Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Aralık '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
240
 

Yastık altı ve aleni "an" lar

Yastık altı ve aleni "an" lar
 

Geçenlerde bir haber okudum ve şaşkınlıktan gözlerim faltaşı gibi açılmadı desem yalan olur. Yabancı bir memlekette bir kadın yaşadığı hiçbir “an” ı unutmuyormuş. Bütün yaşadıklarını hafızasında bir kayıt cihazı gibi kaydedip, istediği zamanda hatırlıyormuş. Yaşadığı her ayrıntıyı, her olayı derinlemesine anımsayabiliyormuş... İnanmak zor geliyor insana. Bir yalan gibi geliyor, hani bir “an” hatırlarsınız, onu yaşamıştım dersiniz, bu herkesin başına gelebilen bir şey sanırım bunu tam olarak da hatırlayamıyorum ama “dejavu” deniyor. Ama bu bayanın yaşadığı bundan daha da öte, düşünsenize hayatınızda yaşadığınız kötü bir “an” ı her ayrıntısıyla hatırlıyorsunuz, tekrar yaşar gibi...

Ya mutlu anlarınız... Hatırlamak istediğiniz rüya gibi zamanlarınız. Bunları tekrar yaşamak insana kötü geçirdiği zamanlarda bir teselli olur kimbilir, bir rahatlama... Yaşanan her saniye insana kendi içine yaptığı yolculuklar gibidir... Ve yaşanan her iyi ya da kötü zaman parçası hayatın bizim için yaptığı zorlu sınavlardır. Bu sınavların başarısı bizim hayatta kalabilme kapasitemiz, dayanıklılığımız, ders alabilmemizdir.

Her “an” ı hatırlamaksa aslında bir yandan insanı yorarken, bir yandan da hafifletebilir. Bir tarafa takılıp kalmış gözlerimiz geçmişimizin güzel ayrıntılarıyla aydınlanabilir, hayatın zor koşuşturmacası içinde kendi kendimizi renklendirebiliriz. Ya da bizi derinden yaralayan “an” larımıza takılıp, hayatımızı zehirleyebiliriz. Seçim bizim...

İnsanoğlu kendine acı çektirmeye bayılır. Sabah uyandığında kuşların cıvıltısını farketmeden, yürüyüp gider kendi yolu boyunca... Birşeylerin farkına varmak zamanını alır insanın, birde dönüp bakar ki geride kalanlar o kadar geridedir ki aklının alamayacağı kadar uzaklıklarda...

Her “an” bize biçilmiş bir kıyafet gibidir. Ya yakıştırıp yeni anlamlar çıkarırız ya da iğreti durur, yakıştıramayız kendimize bir türlü. İtiraflarımız, kendimizin bile kendimize açıklayamadığı anlarımız... Yaşam bunlarla anlamlı, anlamsız, farklı, farksız.

Mutlu anlarımızı hatırlamaya odaklanmış ruhumuz, mutsuzluklarımızı da bilincimizin yastık altına itivermeye meyilli. Gün geliyor, o mutsuzluklardan mutluluklar yaratılıyor ve gün geliyor her mutluluk başka anlarda farkında olmadan biz sırtımıza bıçak gibi saplanıp kalıveriyor.

O kadına hem imrendim, hem de öyle olmak istemedim. Yaşadığım her anı hatırlamak bana acı verebilir, belki de geçmişimin analizini yapma fırsatını bana sunabilir, hatırlamamaksa yaşamımı anlamsız kılar sanırım, bir nevi hatıralarıyla yaşar insan, onlarla daha rahat nefes alabilir.

Bazen kendimi başıboş anılara asılıp kalmış gibi hissederim, beynimi anlamsız, sayısızca kareyle meşgul ediyorum diye düşünürüm. Belki öyle, belki de değil... Ama biryerlerden tutunmalı hayata. Bu neden anlamlı veya anlamsız “an” larımızla olmasın.

Hatırlayalım ve hatırladıkça yaşadığımızı hissedelim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 69
Toplam yorum
: 91
Toplam mesaj
: 47
Ort. okunma sayısı
: 686
Kayıt tarihi
: 17.10.06
 
 

Ben 1982 İstanbul doğumluyum. Selçuk Üniversitesi Süt ve Ürünleri ve Anadolu üniversitesi Çalışma Ek..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster