Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Nisan '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
526
 

Yavaşla, dur, seyret ve sev !

Yavaşla, dur, seyret ve sev !
 

Yavaşla biraz, kuş seslerini dinle, rüzgârı, soğuğu, güneşi hisset, toprağa dokun, çiçekleri kokla, asıl hayatı duyumsa, yoksa hiç yaşamadan gideceksin.


Hayatında mükemmeli arayan plansız, düzensiz yaşayamayan biriyseniz eğer, muhtemelen bozuk eşyalardan, dağınık ortamlardan ve kendinizi hayatın kollarına bırakmaktan hoşlanmazsınız. Ben de öyleydim ta ki bu yazıyı yazana kadar.

Bozuk bir saate tahammülüm yoktu mesela, zamanın ne olduğunu göstermiyorsa, planlarımı aksatıyorsa ne işi vardı duvarda ya da kolumda. Yerinde olması gereken bir eşya başka bir yerde duruyorsa, düzenim bozulmuşsa,  her yer dağınıksa mesela uyuyamazdım. Süreçler halinde planlar yapar uymak için çabalardım. Ne gereksiz ne yorucu ne saçma düşüncelerle yaşamışım meğer.

Bozuk saat gibi duruyorum şimdi. Karmaşanın en dibinde, çarpışmanın ortasında, en büyük başarının “mutluluk” olduğunu bilerek, düşünmeden geleceği ve de geçmişi sadece duruyorum. İçimde Mozart’ın senfonileri, gözlerimde dolunayın ışığı, en kalabalık meydanında kentin, omuzlarında gereksiz yüklerle koşturan yüzlerce insanın sıkıntılı ve gergin yüzlerine tanık oluyorum. Bu insanlar gibi miydim ben de? Durmayı bilmiyor muydum? Bir kaldırım taşına oturup dinlenmeyi, yıldızları seyretmeyi, bakışlarımdan kaldırdığım taşın altındaki binlerce güzelliği bilmiyor muydum?

Duruyorum…

Anlam veremeden akan zamana inat, emekleyerek yürüyen ruhumu bekliyorum sarılmak için. Kendimden kaçarak yaşamak değil, kendime koşarak yaşamak adına…Beyaza kesmiş umut soluyan papatyalar, tomurcuklanan kırmızı güller, çoktandır renkleri unutmuş ruhuma bahar oluyor. Zihnim boş ve sessiz. Kavgadan, çekişmeden, dünya hırsında uzak, sadece anın içinde varoluşumu kutsuyorum. Dışarının gürültüsü boğucu, yok edici, dışarının sesi yüksek ve iç sesime düşman. Kapıları sürgüleyip içimin sınırsızlığına döndüğümde egosuzluğun, hiçliğin, yokluğun tadına varıyorum.

Dönüyor dünya, sesini ve hızını hissettirmeden, ağaçlar bir soyunup bir giyiniyor. Özgürlüğü sırt çantasına hapsedilen çocuklar, özgür kırların, uçan kuşların, derelerin, ağaçların resmini çizerek avunuyor. Elleri, ayakları, sesleri,  oyunları çürüyor hızla. Uçurtmasız gökyüzü, yaralı dizli, kirli yüzlü çocukları özlüyor.

Durup durup özgürlüğü düşünüyorum. Aynı yollara kilitlenmiş ayaklar, aynı mecburiyetlere gömülmüş düşüncelerden çıkarak tali yollara düşmek, otların, dikenlerin, çalılıkların arasında ilerlemek, soyuna soyuna canımı yakan metal giysilerden, sıcacık kumlarda; deniz kokusu, dalga sesi sarhoşluğunda severek kaderimi, dura dura yürümek istiyorum

Yavaşla biraz, kuş seslerini dinle, rüzgârı, soğuğu, güneşi hisset,  toprağa dokun, çiçekleri kokla, asıl hayatı duyumsa, yoksa hiç yaşamadan gideceksin.

Fatma KOŞUBAŞI 

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu aşka şapka çıkarılır...Dilinize sağlık....Güvercinlerden örnek almalıyız....

Abdülkadir Güler 
 04.04.2014 13:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 70
Toplam yorum
: 120
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 825
Kayıt tarihi
: 18.01.08
 
 

Eğitimci, yazar... Denizin Üvey Kızı ve Hayalbaz şiir kitaplarının şairi... Bilgisayar öğretm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster