Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Şubat '19

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
27
 

Yayaya Öncelik Nedir?

Eşitlik bir sözcük, dilden dile, toplumdan topluma benzer anlamları varsa da, hukuki yanı ve uygulamaları hep tartışılır olmuştur. 1948 yılında İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni yayımlayanlar, II. Dünya Savaşı’nda 50 milyon insanın ölümüne mesai vermişlerse, acaba günah çıkarmanın ötesinde ne anlamı olabilir: İnsanlar, hür ve eşit doğarlar söyleminin?

Ya son günlerde Cemal Kaşıkçı edebiyatına ne demeli, sözde siyasi liderler, halklarını Cemal Kaşıkçı ile uyku seansına alırken, kendilerini de birileri benzer bir uykuya davet ediyor. Ama hiç kimse şunu söylemiyor, son 30 yılda Afganistan’dan Irak’a, Suriye’den Mısır’a, Libya’ya vs. neredeyse 5 milyonun üzerinde insan hayatını kaybetti; ama bu kadarı yetmemiş olacak ki ateşe körükle gidiliyor.

Bu nedenle pek çok ülkenin Anayasalarında yer alan, dolayısıyla yasalarına, tüzüklerine, yönetmeliklerine de yansıyan ‘eşitlik’ kavramının bir karşılığı yoktur. Bir kere insanların hür ve eşit doğduğu bir palavradır, sadece doğabilme özgürlükleri vardır, hatta doğma özgürlükleri bile eşit koşullarda olmuyor çoğu zaman.

Peki böylesi bir palavraya ne gerek var?

Bu palavranın bir yanında küçük çaplı, gizli mi gizli, riyakâr mı riyakâr günah çıkarma söylemi var, diğer yanında da günah çıkardığı meselesinde küçük zalimlerden bazılarına ‘büyük zalim’ payesi verme girişimi vardır. Belki büyük zalim payesi de ne demek, zalimlik paye olur mu hiç diye bir sorulabilir; olur olmaz mı, şu tarih denen geçmiş havuzu irili ufaklı nice zalimin yaşayıp yaşattıklarından ibarettir.

Ama bu zalimlere bu payeleri verenlerse, sanki yaşananlarda bir dâhilleri olmamış gibi gizli mi gizli, riyakâr mı riyakâr günah çıkaranlardır: piramidin zirvesinde, bir türlü büyüyemeyen çocuk ruhlular. Namı diğer beşeri tanrılar. Bu yolda bazen paye verdiklerini yargılarlar uluslararası sözüm ona ‘savaş suçları mahkemelerinde’, bazen de İnsan hakları Evrensel Beyannamesi’nde olduğu gibi “insanlar, hür ve eşit doğarlar” palavrasını atarlar.

Böylesi bir beşeri evrensel gerçek varken, birkaç gün önce İçişleri Bakanlığı’ndan bir açıklama geldi, 2019 yılı itibariyle şehirlerdeki trafik akışında yayalara öncelik verilecektir. Bu haber, bir süre düşündürdü beni, tabiri caizse pirelendim? Tokaçların bitlendiği dünyada, bazıları da pirelenir, öyle ya, herhangi bir şehrin trafik akışında; trafik kuralları geçerlidir, yayaların öncelikli olması da ne anlama geliyor?

Herhangi bir şehirde evinden dışarı çıkan yaya nerede yürür?

Kaldırımda, otolar da yollarda seyreder… Ama yayalar kaldırımda yol alamıyorlar, ya da zorlanıyorlar. Neden, nedeni basit, çoğu şehrimizde kaldırımlar, otolar tarafından işgal ediliyor da ondan. Kaldırımını kaybetmiş bir yaya, sadece kaldırım bağlamında hakkını kaybediyor, acaba nasıl öncelikli olacak?

Yayanın şehir trafiğinde ikinci zorlandığı konu da trafik ışıklarının olduğu kavşaklarda bile hak ihlaliyle karşılaşıyor olmasıdır. Yayalar, trafik ışığının olduğu bir kavşakta bekliyor, ışık kendisi için yanacak ve karşıya sağ salim geçecek. Ne var ki en tehlikeli an bu andır, ışığa takılmamak için sürücü öyle gaza basar ki yaya adımını atsa, … Maazallah.

Bir yaya olarak bu durumda üç beş saniye beklerim, gaza basan bir sürücü var mı diye bakınırım. Diyeceğim o ki, bu öncelik meselesini pek anlamış değilim.

Mesele şöyle mi olacak, trafik ışığının olduğu kavşakta yayalar toplanmış durumda, yayalar öncelikli ya, sürücüler son derece saygılı bir vaziyette, otomobillerini durduruyorlar, geçiş önceliği yayalarımızda, buyur geçin mi diyecekler?

Buna da pek ihtimal veremiyorum; var olan trafik kurallarının uygulamasında sorunlar varsa ki vardır, kuraldan ziyade bir ‘temenni’den ibaret olan yayaların öncelikli oluşu da; yetkililer kusura bakmasın bir palavradan ibarettir.

Bu haber, bir kere pirelendirdi beni, bağlamını yakalayamadığım her konu gibi. Acaba diyorum; ama devamını getirmekte istemiyorum, …

İşkillendim o kadar…

Neden işkillendiğimi bir cümleyle paylaşayım: 24 Ocak 2019 tarihli “Hayatı yaşamak ya da beklemek” başlıklı yazımda “sürücüsü olmadığınız otomobil, bir gün gelir size çarpar, kaldırımda çarpabileceği gibi caddede, sokakta, bulvarda da çarpabilir” cümlesine yer vermiştim.

Her ne kadar öncelik verilecek deseler de çarparlar, hatta çarpanların gözünde yayalar suçlu olur. Atın araban yoksa dışarı çıkma kardeşim derler. Çıkmıyorum, hele üç yıl öncenin tamamlanamayan hesabı nüksederse, ya da 1997’nin… Kim bilir, belki de 1960’ın ulusal ve de küresel tufanı… Okurlarıma da tavsiye ederim, âmâm ha sokağa çağıran olursa sakın çıkmayım. Ta ki dış düşmanlar caddenizi, sokağınızı, bulvarınızı ele geçirmeye başladığı ana kadar.

Ne İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni yayımlayanlara güvenin bugünlerde, ne de devletlere ve de kurumlarına…

Yaya nedir, öncelik nedir, hayat nedir; bilirler…

Allah kâfi.

Rıza Üsküdar

9 Şubat 2019/Eskişehir

Abdülkadir Güler, ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 3376
Toplam yorum
: 2168
Toplam mesaj
: 196
Ort. okunma sayısı
: 574
Kayıt tarihi
: 15.08.06
 
 

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümü mezunuyum. Öğretmenliğim sırasında..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster