Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Mart '14

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
2063
 

Yazar Orkun Uçar, Türkiye'deki asıl çatışmayı anlattı... Bireyler, kutsallara karşı!

Yazar Orkun Uçar, Türkiye'deki asıl çatışmayı anlattı... Bireyler, kutsallara karşı!
 

2004 yılında Türkiye’de daha önce bir benzerine rastlamadığımız ‘politik kurgu’ türünde kaleme alınan bir kitap, fırtınalar kopardı. Sadece Türkiye’de mi?.. Tüm dünya bir anda “Metal Fırtına” çılgınlığını konuşmaya başladı. Amerika’nın Türkiye’yi işgalini anlatan ‘politik kurgu’ Metal Fırtına’, İletişim Fakültesi mezunu genç gazeteci Orkun Uçar ile Burak Turna imzalıydı. Dünyanın Doğu-Batı savaşına sürüklendiği bir süreci tüm detaylarıyla anlatan ve biz okurlara “Bu gençler çıldırmış olmalı” dedirten kitap, satır aralarında pek çok kişiyi hayrete düşürecek istihbarat bilgilerine de yer veriyordu. Metal Fırtına, altı kitaplık bir seri politik kurgu kitabıydı. Zaman içinde, iki genç yazarın yolları ayrıldı. Ancak, her ikisi de sözüne sadık kalarak “kendi pencerelerinden” olayları anlatmaya devam etti.

İşte o çok konuşulan kitabın yazarlarından Orkun Uçar, artık Bodrum’da yaşıyor!..  Bir süredir sessiz sedasız Turgutreis’teki evinde yaşamını sürdüren ve zeka ürünü kitaplarını yazmaya devam eden Orkun Uçar, Son kitabı “Sin” ile bir kez daha dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Orkun Uçar’la, sınır tanımayan hayal gücü hakkında konuştuk. 

Son yayınlanan kitabınız ‘Sin’in konusu nedir?

Benim 13 kitaplık bir serim var. Derzulia adında. Bu serinin birinci kitabı Habis üçlemesi. Bu üçlemenin ilk kitabı da ‘Asi’ydi. Bunun birinci kitabı Asi idi. İkinci kitabı da Sin. Günümüzden 500 yıl sonra, büyülerin egemen olduğu, kötülerle daha kötülerin mücadele ettiği, iyi karakterin pek olmadığı bir dünya! Günümüz dünyasını, 500 yıl sonra yaratıkların olduğu böyle bir dünyaya dönüştürmüşler. Evren dışından Habis adında bir güç geliyor. Onun müritleri ile Tanrının tarafındakiler savaşıyor.

Yine din unsuru var yani kitabınızda?

Kitaplarımda ‘din’ unsuru hep vardır. Örneği Zifir adlı kitabımda, İslami korku teması var. Cinlerle insanların savaşı anlatılıyor. Ama ben Deistim. Tanrı inancım var ancak dini inancım yok. O yüzden zaman zaman sosyal medyadaki duruşumu gördüklerinde şaşırıyorlar. Çünkü kitaplarımı okuduklarında, dini inançları olan bir insan imajı canlanıyor gözlerinde.

Tekrar ‘Sin’e dönelim… Nasıl bir savaş bu?

Şeytan Tanrının yanında savaşıyor Sin’de. Kitabın baş kahramanı yarı İngiliz, yarı Türk bir seri katil. Ama Habis’in müritleri arasına giriyor. Düşünün, bu kitabın en iyi karakteri, bir seri katil! Sonra doğası gereği ihanet ediyor o gruba. Ruhunda var çünkü.Bu kez onlara karşı savaşın içine giriyor. Kitapta herkes kötü anlayacağınız!

Derzulya adındaki 13 kitaplık serinin hepsi birbirini takip eden kitaplar mı?

Az önce bahsettiğim İlk üçlemenin konusu böyle. İkinci üçlemenin konusu Hasat. Habis tehlikesi bittikten sonra bu kez Melekler ve insanların savaşını okuyacağız.  Üçüncü üçlemenin adı Hain. Günümüzün Derzulia’ya dönüşümü… Flash back gibi… Geri gidişlerle anlatacağız.

Oldukça karmaşık görünüyor… Ne kadar sürdü ilk iki kitabı yazmak?

Sadece Sin kitabını yazmak için son 4 yıl kitap çıkarmadım. 7 yıl sürdü. Asi 12 yıl sürmüştü. İçinde pek çok öyküyü barındırıyor. Her bölümü değerli kılacak bir hikaye var. Onu bulmak, karakterleri oturtmak, hayli zaman aldı.

Metal Fırtına da ayrı bir seri değil mi? O ne alemde? Kaçıncı kitaptasınız şimdi?

Metal Fırtına kitaplarını oldukça hızlı yazıyorum. Metal Fırtına dört kitaptı. Beşincisi Ergenekon olacak. İlk kitabı çıkardığımda, serinin altı kitapta tamamlanacağını söylemiştim. İlk kitabı birlikte yazdığımız Burak Turna da beş kitap çıkardı ama birbirinden farklı iki seri ortaya çıktı.

Burak Turna ile neden yolları ayırdınız?

Türkiye’de ortak kitap çalışması yapan tek yazar benim. Benim editoryal tarafım da var. Burak Turna ile devamı da beraber çalışmak isterdim. Ama birlikte çalıştığımız yayınevinden ayrıldım. Burak orada kaldı. Farklı ideolojik duruşlarımız var bizim Burak’la. Sancaktar Dergisi’ni yayınlayan yayınevinden bir kitap çıkardı. Ben tamamen karşısındayım bu grubun.

Şimdi Metal Fırtına-Ergenekon’u okuyacağız sanırım. Siz ilk kitapta da Ergenekon’dan söz etmiştiniz. Nasıl oluyor da böyle bir örgütün varlığı bilinmezken, sizin kitabınızda yer alıyor?

İlk kitapta Ergenekon’a özel bir bölüm vardı. Kitabı yazarken, böyle bir örgütün varlığından haberdar olmuştum. Duyduğum örgüt, çok geniş kapsamlı bir örgüttü. Şu anki dava sürecinde dar bir yapı görülüyor. Bugünkü operasyon, derin devletin içindeki bir kliğe karşı yapıldı. Tümüyle derin devlete karşı değildi yani.  Bunlar Şangay ittifakı taraftarlarıydı.

Yazdığınız kitaplar, konusu ve işleniş biçimi itibariyle Türkiye’de pek benzeri olmayan eserler. Nasıl geldi aklınıza böyle bir ‘tür’ü benimseme fikri?

Metal Fırtına ilk politik kurgu idi. Zifir ilk İslami Kurgu, Derin İmparatorluk tarihsel kurgu, Asi ve Sin ise fantastik edebiyat. Epik fantezi türü. Ben, bunları ‘okumak istediğim’ için yazmaya başladım. Hep söylüyorum zaten. Ben okurlar için yazmıyorum. Kendim için yazıyorum.

Bu iki seri dışında üzerinde çalıştığınız bir kitap var mı?

Var. Şimdi dört farklı kitap üzerinde çalışıyorum. Biri, tamamen erkeklerin olduğu bir gezegen. Bilim kurgu. Onu yazıyorum şu anda.

İlginç bir konu. Kendinizi nasıl tanımlarsınız? Yazar mı, araştırmacı gazeteci mi?

Türkiye’de son yıllarda şöyle bir şey başladı. Şiir kitapları, satış sistemine zor giriyor. Bu nedenle şairler romana yönelmeye başladı. Sonuçta ortaya, içi şiir aforizmalarıyla, şiirsel cümlelerle dolu yapıtlar çıkmaya başladı. Ben edebiyatın öykü tarafındayım. Hikaye anlatan biriyim. Yazarlık değil aslında benim yaptığım.

Var mı öykündüğünüz ya da beğendiğiniz yazarlar?

İhsan Oktay Anar çok iyi bir yazardır ama çok farklıdır. Türünü sevmem, ama çok iyi bir yazar olduğunu düşünürüm. Çocukluğumdan beri Isaac Asimov’u okurum. Kitapları çok sadedir. Çok edebiyat yoktur. Stephen King severim ama örnek almam. Clive Barker, William Gibbson okurum.

Bodrum’da hayat nasıl geçiyor?

Güzel. Genellikle kitaplarımı yazmakla uğraşıyorum. Geçen yaz, hemen her gün Gümüşlük’teydim. Her gün yüzüp evime geri geldim. Sosyal bir hayatım var ama çok hareketli değil.

Gazeteciliği özlüyor musunuz?

Hayır. Zaten şu anda gazetecilik sistemi, benim öğrendiğim gazetecilikten çok farklı. Havuz gazeteciliği diye bir şey var. Bir plazada insanlar oturuyor. Havuza haberler atılıyor. Bir gazetenin yüzde 80’I böyle çıkıyor. Geri kalanı, bireysel ve özel haberlerden oluşuyor. Aynı plaza bünyesinde dört gazete çıkıyorsa, her biri aynı haberi başka şekilde sunuyor, gazetecilik oluyor bunun adı. Hiç özlediğim bir şey değil.

Hayal Gücü Endüstrisi nedir?

Esasında, benim mücadelem, bireyle biat yani cemaat kültürü arasındaki savaş… Bir yazı yazmıştım bloğuma. Tüm dünyada şu anda halk isyanları oluyor. Bunun temelinde internet önemli bir etken. Birey dediğimiz varlık, cep telefonu, internet, televizyonla özgürlük alanını genişletti. Neredeyse bir devlet gibi! Bireyin özgürlük alanı genişleyince, devletlerin hüküm alanı ile arasında sürtüşme çıkmaya başladı. Gezi olaylarındaki insanların kavgası buydu. Hepsinin özgürlük alanı genişlemişti ve devletin hakim olmak istediği alanla çatışıyordu. Tabii Devlet de kendi hüküm alanını genişletmek peşinde.

Bütün çatışmalar bundan mı kaynaklanıyor sizce?

Sadece bu değil. Bir de kutsallar daraltıyor bizi. Mesela cami olgusu, ‘Başörtülü bacım’ söylemleri, Kuranı Kerim, Hz. Muhammed, din, ezan… Bunlar da bizim özgürlük alanımıza müdahale etmeye başlıyor gitgide. Siyasetçilerde, Kutsallara alan yaratma çabası var… Hem devlet sizi sıkıştırıyor, hem kutsallar, hem de tarikatlar. Bunların hepsi bireyle savaşıyor.

Bu Türkiye’ye özel olarak gözlemlediğiniz bir süreç gibi geldi bana.

Evet. Özellikle Gezi olaylarında somut olarak gözlemlediğim bir durum. Bu ülkeyi yöneten insanlar, şunu istiyor. Bir grup insan olsun, patronlarına bağlı kalsın veya bir tarikata… Böylece mümkün olduğu kadar ‘az’ insanı kontrol ederek hüküm sürebilecekler. Bireyleri görmüyorlar. Bir gazeteci kendilerine soru sorduğunda ‘Senin patronun kim’ diyorlar mesela. Gezi olayları sırasında, bir arkadaşım ‘toplantı yapıyoruz, örgütleneceğiz’ demişti bana. En büyük hatayı yaparsınız dedim. Çünkü örgütlü yapıları kontrol etmek kolaydır. İktidarlar da bu nedenle ‘birleşin’ der insanlara. Bugünün tüm mücadelesi budur bana göre.

Hayal Gücü Endüstrisi’ne dönecek olursak…

Amerikan başkanlarından biri şöyle söylemiş: Biz savaşçıyız ülkemizi kurduk, bir sonraki nesil ticaret yapacak ama torunlarımızın hepsi sanatçı olmalı. Neden? Temelinde bireyi güçlendirme felsefesi var. Bugün internet teknolojisi, birkaç düşünen adamın beyninden çıkmıştır. What’s Up diye bir şey var. Değeri 19 milyon dolar. Tüpraş’ın değeri 4.4 milyon dolar! Bunu görebilmek lazım. Bugün Google şu birkaç ülkeyi satın alabilecek bir güçtür. Bunu gördüğünüzde, her şey farklı olur. İktidardakiler, bireyi güçlendirmek gerektiğini bir türlü anlamıyor. Yüzyıllardır hayal gücünü küçümsedik ama artık zihinsel bir devrim şart. Buna da hayal gücü devrimi diyorum.

Bir kurgu ustası olarak Türkiye’nin geleceğine dair bir öngörünüz var mı?

Türk milletinin önümüzdeki süreçte en önemli mücadelesi din eksenli olacak. Genel bir Batılılaşma süreci var. Ara ara dini çıkışlar oluyor buna karşı. Daha sonra bu dönem bitiyor, daha çok Batılılaşma süreci yaşanıyor. Türk milleti, savaşçı bir milletten tüccara evrildi. Ama şimdi, yeni bir aşama bizi geleceğe hazırlayacak.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 32
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 824
Kayıt tarihi
: 04.08.13
 
 

Selda Öztürk, 1992 yılından bu yana aktif olarak medya sektöründe çalışmaktadır.  Ulusal ve yerel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster