Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Aralık '06

 
Kategori
Ankara
Okunma Sayısı
613
 

Yayalara ölüm!

Yayalara ölüm!
 

Başkentliler bilir, Atatürk Bulvarı'nın Bakanlıklar'dan Kuğulu Park'a kadar olan bölümü, Aşağı Ayrancı, Çankaya, Kavaklıdere arasında bir sınır çizgisi gibidir. Kavaklıdere tarafında Esat, Kuğulu Park üzerinden Gaziosmanpaşa, Şili Meydanı tarafında da Yukarı Ayrancı bölgesi yine bulvar tarafından birbirinden ayrılır. Yani Atatürk Bulvarı'nın bu bölümü, şehrin hem eski, hem de sosyal ve iş hayatı açısından hareketli semtlerini ayırır. Bunların yanı sıra Başkentimizdeki büyükelçiliklerin de önemli bir bölümü, bulvarın yukarı doğru giderken sağ tarafında kalan bölgede konuşlanmıştır.

Şimdi bulvarın bu kesiminde inşaatlar var. Büyükşehir Belediyesi, Kenedi caddesi çıkışı ile Kuğulu Park Kavşağında alt geçit çalışmaları yapıyor. Bu çalışmaların kent trafiğine etkileri, Kuğulu Park'taki durum, inşaat sonrasında ortaya çıkabilecek sosyal değişiklikleri bu yazının kapsamı dışında tutuyorum. Bu yazının konusu, inşaat devam ederken yayalar açısından yaşanan vahim durumdur.

Bundan yaklaşık bir ay kadar önce, eşimle iş çıkışı Kuğulu Park'ın hemen yanında buluşmak üzere sözleşmiştik. Buluşma yerimize ulaşmama yaklaşık on dakika kala onun da iş arkadaşları ile geldiği araçtan Cinnah Caddesi'nin Mesnevi Sokak çıkışında indiğini öğrendim. Araçtan indiği yer Kuğulu Park'a yokuş aşağı yaklaşık on dakika sürecek bir yoldur. Ancak bir terslik oldu, eşim oraya yarım saat sonra ulaştı. Geldiğinde sinir içerisindeydi. Cinnah Caddesi'nden Kuğulu Kavşağı'na gelmiş, ancak bir türlü karşıya geçecek bir yol bulamayarak yirmi dakika kadar ara sokaklarda dolaşmış, en sonunda kısmen inşaatın içinden geçerek Karum tarafına ulaşmayı başarmış ve ancak gelmişti. Belediye inşaat nedeniyle yolu trafiğe kapatırken yayaları unutmuş, iki kalabalık bölge arasında geçecek bir yaya yolu düzenlememişti.

Benzer durumu dün de Kenedi çıkışında yaşadık. Ayrancı tarafından Tunalı Hilmi Caddesi tarafına geçmek için Amerikan Büyükelçiliği önünden Atatürk Bulvarı'nı geçmek zorunda kaldık. Tamamen inşaat alanına dönmüş olan bulvar, adeta bir savaş alanı gibi görünmesine rağmen yayalar için herhangi bir önlem alınmamış, çevresi açık olan inşaat alanına her taraftan giren, çıkan, atlayan yayalar göze çarpmaktaydı. Biz de önce bir çukura girdik, ardından kamyonların geçtiği patika yoldan devam ettik ve üzerine bir beton panel atılmış olan iki metrelik bir çukurun üzerinden geçerek yolun öbür tarafına ulaşmayı başardık. Önümüzdeki orta yaşlı hanımefendinin, beton paneli uzun uzun inceledikten sonra çaresiz bir şekilde hayati tehlike altında karşıya geçişine, yağmur veya kar yağdığında çamur deryası olacak daha az derin çukura girip çıktığına şahit olduk.

Uzun zamandır tüm icraatları ile yayaları göz ardı eden Büyükşehir, bu sefer işi bir çeşit şımarıklığa dökmüş, şehrin ortasında açık bir şantiye yaratmış, diplomasinin, sosyal yaşantının, iş hayatının göbeğinde yayalara adeta bir Survivor Ankara oyunu oynatıyordu. Açık şantiyenin içinde, gecenin karanlığında dolaşan insanlar, evlerine, işlerine, okullarına gitmek için hayatlarını tehlikeye atmak zorunda kalıyordu. Bulvarın ayırdığı bölgeler arasında zaten daha önce de olmayan toplu taşıma, şimdi taksi veya özel araçla da mümkün olmadığı için, bir şekilde o inşaatın içinden geçmekten başka bir çare yoktu. Çukura inecek, uydurma beton panelin üzerinden yürüyecek, kablolara takılmadan, kamyonların altında kalmadan karşıya geçebilirseniz, gideceğiniz yere gideceksiniz.

Kent yaşamını iyi bilirim, doğma büyüme Ankaralıyım. Çocukluğum Kavaklıdere'de, Bülten Sokak'ta geçti. Kızılay'daki metro çalışmalarını da, Ankaray inşaatlarını da, şu anda her gün gelip geçtiğimiz köprülü kavşak inşaatlarını da gerek yaya, gerek sürücü olarak içinde yaşayarak gördüm. Metro inşaatında stajyer, Akköprü Kavşağı'nda mühendis olarak bulundum. Eskişehir Yolu inşaatındaki güvenlik önlemlerinin ne kadar yetersiz olduğu üzerine kafa yorarken, yayalara yapılan bu işkence ile şok geçirdim. Kent yaşamı, fedakarlık demektir; nimetlerinden faydalandığımız şehre borcumuzu onun gelişimi sırasında fedakarlıkla, alışkanlıklarımızdan vaz geçerek, daha uzun yoldan geçerek, fazladan yürüyerek, trafikte saatlerimizi geçirerek öderiz. Ankaralı fedakardır, sabırlıdır, saygılıdır. Ancak güncel durum, artık fedakarlık değil, can güvenliğinin tehlikeye girmesidir. Doğru olan, gerekiyorsa fedakarlık isteyip, yayalar için uzun da olsa güvenli ve işaretlerle ayrılmış bir yol oluşturmak, onların can güvenliğini inşaatın uzaması pahasına dahi olsa korumaktır. O çukurların üzerinden atlarken düşüp bir çizik dahi olsa alarak yaralanan bir yayaya karşı işlenen suçun hesabını ne belediye, ne de inşaatı yapan müteahhit veremez. Yaşanan durum, duyarsızlık, saygısızlık, aynı zamanda da suçtur.

Benim asıl şaşırdığım, belediyenin hiçbir şekilde uyarıları dinlememesi, sivil toplum kuruluşlarının çağrılarına kulaklarını tıkaması, şehrin göbeğinde, herkesin, devletin tüm üst yönetiminin gözleri önünde bunları yapması, kimsenin de buna bir dur dememesidir. Bu konularda defalarca uyarılmasına rağmen herhangi bir önlem almamakta ısrarlı olan belediyeden ümidi kestiğim için, bu konuda yaptırım gücü olan diğer kişi ve kurumları göreve çağırıyorum. "Yayalara ölüm" diyen bu zihniyete bir son verilmeli, o şantiyede birileri ölmeden acilen önlem alınmalıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Komsunum, Can dost. Büyükelci Sokak'ta oturuyorum. Isyerim, o sözünü ettigin yabanci misyonlardan biri. Arabam bir aydir apartmanimin parkyerinde. Arada bir calistiriyorum beni unutmasin diye. Yani onu artik kullanmiyorum evden ise-isten eve. Kullanamiyorum... Yürüsem, evimle isyerim arasi 10 dakika. Ama biraz erken kalkma özürlüyüm. Güniz Taksi'ye binip, taa Cankaya'dan dolasip Paris Caddesi'ne ulasabiliyorum. Süre 20 dakika... Mesai bitince (Alman Büyükelciligi), aksam özürlü olmadigim icin, eve yürüyerek dönüyorum. Elcilik kapisindan Vakifbank'a, oradan Bülten'e falan... Ama Bulvar'da senin dedigin 2. Dünya Savasi ya da Kocaeli Depremi görüntülerini yasiyor, hic öyle bir huyum, adetim olmadigi halde her gün, ama her gün agzimi bozuyorum... Sen de öylesin. Yazini büyük bir ic destekle, üzülerek, hayiflanarak, bir küfürname gibi okudum. Cok cok tesekkürler.

pirmete 
 26.12.2006 1:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 3
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 540
Kayıt tarihi
: 12.12.06
 
 

1975 doğumluyum, Ankara'da yaşıyorum. ODTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü'nde lisans ve yüksek lisansımı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster