Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mayıs '07

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
7612
 

Yastıkaltı hikayesi - Simyacı ve Mevlana

Yastıkaltı hikayesi - Simyacı ve Mevlana
 

Paulo Coelho'nun "Simyacı" adlı kitabında, önemli bir mesaj vardır:

Bu mesaj, en büyük hazinenin bazen içinizde, bazen yanıbaşınızda olduğudur.

Yurdundan kalkıp, taa Mısır Piramitleri'nin eteklerine kadar amansız bir yolculuk yaparak, kendine söylenen bir hazineyi arayan Endülüslü çobana Simyacının dediği gibi:

"Yolculuk bir öğrenme yöntemidir. Bilmemiz gerekenleri bize öğretir."

Bazen bir hazineye ulaşmanız için nice yolculuklar yapmalı, eşinizi dostunuzu terk etmek pahasına, kimse size inanmasa da yalnızca kendinize güvenerek yola devam etmeli, engelleri yılmadan aşmalısınızdır. Ve o yorucu yolun sonunda ulaştığınız şey, gerçek bir hazine olan kendinizi tanımak ve benliğinizi bulmaktır.

O yolu giden herkes sonunda kendini bulur. Ve anlar ki, hazine benliği, keşfetmesi gereken de kendisidir.

Buna çok benzer bir öyküyü Mevlana'nın "MESNEVİ"nde okumuştum.

Bir zamanlar Bagdat'ta yaşayan bir adam varmış.

Bu adam günün birinde büyük bir mirasa konmuş. Hiçbir çaba harcamadan öyle çok mal-mülk sahibi olmuş ki ne malının ne de paranın kıymetini bilebilmiş. Kendi emeğiyle kazanmadığı parayı har vurup harman savurmuş.

Bir söz vardır: "Hazıra dağ taş dayanmaz" diye. Gün güne akmış, bizim Bağdat'lı zenginin cebi boşalmaya, akçeler de başkasının cebini doldurmaya başlamış. Paralar suyunu iyice çekince de mallarını, elinde ne varsa teker teker satmaya baslamış.

Adam kısa zamanda hem tüm oparayı, hem de bütün malları tüketmiş. Dünyanın ortasında, parasız pulsuz kalakalmış... Geç akıllanan adam, "Vay ben ne yaptım!" diyerek dizlerini dövmeye, "Allah'ım bana para verdin, mal mülk verdin, ben kıymetini bilemedim. Hepsini tükettim. Sana yalvarırım bana bir geçim yolu göster, yoksa bu canı al da kurtar beni" diye yalvarmaya baslamış...

Tam o gece bir rüya görmüş. Rüyasında, aksakallı bir dede, Allah'ın dualarını kabul ettiği söylenmiş. Bagdat'tan kalkıp Mısır'a gitmesi gerektiği, orada bir define bulacağı anlatılmış. Adam büyük bir sevinçle hemen yola düşmüş.

Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra nihayet Mısır'a varabilmiş. Üzerinde hiç para kalmadığından aç ve susuz sokaklarda dolaşmaya baslamış. Sonunda dilenmekten baska çaresi kalmamış. Dilenmekten o kadar cok utanıyormus ki, gecenin olmasını beklemiş. Gecenin karanlığının ardına saklanıp dilenmeye karar vermiş. O sıralar Mısırr'da hırsızlık da çok yaygınmış. Halife bekçilerine gece sokağa çıkanlara merhamet etmemeleri gerektiğini söyleyerek, "Gece sokakta kimi gorürseniz görün, mutlaka cezalandırın, acımayın!" diye ferman çıkarmış.

Bundan haberi olmayan Bağdatlı, gecenin içinde bir bekçiye hemen yakalanmış. Bekçi adamı yakalar yakalamaz bir güzel dövmeye baslamış. Bir yandan dövüyor, bir yandan da "Geceleyin sokakta ne arıyorsun sen? Neden sokağa çıktın? Kılığın kıyafetin buranın adamlarına benzemiyor. Kimsin, nesin, gecenin karanlığında neden sokaklarda dolaşıyorsun?" diyesorguluyormuş. Bizim Bağdatlı da yalvarıp duruyormus: "Ben buranın yabancısıyım. Taa Bagdat'tan geldim. Kötü bir niyetim yok. Açım, susadım, yorgunum. Kimse göremesin diye gece karanlığında dilenmeye çıktım" demiş.

Bekçi adamı dövmeyi bırakmış, "Anlat bakalim, taa Bagdat'tan neden geldin? Deli misin - nesin? İnsan o kadar yolu parasız, pulsuz niye gelir?" demiş. Bunun üzerine adam yaşadıklarını ve gördügü rüyayı anlatmış. Bekçi adamın rüyasını dinlemiş, sonra da gülmeye baslamış: "Sen bir rüyaya kapılıp buralara kadar gelmişsin, anlaşılan akılsızın birisin. Ben yıllardan beri zaman zaman aynı rüyayi görürüm. Rüyamda, 'Bagdat'ta falan mahallede filan evin bahçesinde bir define var, git onu al', derler de ben dinlemem. Benim aklım başımda, senin gibi aptalın teki değilim çünkü" demiş.

Adam bir anda yedigi dayağın acısını unutmuş, çünkü, bekçinin Bagdat'ta adresini verdigi ev kendi eviymiş!

İçinden Allah'a sükretmiş. Hemen gerisin geri memleketine dönmek üzere yola koyulmuş. Yollarda aç, susuz, biçare kalmış.

Yorgunluktan perişan bir vaziyette evine varmış. Hemen bahçesindeki tarif edilen yeri kazmış ve defineyi bulmuş!

İsterseniz, uzun yolculuklara çıkmadan önce, içinize bir daha bakın.

Belki hep aradığınız ama bulamadığınız hazine, oralarda bir yerde saklıdır!...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3658
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster