Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Mart '17

 
Kategori
Astroloji
Okunma Sayısı
193
 

Yastığın altındaki kırmızı pabuçlardan 4. boyuta ve Azra Kohen

Yastığın altındaki kırmızı pabuçlardan 4. boyuta ve Azra Kohen
 

Bilmemek bazen iyi mi DİR?


Bilinç düzeyinin yükselmesi ve farkındalıkla mutluluğun arasında, ters orantı olduğunu düşünenlerdenim. Bu savım , bilim adamları ve üst düzeyde zekaya sahip olanlar için değil . Sıradan , orta seviyede akıl, zekâ kapasitesi olanlar için. Misal, bu  satırları yazan gibi  :) 

Önce televizyon yaşamlarımızı, akıllarımızı alt üst etti ,sonra bilgisayar ve pek çoğumuzdan akıllı:) telefon...

Oysa ne kadar mutluyduk ; küçücük ,minnacık dünyamızda.

Radyodan duyduğumuz kadardı,bildiklerimiz. "Bugün cumhurbaşkanı şunu dedi, başbakan ve filanca devletin yetkilisi  karşılıklı fikir teatisinde bulundular. Filan yerde kaza oldu,şu kadar kişi öldü . "  Bir de spor haberleri...  Bu kadardı antenlerden bize yansıyan...

Arkası yarın, radyo tiyatrosu ile hayalimizde ; oyundaki karakterterleri, olayı, ortamı canlandırır , heyecanlanır , Orhan Boran-Yuki parodileri ile  tüm sıkıntılarımızı unutup gülerdik ailece. Uğurlugiller ailesinde hiç kavga , cinayet ya da yüz kızartıcı  olaylar olmazdı. Sinirlenmezdik,  tersine huzur eserdi,onların evinden evlerimize ...

Amerika kardeşti, Rusya düşmandı... Öyle söylüyordu büyüklerimiz.... 

Çocuklar öyle bugünkü gibi ağzının içine bakılan değil, büyükler konuşurken kesinlikle susması hatta olabildiğince az konuşması gereken "unsurlar"dı...

Hafta sonu sinema günleriydi, iple çekilirdi. Mutluydu insanlar ya da mutsuzluk hakları değil diye düşündükleri için mutlu görünmeye, olmaya zorlarlardı kendilerini belki . Yokluk, fakirlik, hastalık, dert bugünkünden belki daha çoktu ama işte bir boyun eğiş, razı olma, kanaat vardı insanımızda...

Bayramdan bayrama  alınan o ayakkabılar , hazineydi bizler için. Yastığın altına koyanlarımız olurdu . Ya da yatağının hemen yanına; ona bakarak uyurduk. Bir gün sonra onu giydiğimizde duyacağımız mutluluğun tarifi yoktu... 

Televizyon  geldi,evin en müstesna köşesine kuruldu ve başladı diziler... Varsılların yaşamlarını izlemeye başlayınca  insanımız, bozuldu tüm büyü...

Onun evine bak, bir de bizimkine. Onun yaşamına bak, bir de benimkine...

Sonra   sonra savaşları, depremleri gördük ekrandan. Acı çeken ağlayan feryat eden insanları. Taa dünyanın bir ucundaki insanın acısı geldi, oturdu yüreğimize. Sonra sorular, sorgular takip etti yağmur gibi. Neden, niçin , nasıl yani...

Kafalar karıştı.  Bilgisayar , akıllı telefonlarla  ailedeki kopuş  başladı. Artık tanımadığımız yüzünü görmediğimiz insanlar en yakınımız, yakınlarımız da uzağımız oldu. 

Hayatta hiç bir şey karşılıksız değil. Bedel ödemeden sahip olunamıyor rahatlığa, konfora, varsıllığa. Teknoloji hayatımızı  her alanda kolaylaştırdı. Karşılığında da duyguları törpüledi, insanlığı aldı götürdü. Bencillik, vurdum duymazlık,aç gözlülük, daha , daha  da fazla   "dünyalık"a sahip olma hırsı geleneksel aile-çevre ilişkilerini bozdu.

Onlarca kitaptan edineceğimiz bilgilere de tuşlara basarak beş dakikada ulaşılabiliyor...

Ulaşıyoruz da ne oluyor ...  Yaşamını bilime adayan, laboratuarlarda sabahlayan o müstesna insanlardan değilsek , zeka kapasitemiz de  alt veya orta düzeyde ise; öğrendikçe bilgilendikçe sorular sorgular yağmur olup her damla beyinde basınç etkisi yapıyor.  Bu yüzden  zaman zaman gıpta ediyorum, bilgisayarı; şunla bunla gevezelik etmek, oyun oynamak , abuk subuk şeylerle vakit geçirmek dışında kullanmayan, kitap okumak gibi bir alışkanlığı olmayan insanlara... 

Zaman zaman ama ...  Her zaman değil  :)

En  son  öğrendiğim  bilgi , 4. BOYUT...

Uzayda; en, boy ve derinlik olmak üzere  ancak üç boyutu algılayabilen canlılarmış insan denilen varlık.  Stefan Havking'e göre on veya on bir boyut varmış... 

Azra Kohen ismini tesadüfen gördüm, ilgimi çekti , okudum . Dizisi başlayacakmış , kitabı da şimdilerde en çok satanlardanmış... Sıradışı  bir kadın anlayabildiğim kadarı ile...

Dediklerinden öğrendiğime göre 4. boyut ZAMANmış.  Onu  biz insanlar algılayamıyormuşuz. Uzaylı dediğimiz yaratıklar için ise, zaman ve mekan kavramı yokmuş. Zaman içinde ileri ve geri gidebiliyorlarmış..."Nasıl ki karıncaların içine parmağımızı koyduğumuzda, karıncalar sadece parmağımızı görüp bizim varlığımızın ayırdına varamıyorlarsa, biz de "onlar"ı algılayamayız "diyor. Ama onlar isterse, bizi karınca gibi yok edebilirlermiş...  

Falan, filan...  Diyorum;  zira  ötesini  anlamaya çalışırsam, gençlerin deyimiyle "devreler yanacak"...  

Neyine gerek?

Yarın ne pişireceğim, bahçedeki erikler ne zaman olacak, beyazlar daha mı çoğaldı nedir, tramvaydaki elli yaşından küçük olmadığını düşündüğümüz adam "teyze otursun" dediğinde , eşin neden güldü :)

Sen onları düşün   :)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ahhhh ne güzeldi çocukluğumda radyadaki arkası yarınları dinlemek, hayalimde canlandırmak, programcıları merak etmek, ertesi günü iple çekmek. "Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer" dedikleri gibi...sevgiler

Nezahat 
 31.03.2017 14:55
Cevap :
Bugünün; mutsuz, hiçbir şeyden memnun olmayan gençlerin bunalımlarının altında "yoksunluk"duygusu yatıyor Nezahat Hanım.Doyumsuzluğu yaşamalarının nedeni, çocukların yetişirken anne babanın tüm imkanlarını onun için sergilemeleri.Örneğin son model telefon almak için ailenin yarı aç ,yarı tok yaşaması.Amaç,çocuk arkadaşları arasında telefon veya giydiği spor ayakkabı ile kabul görsün. Bu anlayışı yıkacak,sağlam bir eğitimden geçen çocuklar çoğunlukta olsa,bu zincir kırılır elbet. Bizim nesil,"yok"un anlamını biliyordu.Herkes çalıştığı, kazandığı ölçüde konumuna razı oluyordu.Bu nedenle siz, ben, yaşdaşlarımız "az"la, küçük şeylerle mutlu olabiliyorduk.Ben de hiç kaçırmazdım "arkası yarın"ları :) Sevgiler,selamlar...  31.03.2017 17:46
 

Röportajını okumuştum;) ilginç gerçekten.. Eskileri özlüyoruz çok mutluyduk o zamanlar fakat hiç bir şey aynı kalmıyor..Sevgi ve selamlar..

Selda Çakmak 
 31.03.2017 11:19
Cevap :
Güneri Civaoğlu'nun "şeffaf oda"sına konukmuş sanırım.İnternetten biraz izledim.Önümüzdeki günlerde, tv dizisi ile popüler olacak büyük olasılıkla.Kitabını hiç düşünmüyorum çünkü dediğim gibi beni zorlayan bir konu:) Eskiler mi özleniyor yoksa gençlik mi o da belli değil:)Şurası bir gerçek ama akla gelebilecek her alanda teknolojinin nimetlerinden yararlanıyoruz -yazdığım gibi- bedelini de ilişkilerdeki kopukluk ve insani değerlerin kaybı ile ödüyoruz. Keşke; geleneksel değerlerimizle,modern yaşamı iyice bir harmanlamasını, yerli yerince kullanmasını becerebilsek...Sevgilerimle selamlar...  31.03.2017 13:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 294
Toplam yorum
: 710
Toplam mesaj
: 87
Ort. okunma sayısı
: 1259
Kayıt tarihi
: 08.08.07
 
 

Emekli Türkçe öğretmeniyim.Şimdi Marmara Üniversitesi bünyesinde bulunan, Atatürk Eğitim Enstitüs..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster