Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hakan Karaduman (Akdenizli)

http://blog.milliyet.com.tr/akdenizli

07 Şubat '10

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
664
 

Yazan

Yazan
 

sevgili narçiçeği'ne saygımla...


Buradaki tüm yazılarımı silip yeni bir sayfa açmak istiyorum. Beni avlamak isteyenlerin üç yıl önceki yazılarıma dönüp, yaptığım imla hatalarına bakıp aşağılamaya çalışmalarından bıktım. Ama bir yandan da kendi gelişimimi görebilmek adına onların gösterge tablolar olmalarını da istiyorum. Arafta kaldım açıkçası.

Söylemek istediğim nedir? Özgün üretim!

Bu çağ çok fettan ve aynı zamanda öğütücü. Birbirinin tekrarı, ufak farkındalıkları ve değiştirilemeyen kaba saba hayat gerçekleri. Gereksiz şişen kelimeler heybesi.

En sevmediğim şeydir, kelime çöplüğü! Bir mırıltı, kelimelerin yığılmasından beklenen. Roman denir, öykü denir; ama en çok anlatımdaki “mırıltıdır” dünyadan çekip alacak okuyucuyu. Yazarsa bir anlamda okuyucuyu avutacak, ona hoş zaman geçirtecek konsomatris gibi olmalı, ki, hem çok okunsun hem de sevilsin. Yok öyle yağma!

Benim dünyaya söyleceklerim var. O yüzden dinamik anlatımı seçtim kitaplarımı yazarken. Şiirler içinse söylemek istediğim şu olacak: Sadece birikim, olması da faydalı ama, hiç bir şey ifade etmez, içine girilen, neden olduğu da bilinmeyen esrikliğin ürünüdür çoğu kez. Bu tüm yazdığım yazılar için geçerlidir aslında.

Yazar mı? Ne yazarı? Bütün bunlar için yazar olmaya sizce gerek var mı? O yafta kimlere verilir ki, gölgesi bile dayanılmaz ağırdır. Beni esirleştirecek, düşüncelerimi kendi yönüne çevirecek bir tür meslek olmalı. Mesleğim şükür ki var; ama herkese söyleyecek sözlerim de var.

Yazmanın hiçbir konusunda tam değilimdir, aksine her konuda birazımdır. Bir konuda herşey olmak sıkıcılığına girmedim yaşamımda. Üstelik -bu konuda- çabuk sıkılan yapım nedeniyle başarılı da olamazdım. Ama şunu biliyorum; yaşamımızı etkileyen ne varsa herşeyden beslenirim. Meselelere yanıtlar ararken tek yönden bakılan açı bizi körelteceği gibi, gerçeklerin de üzerini kara bir şalla örter. Ve gariptir, biz bu şalı çok severiz. Çünkü altındakini istediğimiz gibi yorumlayıp her yöne çekeriz.

Matematikleşelim demiyorum ama ruhun derinliklerinde aramamız gerekenlere de saygı duyalım. Düşünce tembelliğinden çıkmanın en iyi yolu bu olsa gerek.

Yarımlıklarsa gerçeğin üzerindeki şalı alarak onu ışığa çıkarmanıza daha çok yardımcı olacaktır. Merak edilmemeli, bu yarımlılık çok bilmişlerin gözünde çoğalır; ama meraklarından da kaçmaz.

***

Tasvir, yazarlığın en büyük silahı. Gözlemlediğinizi –insan, herhangi bir obje- iyi anlatmak işin sırrı denir. Romanda iyi tasvir, bolca ev önü çiçek isimleriyle anlatma hali, adamın kaşı gözü yüzündeki değişimler, kadının dolgun dudakları mutlaka kırmızı… sizin yazım gücünüzü belirler. Ancak okuduğunuz bir romanda kişiler konuşurken ne kadar birbirine benziyorsa yetenek kıtlığınızı açığa vurur. Yazar bu yönünü mırıltılı anlatım-tasvirlerle aşmaya çalışır. Ama eğer ki, hayatın her yönüyle içine girebiliyorsanız kahramanlarınız birbirine karışmaz. Çok sevdiğim bir dostum, Düşeyazmak adlı romanım için şöye demişti: “İnanılmaz! Onca roman kahramanı birbirine karışmadığı gibi her biri için bir kişilik belirdi kafamda. Zor olan budur işte.”

Daha yazılmayı bekleyen onca birbirinden farklı kişilikte roman kahramanları varken, neden sn.Orhan Pamuk taklitçisi olayım? Onun işinin yazarlık olması bir yana, ben asla mırıldanan bir “yazan” olmayacağımı biliyorum.

Bir romanı veya bir şiir kitabını elime aldığımda beni etkileyecek, düşünce kıvrımlarımdaki elektrikleri yakacak bir tümce veya söz bulmayı beklerim. Beş yüz sayfa kitabı onca zamansızlık içinde değer ver oku, ama bende en küçük bir değişime yol açmasın. Hoş karşılayamam bunu.

***

Bu yazımı blog kategorisinde yazmış olmamın nedenlerine gelince.

Sayın Süleyman Ekim son yazımdan ötürü sanki bana alınganlık göstermiş gibi geldi. Kendisinden özür dilerim. Ayrıca çok sevdiğim bir yazar olduğunu söylemek isterim.

Yine çok değerli bulduğum Alev hanım, taraflı yazmayı ne anlamda kullandığımı sormuş. Taraflı yazmak kısaca kendini yazmak diyebilirim. Yukarıdaki yazım tipik bir taraflı yazı örneğidir. Arada sırada olur. Bu insanın kendini anlatabilmesi açısından ip uçları verir. Ama sadece kendinden, kendin gibilerden, çevrenden bahsedersen işte o tam taraflı bir yazıdır. Yanılgılara daha çok götürür insanı.

At gözlüğüne sadece atlara takmalı.

İyi pazarlar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

keşke burada ki arkadaşlarımız yazma konusunda sizin baktığınız yönlerin bir kaçını bile fark etmiş olsalar, bazen çok üzülüyorum. o kadar emek veriyorsunuz, didişiyorsunuz ama sonuç fos, neden ötelemeler yüzünden:(((... yapacak çok da bir şey yok, 9 köyden kovula kovula kovulacak köy kalmadı:)) sevgiler.

Ruksan İLDAN 
 10.02.2010 22:38
Cevap :
Sanırım öyle:) Çok teşekkür ederim katkınız için. Sağlıcakla kalın.  11.02.2010 9:42
 

Yazarlar, edebiyatçılar derneği değil. Vatandaşların olayları kendi bakış açılarıyla yorumladığı amatörlüğü ön planda tutan bir platform. Böyle bir ortamda yazım hatalarını ele alarak geçmişi eleştirmek hoş değil. Yazım konusu sürekli güncellenen bir olgu. Örneğin "Türkçe'ye" mi doğrusu "Türkçeye" mi doğru. Bu kuralı çoğu kişinin bildiğini sanmıyorum. Suç maalesef eğitim sistemimizde. Çünkü bize gösterilmedi. Gösterilmediği için özel isimlerden sonra gelen ekler kesilir masallarıyla bugüne geldik. Son idarecilik sınavında bu soru soruldu ve bu soruyu hala "Türkçe'ye" şeklinde yazımının doğru olduğunu sananlar soru hatalı diye mahkemeye gittiler. *Sözün özü eskiyi deşmek hoş değil. Daha geçenlerde 3 ay önceki bir yazıdaki yorum yüzünden birisiyle kırıcı şekilde tartıştık. 3 ay sonra ne gereği var ki sizin 3 yıl önce. Hata bulmak kolaydır. Saygılar.

Eşit Ağırlık 
 08.02.2010 22:51
Cevap :
sevgili harun, yazarken aldığım notlar evin içinde dağınık halde ve çoğu kaybolmaktadır. ama burası notlarımı tuttuğum bir yer ilk planda benim için. bugün çok sevdiğim bir dostumdan bir mail aldım. ilginçtir, bir paragraf boyunca tüm kelimeler yanlış yazılmış olmasına rağmen son derece akıcı ve doğru bir şekilde okunuyordu yazı. ben imla hatalarını savunmuyorum, yanlış anlaşılmasın. ancak içerikle o denli ilgiliyim ki, hem mesleki zamansızlık hem de yaşam ritminden arta kalan zamanın değerlendirilmesi adına, imladan çok daha fazla içeriği sorguluyorum. bu da benim hakkım olmalı. çok teşekkür ederim değerli katkınız için. sağlıcakla kalın.  08.02.2010 23:16
 

Beğenilme açlığı sanırım. Akıllı insanlar hoşgörülü olurlar ama ASLA hoşgörü beklemezler! İmlâ konusuna gelince..."Ne önemi var canım, önemli olan içeriktir" diyen de kendini aldatır. Ben şimdi tutup da "Yayınevleri de ekmek yiyecek" deyip senin kalbini kıramam tabii. O kadar gaddar değilim. Yorumlara ilginç yanıtlar vermişsin, Doktor! Durum aşikâr yani. Fazla söze gerek yok! Kal sağlıcakla!

Ümit Culduz  
 08.02.2010 20:51
Cevap :
benim de hassas olduğum konular var sayın culduz. sizin de olduğu gibi. aslında daha olgun tavır içinde olmabilme sanırım zamanın imbiğinden geçerek olgunlaşacak. mb'da yazım yeteneği konusunda sizi beğenirim. sizin bir blogunuzu hiç unutamam örneğin (babanızdan bahsettiğiniz). yeteniğinizi içinizdeki özgünlüğe yönlendirdiğinizde eminim çok güzel eserler vereceksiniz. bir okuyucu olarak görüşüm bu. yazanın kişisel görüşleri tabii önemli, ancak evrensel bakış açısı bazen önde durabilmeli diye düşünüyorum. bireysellikten öte bir şey söylemek istediğim. yarın piyasaya çıkacak olan kitabım için çok az bir rakam harcadım. birinci hamur kağıda basıldı. yarın elime geçecek. zamanla ücret ödemeden kendi yağında kavrulacak düzeye gelmek isteğim. bundan sonra yazacağım kitap için daha çok çalışmam gerektiğinin farkındayım. öyle de yapacağım. teşekkür ederim yorumunuz için. siz de sağlıcakla kalın.  08.02.2010 23:07
 

Beyefendi kişiliğinize duyduğum saygının gereği olarak açıklamak isterim ki; ele aldığım konu asla sizi eleştirmek değildir, hem o denli bilgi donanımına sahip değilim zaten. Ayrıca haddim de değildir. Asıl amacım, "basit imla hataları konularının aslında çok önemli olup olmadığını" tartışmaya açmaktı. Düşünsenize bir hocam; mutevazı yerine mütevazi yazdığım için, “kabahat sende değil senin bu Türkçeyi katleden hatana göz yuman Editörler de” denilmişti. Yani neredeyse, bir nevi asalım bu adamı kışkırtması yapılmıştı:-) Ancak yaptığınız açıklamalar bundan sonra oluşacak kıvılcımların alevlenmelerine birazcık su serpecektir diyebilirim.. Beni anladığınızı umuyorum.. Saygılarımla..

Arif ÖĞÜTÇÜ 
 08.02.2010 15:21
Cevap :
sayın öğütçü, öncelikle çok teşekkür ederim değeriniz için. ben'e ulaşma çabası bazen dikkat dağılmalarına yol açar, kelimeler kaleme hatalarıyla dizilir. inanın içeriği onca değer barındıran bir yazıyı bu tür hatalar nedeniyle küçüksemek düşüncenin yayılımına ters gelir bana. kişi, en inanılmaz döngüsünde üretir; içeriği güzel olana ulaşır ama küçük kusurlarıyla üzeri örtülürse o zaman kayıptan söz edilir. insanlar üretirken rahat olmalılar. kaldı ki onca düşünce mahpusluğunda üretme çabasını güdüyoruz. yeniden çok teşekkür ederim; sizin ilk yazınızı okuduğum günden bu yana benim de büyük saygım size hep var olmuştur. değerli bir yüreğe sahipsiniz ve güzel bir dünya, dostluklar arzuluyorsunuz. önemli olan budur bence. en içten saygı ve sevgilerimle. sağlıcakla kalın.  08.02.2010 17:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 470
Toplam yorum
: 1750
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 546
Kayıt tarihi
: 28.08.06
 
 

Ateşten denizleri mumdan gemilerle geçmeye" benzer hayatımız. Mutlaka mavi gökyüzü görünecektir. Gid..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster