleri göç, terör gibi dış faktörlerden de etkilenerek şekillenmektedir.

Yaşlılık döneminin en önemli ölçütleri yaşam doyumu ve kalitesidir. Yaşam kalitesi hem genel hem de patolojik özellikleri kapsamaktadır. Yaşam doyumu ile yaşam kalitesi benzer kavramlardır. Yaşlılık dönemi, bu dönemdeki yaşam doyumu ve kalitesi; hayat koşulları, çevre, doğa, sağlık koşulları, gelir düzeyi/meslek, sosyal statü, eğitim düzeyine göre değişebilmektedir. Bu gibi faktörler yaşlı bireylerin yaşam doyumu ve kalitesini de etkilemektedir.

Yaşlı bireylerin karşılaştıkları sorunları ve yaşam tatmin  düzeylerini toplumun genelinden bütünüyle ayırmak doğru değildir. Bir toplumun içinde ve onun bir parçası olarak yaşayan yaşlılar da genel toplumsal, kültürel ve siyasal bağlamın ürettiği sorunlarla muhatap olmakta ve onlardan etkilenmektedirler. Bununla birlikte karşılaştıkları sorunların çözülmesi  ve  muhtemel  problemlerin  önlenebilmesi,  yaşlılığa  ve yaşlanmaya dair deneyimli kişilerin görüşlerini ve değerlendirmelerini

dikkate almayı gerekli kılmaktadır.

Ülkemizdeki yaşlı ve emekli nüfustaki hızla artışa paralel olarak bu insanların ihtiyaçlarına, yaşlılığa ve emekliliğe uyum süreçlerinde yaşadıkları problemlere, karşılaştıkları sosyal, kültürel ve ekonomik güçlüklere karşı daha kesin çözümler üretecek “yaşlılık politikalarına” önemle ihtiyaç duyulmaktadır. Yaşlıların topluma daha aktif katılacakları çözüm yollarının, hem yerel politikalar hem de ulusal yaşlılık politikaları çerçevesinde düzenlenmesi gerekmektedir. Bu düzenlemelerin de, değişen koşullara uyum sağlaması ve çağdaş özelliklerle donatılmış olması gerekmektedir.

Son tahlilde Corona virüsü nedeni ile yaşlıların sokağa çıkma yasağına yönelik olarak sosyal medyadan izlediğimiz yaşlılarımıza hiçte hak etmediği tutumları da şiddetle kınıyor, konuyu MB aracılığı ile kamuya saygı ile duyuyorum.

Nizamettin Biber

Kaynaklar;

1-İstanbul’da Yaşlanmak, İstanbul’da Yaşlıların Mevcut Durumu Araştırması, Editör: Murat Şentürk, Harun Ceylan, Açılım kitap, 2015

2-https://www.academia.edu/6669183/ Türkiye'de yaşlılık incelemesi: Yaşlılık dönemi ve eşitsizlikler

3-http://www.journalagent.com/adlitip/pdfs/adlitip_24_2_32_39.pdf

4-https://www.uplifers.com/dunya-saglik-orgutu-18-65-yas-arasini-genc-kabul-ediyor-o-zaman-omurgamiz-icin-dans/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Herkes er geç günün birinde yaşlı olacak. Gençler yaşlı olmaya namzettir. Onun için yaşlılarımıza daha doğrusu büyüklerimize saygı göstermeliyiz. Yaşlı deyip onları hor görmemeliyiz. Dilinize sağlık Nizamettin Bey. Selamlar...

Abdülkadir Güler 
 24.03.2020 21:20
Cevap :
Evey haklısınız hepimiz birer potansiyel yaşlıyız Abdülkadir hocam, biz büyüklerimize saygı küçüklerimize sevgi sloganı ile büyüyen bir nesiliz ancak toplum o kadar yozlaştı ki hiç bir değer tanımıyor, teşekkür ederim, selamlar.  25.03.2020 12:21
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 864
Toplam yorum
: 3689
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 2508
Kayıt tarihi
: 06.06.12
 
 

Yeni dünya düzensizliğinde insan olmaya çalışan ve okuyarak ne kadar cahil olduğunu gören, olayla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster