Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ocak '13

 
Kategori
Söyleşi
Okunma Sayısı
232
 

Yazar Sibel Unur Özdemir ile söyleşi

“Ağustos ayının yirmi beşi, bir pazar günü, saat sabahın sekiz buçuğunu gösterirken açmışım dünyaya gözlerimi. Yaz çocuğuyum ben. Toprak burcundan, başağım. Sessiz, sakin, duru, şeffaf ama mükemmeliyetçi… Yaptığım işin en iyisini yapabilmeyi istemem içimdeki titizlenen elin suçu, vallahi billâhi benim değil. Kusursuzu aramak zaman zaman yorsa da beni şikâyetçi değilim halimden. Sanata düşkünlüğüm de burcumun özelliklerinden biri diye biliyorum.

Coşar yüreğim ilham geldiğinde. Yazacak yer arar, içindekileri boşaltacak satırlar. Bulamazsa kaydedene kadar dolaşır durur düşünceler zihnimde, huzur vermezler bana. Ne zaman yazıldılar onlar da rahat, ben de. Melankolik bir hava kaplar kimi zaman yüreğimi. Hüznü de sever yaz çocuğu. Beslenir dinlediği bir şarkıdan ya da seyrettiği bir filmden.

Mor, yeşil, pembe en sevdiğim renkler. Yemeklerden karnıyarık. Romantik, hassas, olabildiğince duygusal, kırılgan… İçten, candan, özü sözü bir, yalanı dolanı olmayan, inandığını söyleyen, inanmadığının peşinden gitmeyen, dobra dobra, riyasız, zararsız, dost canlısı, balaban yürekli,  film karesine, okuduğu kitaptaki bir cümleye gözyaşı dökecek kadar duygusal, sevdiğini gerçekten seven bir Havva kızı. Eşimin canı, oğlumun annesi, anne-babamın kızı, Bükre’nin teyzesi, Gökhan’ın yengesi, Belma’nın arkadaşı, Rafet Bey’in torunu, sıkı bir tiyatro izleyicisi, kitap kurdu, Yaradan’ın bir kulu

Sibel UNUR ÖZDEMİR

Foça Haber Gazetesi 25 Ağustos 2009”

Kendini 2009 yılındaki doğum gününde bu sözlerle anlatan Yazar Sibel UNUR ÖZDEMİR ile sanatını, eserlerini ve düşüncelerini okurlarımızın daha yakından tanımaları için söyleşi yapmak istedik.

2013’ün ilk günlerinde “Yüreğimden Tren Geçti” isimli çocuk öyküleri kitabının okuyucuyla buluşması arifesinde kendisine götürdüğümüz söyleşi teklifini kabul etti ve bizlere zaman ayırdı. Yaşadığı Ankara’da kendisi ile söyleşi yaptık.

İşte hayatı, sanatı, eserleri ve düşünceleriyle kendi anlatımından Sibel UNUR ÖZDEMİR:

Ergün VEREN (E.V.): Sibel hanım sizi, sanatınızı ve eserlerinizi okurlarımızın daha yakından tanıması için yapacağımız söyleşi için bize zaman ayırmanıza teşekkür ederiz. Bu söyleşinin sizinle yapılmış ilk söyleşi olacağını belirttiniz. Umarız size şans getirir ve daha güzel söyleşilerinize kapı aralar. Özgeçmişinizi dinleyerek başlayalım mı?

Sibel UNUR ÖZDEMİR (S.U.Ö.): Öncelikle 6-B’LİLER BÜLTENİ okuyucularını tüm kalbimle selamlıyorum sizin şahsınızda. Bana böyle bir söyleşi fırsatı verdiğiniz içinde çok teşekkür ediyorum. Evet, bu benim ilk söyleşim ve inanıyorum ki şans getirecektir.

1968 yılında Ankara’da doğdum. İlk ve ortaöğrenimini Ankara’da tamamladım.  Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi İş İdaresi Bölümünden mezun oldum. Ankara Üniversitesi Türkçe ve Yabancı Diller Araştırma ve Uygulama Merkezi TÖMER’de İngilizce eğitimi aldım. 1986 yılında başlayan iş hayatım bir kamu kurumunda şube müdürü olarak devam ediyor. Evliyim ve bir erkek evladımız var.

 (E.V.): Kültür, sanat ve edebiyat çalışmalarınızdan söz edebilir miyiz?

(S.U.Ö.): Klasik bir cevap olacak ama sanat içimde hep vardı. Kendimi bildim bileli hep tiyatro sanatçısı olmak istedim. Aklımdan başka bir meslek geçmedi hiç. Lise yıllarımdan sonra bir süre amatörce uğraştım da tiyatroyla. Farklı dönemlerde Ankara Sanat Tiyatrosunda ve Alman Kültür Merkezinde düzenlenen tiyatro çalışmalarına katıldım. Bir dönem Yükseliş Koleji öğrencilerinin tiyatro topluluğu ile çalıştım. Onlarla birlikte Ahmet Kutsi TECER’in “Köşebaşı” isimli oyununda rol aldım. Bir sezonda Büyük Tiyatro’da sahnelenen “İnsanlar ve Hayvanlar” isimli oyunda oynadım.

Sanırım aynı döneme denk geliyor, TRT’nin seslendirme sanatçısı almak için açmış olduğu sınavı kazandım ve sonrasında düzenledikleri “Film Seslendirme” konulu eğitim programına katıldım. Bir-iki film de seslendirme yaptım.

Sonrasında ise hayat farklı bir kulvara taşıdı beni fakat şiir hayatımda hep vardı. Sanırım rahmetli babamdan miras bana bu yetenek. İlk şiirim Atam, henüz on üç yaşımdayken Okul Öncesi Eğitimi Dergisinde yayınlandı 1981 yılında. Ve bir gün yazmanın büyülü gücüne iyiden iyiye kaptırdım kendimi. İşte o gün bugündür yazıyorum.

Fidayda, Poyraz, Edebdağ, Öykü Teknesi, Filika, Lacivert, Ortanca, Karşın, Kurgu, Patika, Sincan İstasyonu, Alanya Güncel,  İzmir İzmir edebiyat dergilerinde, Gazete Yenimahalle, Yenimahalle’nin Sesi, Gündem Ankara, Gaziantep’de Değişim Rüzgârı, Afyon Güncel ile Foça Haber, birharf.net Edebiyat, Kültür ve Sanat e-Dergisiyle, Edebiyat Ufku Edebiyat Kültür, Sanat ve Eğitim İnternet Dergisinde yayınlanan öykü, deneme ve şiirlerim var. Bu arada 6-B’liler Bülteninizi de unutmamam gerek Ergün Bey. Biliyorsunuz ben de kendimi 6-B’liler ailesinden sayıyorum ve zaman zaman o güzel Bülteniniz aracılığı ile yazılarımı paylaşıyorum müdavimlerinizle.

“Onca Emek ve Birkaç Cümle” isimli öyküm Memurlar Vakfının düzenlediği öykü yarışmasında birincilik alarak ortak kitapta yayımlandı.

“Seyir Defteri” isimli şiirim yine Memurlar Vakfının açmış olduğu şiir yarışmasında seçilen yüz şiir arasında Seçilmiş Sevgi Şiirleri Antolojisine girdi.

“Can Vermeseydiniz Bana” ve “İnecek Var Son Durakta” isimli öykülerim “Anadolu’dan Seçme Öyküler” isimli ortak öykü kitabında yer aldı.

“Misafirimsin Yalnızlık” isimli öyküm Dr.Yahya KANBOLAT adına düzenlenen öykü yarışmasında yayınlanmaya değer öyküler arasına girerek ortak kitapta yayımlandı.

“Çığlık” isimli öyküm Sevgililer ve Dünya Öykü Gününe özel olarak hazırlanan “... Ve Tanrı Aşkı Yarattı” adlı ortak kitapta yer aldı.

Ahmet Hamdi TANPINAR adına düzenlenen Bursa’da İkinci Zamana Mektuplar konulu yarışma için yazdığım mektup yayınlanmaya değer bulunarak ortak kitapta yayınlandı.

İlk öykü kitabım  “Belki İstanbul’dayım” 2011 yılında Kanguru Yayınlarından çıktı. İkinci kitabım “Yüreğimden Tren Geçti” ise Ürün Yayınlarından. Belki İstanbul’dayım çatısı altında yetişkinlere yönelik on beş öyküyü barındırırken, Yüreğimden Tren Geçti çocuklarımıza yönelik sekiz öykü içermektedir.

2011 yılında Ankara Atatürk Kültür Merkezi’nde İLESAM standında, 2012’de Ankara Ticaret Odası Congresium'da Kanguru Yayınları standında, imza günlerim oldu. Bir de sanırım yine 2011 yılının Aralık ayında Kanguru Yayınlarının salonunda söyleşim ve imza günüm olmuştu.

Köşe yazarlığı yaptığım birharf.net Edebiyat, Kültür ve Sanat e-Dergisinin düzenlemiş olduğu ikinci, üçüncü ve dördüncü nesir yarışmalarında jüri üyeliği yaptım.

Bazı çalışmalarım radyoda Hatice ATALAY hanımefendi tarafından hazırlanıp sunulan “Yaşamın Kıyısındaki Düşler” programında seslendirilmiştir. Özgür Radyoda okunan yazılarım da oldu.

İLESAM Genel Başkanımız Mehmet Nuri PARMAKSIZ beyefendinin hazırlayıp sunduğu İmbikten Damlalar isimli radyo programının Gölgede Kalanlar bölümüne farklı zaman dilimleri içerisinde iki kez konuk yazar ve şair olarak katıldım. Bu arada yeri gelmişken hemen söyleyeyim Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) üyesiyim. Ve zaman zaman Meslek Birliğimizin etkinlik haberlerini de hazırlıyorum.

Gençleri, telif hakları ve korsana karşı bilinçlendirmeye, onların edebiyata, şiire, sanata, kültüre olan ilgilerini arttırmaya yönelik olarak İLESAM, Beypazarı Milli Eğitim Müdürlüğü ve Beypazarı Belediye Başkanlığının işbirliği ile 09 Mayıs 2012 tarihinde organize edilen “Beypazarı Kültür ve Sanat Gezisi” etkinliği kapsamında üç şair arkadaşımla beraber Tolunay ÖZAKA Anadolu Sağlık Meslek Lisesi öğrencileriyle birlikte oldum. Onlara telif haklarından, korsan eserlerin zararlarından bahsederek, söyleştik ve şiirler okuduk.

Bazı şiirlerim, Prof. Dr. Karina ABDULVAHABZADE tarafından Bakü Slavyan Üniversitesi Filoloji Fakültesi Türk Lehçeleri Bölümünde okutulmak üzere Azerbaycan Türkçesi’ne çevrildi.

“Sevmiyorum Yazmışsın Mektubunda Sen Bana (Bugün Bir Nisan Değil)” isimli güftem değerli bestekârMustafa Ünal YILMAZER beyefendi tarafından muhayyerkürdî fantezi makamında bestelendi.

“Sevmedi Sevmeyecek” isimli şiirim ise Halit YILDIRIM beyefendi tarafından nihavent makamında bestelendi.

Üçüncü kitabımın hazırlık çalışmaları devam etmektedir. Bunun yanı sıra iki ortak kitap çalışması da gündemde.

(E.V.): Sibel hanım son kitabınız “Yüreğimden Tren Geçti” için Yazar ve Şair İsmet Bora BİNATLI “Size Dergisi”ndeki köşesinde; “Gerek *Belki İstanbul’dayım* gerekse *Yüreğimden Tren Geçti* bir solukta okunacak, haz duyulacak, üzerinde düşünülecek kurgular manzumesi. Sibel Hanımın kalemindeki akıcılık, belagat, dilindeki sadelik ve anlatımındaki sıcaklık hemencecik sarıp sarmalıyor insanı.

Bu ikinci kitabına sekiz hikâye sığdırmış Sibel Hanım. Şu hikâye bundan daha güzel demeye dilim varmıyor. Hikâyecilik dalında gelecekte kendisine güzel bir yer edineceğinden asla kuşku duymuyorum.

Yüreğimden Tren Geçti -Vah Başımıza Gelenler - Güle Gülle Fethiye - Kurşun Kalem- Adaya Gittik, Faytona Bindik-Bir Tavada İki Yumurtayız Şimdi- Adım Adım Kurtuluş-Yediler Sokağında İki Çocuk başlıklarını taşıyor bu hikâyeler. Umuyor ve sanıyorum ki açılacak herhangi bir yarışmaya girmesi halinde dereceye girecek vüsatte hikâyelerdir bunlar.



Okuduklarımdan süzülüp bana kalanları anlatsam, benim de bir kitap yazmam gerekebilir. En iyisi, güçlü bir kalemi, hanımefendi bir kişiliği, özümsenmiş bir kültür alt yapısını görmek isteyenlerin bu hikâyelerin tamamını kendilerinin okuyup nasiplenmesi olur diye düşünüyorum.” diyor.  Bize tanıtır mısınız Yüreğimden Tren Geçti’yi?

S.U.Ö.): Ergün Bey, kitabımın “Sunuş” u ile cevap vereyim sorunuza. “Yarının büyükleri çocuklarımıza nitelikli ve estetik düzeyi yüksek, kaliteli öyküler sunarak hem onların ufuklarını açmak hem de çocuk edebiyatına yeni yapıtlar kazandırabilmek amacıyla çıktım yola. Dilerim çocuklarımız öykülerimde dil ve edebiyatın gizemli, büyülü, heyecanlı, etkileyici dünyasındaki güzelliklerle karşılaşır ve öykülerimdeki kahramanların hayal dünyalarına yolculuk etmeye başlarlar. Onlarla sevinip onlarla üzülürler. Eğlenirler. Eğlenirken de düşünürler ve öğrenirler. Ben onları eğlendirirken öğretmeyi de seçtim.

Kitabımın çatısı altındaki sekiz öyküde zaman zaman yaşanmışlıklara yer versem de tecrübelerim, gözlemlediklerim, düşüncelerim de bana yardımcı oldu. Aslına bakarsanız öykülerimin sadece çocuklar tarafından değil, anne-babalar, öğretmenler tarafından okunması da önemli benim için. Onlara buradan sesleniyorum ve diyorum ki, “İzin verin içinizdeki çocuğun dışarıya çıkmasına.”

Çocuklarımıza gelince… En büyük arzum, öykülerimi sevmeleri. Amacım biraz da onların edebi ve yazınsal yönlerini keşfetmeleri ve ileride edebiyat dünyasına güzel eserler vermeleri. Böyle başlamaz mı her şey. Sevgiyle.”

Evet, Ergün Bey kitabım hakkında kısaca bunları söyleyebilirim. Yüreğimden Tren Geçti’nin kapağının altında sekiz öykü var çocuklarımızı sımsıkı kucaklayacak. Hepsi de el emeği, göz nuru. Hikâye başlıkları altında şöyle anlatabilirim öyküleri sizlere…

“Yüreğimden Tren Geçti” de hiçbir şeyin eskisi gibi kalmadığı, her geçen günün bir öncekini arattığı hissedilebiliyor. Var olduğun sürece herkes tarafından tanınıyor, biliniyor, saygı görüyorsun ama elden ayaktan düşünce, yaşlanınca işe yaramaz muamelesi ile karşı karşıya kalıyorsun. İtibarın bitiyor. Seni, hiç tanımayan insanlar senin duygularını hiçe sayarak senin hakkında karar veriyor ve bunu uyguluyor. Üstelik de arkasına bakmadan yürüyüp gidiyor yoluna. Oysa artık işe yaramaz diye nitelendirilenlerin tecrübelerinden yararlanmayı kimseler akıl etmiyor. Ve yapılan haksızlık mıh gibi yüreğine oturuyor kişinin. Oysaki küçük de olsa olumlu bir gelişme, hayat ışığı aşılayarak, yaşam enerjisi sağlayabiliyor insana. Bu öyküde sevgi bağları, yardımlaşmanın güzelliği, kalp kırıklığından yansıyan hüzün ve mutluluk işleniyor.

Unutkanlığın insanın başına ne gibi işler açabileceği mizahsal bir yaklaşımla anlatılmış “Vah Başımıza Gelenler” isimli öyküde. Öte yandan; insanların birbirine karşı anlayışlı olması gerektiğinin, hoşgörünün öneminin de altı çizilmiş. Öykü kahramanlarından Fikriye Hanım’ın vurdumduymaz tavrı, anlayışsızlığı, Mürüvvet Hanım’ın iyi niyeti ve içine düştüğü zor koşullardan aklını kullanarak nasıl kolayca kurtulduğu ve yine Şakir Bey’in yaptığı hatayı unutturabilmek, eşinin gönlünü alabilmek için Hilmi Bey ile iş birliği yaptığı anlatılırken hemen her insanın güç durumlarla karşılaşabileceği ancak bu durumdan aklını kullanarak çıkış yolu bulabileceği teması da vurgulanıyor. Bu mesajın yanı sıra; trafik kurallarına dikkat edilmesi gerektiği de belirtiliyor.

Gitgide betonlaşan dünyamızda odalarında, dersliklerde bilgisayar başında vakit geçirmeyi yeğleyen, sokaklarda koşup oynamanın tadına eremeden, ağaca tırmanıp dallarından kayısı, erik, kiraz, vişne, üzüm koparmanın güzelliğini yaşayamadan büyüyen çocuklarımıza bahçe içindeki bir evi, evin bahçesindeki bir kümesi ve o kümesin içinde yaşayan tavukların, horozların, civcivlerin gözüyle yaşamdan bir kesiti anlatıyor “Bir Tavada İki Yumurtayız Şimdi” isimli öykü. Bunu yaparken de vücudumuza yararı olan pek çok vitamin ile tanıştırıyor okuyucusunu. Her şeyi sevmek ve sevmekle birlikte hayatın içinde gelişen tüm olaylara iyimser bir gözle yaklaşabilmenin naifliği de yansıyor satırlara. Ayrıca; sağlıklı bir şekilde yaşamak önemlidir mesajını da veriyor okuruna.

Müsrifliğin doğru olmadığını, yardımlaşmanın gerekliliğini ve güzelliğini, vedalaşmanın hüznünü, kavuşmanın coşkusunu, bir işe yarıyor olmanın yüreği nasıl sıcacık ısıttığını, sevginin gücünü anlatan bir öykü “Kurşun Kalem”. Aynı zamanda; Kurşun Kalem’in öykünün diğer kahramanı olan Duygu’nun onu fark etmesini heyecanla beklemesi ve sonunda sabırlı olmanın ödülünü alması ve kendi deyimiyle “işe yaramaya başlaması”nın öyküsü biraz da. Duygusal bir yapıya sahip olan Kurşun Kalem, sadece Duygu’nun kendisini fark etmesini değil, küçük kız tarafından sevilmeyi ve özlenmeyi de bekliyor. O, Duygu’yu çok seviyor ve doğal olarak da sevilmek istiyor. Öykünün bir başka kahramanı olan Kırmızı Kalem ile aralarında geçen diyalog da yalnızlığın, kimsesizliğin zorluğunun da altı çiziliyor. Bir kalemin hangi evrelerden geçerek yazı yazılacak hale geldiği konusuna yer verdim satırlarımda. Her şeyin bir sonu var ve her sonun da bir başlangıcı, mesajını da yakalamak mümkün satırlar arasında.

“Güle Güle Fethiye”de diğer öyküler gibi insanın içini ısıtan sıcacık bir öykü. Öyküyü okumaya başladığınız ilk andan itibaren yüreğinize ılık ılık akan bir sevgi musluğu ile karşılaşıyorsunuz ve dostluğun büyüklüğüne tanık oluyorsunuz. Öykü ilerledikçe insanın sevdiğinden vazgeçmesinin zorluğu, çaresizliği aynı zamanda da tercihlerden dolayı yaşanan ayrılığın üzüntüsü, öykünün kahramanı Umut gibi sizi de derinden etkiliyor. Hayat, anlardan oluşur hiç şüphesiz ki. İşte bu öyküde de Umut’un sevinçleri, heyecanları, acabaları, keşkeleri, şüpheleri, karamsarlıkları, kısacası olaylar karşısında değişen ruh halini okurken bir film izliyormuş duygusuna kapılmanız olası.

Hayvanların da biz insanlar gibi can taşıdıklarını, hastalandıkları zaman tedavi edilmeleri gerektiğini anlatan bir öykü “Ada’ya Gittik Faytona Bindik”. Aynı zamanda sevgi bağlarının gücünü ve ayrılığın hüznünü de yansıtan ama ayrılığın zorluğunun yanı sıra okumanın önemini, geleceğin garanti altına alınması gerektiğini de vurgulamakta. Ve cahilliğin, bilgisizliğin kötü bir şey olduğunun da altını çizmekte.

Sosyal aktivitelerin çocukların ruh yapılarının gelişmesi, ufuklarının açılması bakımından önemli olduğu anlatılıyor bir yandan “Adım Adım Kurtuluş”’ta. Öte yandan; azmin ve inancın insanları zafere taşıdığı vurgulanıyor. Çanakkale Savaşının muhteşem bir zaferle kazanıldığı anlatılırken bu savaştaki kahramanlar yâd ediliyor satırlarda. Öykü kahramanlarından Barış, Yurdanur, Utku özellikle seçilmiş isimler. Öykü, barış içinde dostça yaşamanın güzelliğini ve savaşın iyi bir şey olmadığı mesajını veriyor okuruna.

İnsanlar hakkında önyargılı olmamak gerektiği çünkü görünüşün her zaman için doğruları yansıtmayacağını anlatan  “Yediler Sokağında İki Çocuk” isimli öykü aynı zamanda da gerçek sanılana körü körüne inanmadan ve yalan yanlış düşüncelere kapılmadan önce o kişiyi tanımaya çalışmak gerektiğini anlatıyor okuyucusuna. Remzi Amca, Suna ve Oğuz üzerinden kurguladığı olay örgüsünün yanı sıra seçtiği mekânla ve mekânı anlatan başarılı tasvirleriyle okuyucusunu taş binalar arasından çıkararak ağaçlarla bezeli bir avluya götürüyor. Öykünün diğer kahramanlarının evlerinin kapılarının açıldığı bu avlu, ortak kullanım alanı. Bu avlu da artık günümüzde kullanılmayan bir tulumba var. Avluyu paylaşan sadece öykünün kahramanları değil tavuklar, horozlar da var tıpkı ağaçların, çiçeklerin olduğu gibi. Bu öyküde  “Sokakta da oynayamayız ki… Cadde tehlikeli. Otobüsler, dolmuşlar, taksiler vızır vızır geçiyor.” cümlesiyle günümüzde çocukların sokaklarda oynayamamasına bir gönderme yapılıyor. Öte yandan, özlem anlatılıyor ve insani duyguların paylaşılmasının özlemi nasıl azalttığı, sen de olmayanın yerine başka bir şeyi ya da kişiyi koyabilmenin güzelliği, bu güzelliğin insanı nasıl mutlu ettiği de dile getiriliyor. Tüm bunların yanı sıra kitapların değiştirilerek okunabileceği  (yine paylaşma), yardımlaşma, önceden tanınmayan insanlardan hiçbir şekilde para vs. kabul edilmeyeceği de verilmek istenilen mesajlar arasında.

(E.V.): Eklemek istediğiniz her hangi bir husus ya da okurlarımıza özel olarak vermek istediğiniz bir mesajınız var mı?

(S.U.Ö.): Edebiyat zor ve meşakkatli bir iş, bunu siz de yakından bilirsiniz.  İnsan işin içine girince bunu daha da iyi anlıyor. Gönül vermeden, sevmeden yapılması mümkün değil. Kat edilen yol oldukça zor. Bu yolda karşılaşılan zorluklar olsa da üstesinden gelmek haz veriyor insana.

Ben, emeğe saygı duyulmasını yürekten diliyorum. Çok kısa olan ömrümüzde kötülüklerin, negatif yaklaşımların, olumsuzlukların kıskacına yakalanmadan, güzelliklerin, iyiliklerin erincinde, pozitif bir tutumla paylaşmaktan yanayım hayatı.

Özellikle sanatla, edebiyatla uğraşan kişilerin yaşama ve paylaşımlara daha farklı bir perspektiften bakmalarını, birbirlerine destek vermelerini, yardımlaşmanın doyumsuz lezzetini tatmalarını temenni ediyorum.

Bir eserin yaratım aşamasından tutun da okuyucusu ile buluşuncaya kadar ki safhasındaki emeğin göz önünde bulundurulmasını,  korsan eserlerden uzak durulmasını, telif haklarına saygı gösterilmesini arzuluyor ve size bu güzel söyleşi için çok teşekkür ediyorum Ergün Bey. 25 Aralık 2012/Ankara

AŞK MIDIR SÖYLE ADI?

Gönlümde büyüttüğüm masum çiçeğin adı  

Dudağıma sürdüğün acı hasretin tadı

Bağrıma taş bastığım sıradağların ardı

Kalbimdeki azabın aşk mıdır söyle adı?

Pişmanlık figanının hıçkırığında canan

Ayrılık çırağının kıvılcımında yanan

Yalnızlık otağının manasında saklanan

Boynumdaki günahın aşk mıdır söyle adı?

Dizime kapanıp da içtiğin sevda andı

Sevdanı fısıldayan müjdeler veren candı

Yalvaran bakışına yüreğim nasıl kandı

Göğsümdeki yangının aşk mıdır söyle adı?

                             Sibel UNUR ÖZDEMİR Ankara, 16–19.03.2012

EŞQ VARDIRMI SÖYL? ADI?

Könülümd? böyütdüyüm günahsız çiç?yin adı
Dudağıma etdiyin acı h?sr?tin dadı
Bağrıma daş basdığım sıradağlar ardı
Qalbimdeki ?zabın eşq vardırmı söyl? adı?

Peşmanlıq figanının hıçkırığında canan
Ayrılık çırağının kıvılcımında yanan
T?klik Otağim m?nasında saxlanan
Boynumdaki günahın eşq vardırmı söyl? adı?

Dizime bağlanıb da içdiyin sevda andı
Sevdanı pıçıldayan müjd?l?r ver?n can idi
Yalvaran baxışına yüreğim nec? kandı
Göğsümdeki yanğının eşq vardırmı söyl? adı?

 

     T?rcüm?: Prof.Dr.Karina ABDULVAHABZADE

NOT:Bu söyleşi Sayın Ergun Veren beyefendi tarafından 6-B'liler Bülteni için gerçekleştirilmiştir.

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel bir söyleşi olmuş. Hakkında yeni yeni bilgiler bile edindim. Paylaştığın için çok teşekkür ederim arkadaşım. Sevgiyle kal.

SELVA89 
 15.01.2013 14:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 747
Toplam yorum
: 1755
Toplam mesaj
: 225
Ort. okunma sayısı
: 750
Kayıt tarihi
: 13.06.07
 
 

Ankara'da doğdum. İlk, orta, lise ve üniversite eğitimimi Ankara'da tamamladım. AÜİF iş idaresi b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster