Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '13

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
136
 

Yazar ve Şairler

Tekdüze bir hayatım var.

Her gün yatıyorum, kalkıyorum! Bu işi çok iyi yapıyorum. Emekliyim, başka işim olsun istemiyorum! Bazı sabahları mahmur uyandığımda sevgili eşim elinde tavşan kanı çayla imdadıma yetişir! “Al iç de kendine gel!” der…

O ilk bardakla başlayan çay faslı saat 10.00’lara kadar sürer. Bazen yerimden kalkar, evin içinde ileri geri yürürüm. Pencereden dışarı bakar, kuşların öteye beriye uçuşunu, göğün enginliğini seyrederim… Tekrar bilgisayarımın başına dönerim…

Bugün ne yazsam sorusu hep aklımdadır. Yine anılara mı sığınsam? Yine köyümüzün güzelliğinden mi dem vursam? Ama artık farklı şeyler yazmalıyım. Ama ne? O kadar da yazan (yazar) var ki etrafta! Yazanlar nasıl yazıyor diyorum? Her gün değişik bir konu nasıl bulurlar? Ünlü yazar nasıl olunur acaba? Bir Oktay Akbal mesela? Sahi Oktay Akbal hala yaşıyor değil mi? Acaba günlük yazılarına devam ediyor mu? Bir zamanlar ne çok severdim onu okumayı!

(Bu arada Internet’ten araştırdım Sn. Akbal halen bir gazetede köşe yazarlığı yapıyormuş. Allah uzun ömürler versin.)

Bugün yazdığı gazeteyi alıp onu okumak istiyorum. :) 

*

Oktay Akbal’ı hatırlayınca aynı zamanda Oktay Ekşi’yi de hatırladım! Onu da Hürriyet’teki köşesinde az okumadım. Her gün değişik güncel bir konuya değinir ve bizi aydınlatırdı. Şimdi o da ne yapıyor acaba? Milletvekili olmalı, değil mi?

Onun da yaşı az sayılmaz. Ünlü bir yazar olunca yaşınızın ne önemi var? Ölünüz bile para ediyor! 100 yıl öncesinin şair ve yazarları hala satıyor… Mesela Reşat Nuri Güntekin’in romanları, Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirleri hala yeni baskılar yapıyor.

Hazır yazar ve şairlerden söz açmışken gelin Cahit Sıtkı’nın güzel bir şiirini okuyalım:

Desem ki

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi fark edemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

CAHİT SITKI TARANCI

Şiirin videosu:

http://www.youtube.com/watch?feature=player_detailpage&v=IFwcRyy7Rco

 

Şen ve esen kalın. 

Dr. Atanur Yıldız

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir vesile ile bu blogu da okumak kısmet oldu Atanur Bey:) Cahit Sıtkı'nın şiiri nasıl sevda kokuyor, nasıl bir güzellik, nasıl özel bir aşktır değil mi.Hatırlattınız teşekkürler.Çok beğendim yazınızı.

Ayşegül Çakıcı 
 26.01.2013 12:25
Cevap :
Ayşegül Hanım, yorum ve katkınız için çok teşekkür ederim. Şen ve esen kalınız...  26.01.2013 13:52
 

Atanur Kardeş var ol be kardeş.Ben de sevgili eşimin elinden çay içerim her sabah.Bir de kahvaltı tepsisi geldi mi yanı başıma değme kayfime!Yazmak çilesini,ev içinde dolaşmayı,çevreye,gökyüzüne bakmayı ne güzel anlatmışsın.Bir de bize nice yeni düşünceler sunan yazarlarımızdan bir kaçını ve merhum Tarancı'nın o güzelim şiirini bize yeniden okutman karşısında ne kadar duygulandığımı anlatamam.Onun Diyarbakır'daki müze evinde kısa bir belgeselini çekmiştitim 1980'lerin sonunda.Ozanlarımız aşıklarımız,şairlerimiz,edebiyat ustalarımız ile bin bir baskı altında da olsa gazete yazarlarımız olmasa gökyüzünün aydınlığı kim bilir ne kadar anlamsız gelirdi bize?Oysa şair milletiz dağ yamaçlarındaki çobanlar gibi ya sazımızla bir şeyler çalar söyler ya da defterimize yine bir şeyler çiziktiririz biz.Emekliliğin bir güzel yanı da sanırım sanal ortamdaki bu karşılıklı etkileşimdir.Gezip tozalım,çayımız içelim,bol bol yazalım bizi çekemeyenlere inat! Yoksa kendimize gelebilir miyiz?Esen kalınız.

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ 
 26.01.2013 12:08
Cevap :
Ömer Bey, ne mutlu size, siz de eşinizin elinden çay içiyormuşsunuz. Allah mutluluğun uzu bozmasın. Şiir gibi yorum yazmışsınız, sağ olun. Elinize sağlık. Selam ve saygıalrımla. Şen ve esen kalınız...  26.01.2013 14:08
 

Atanur bey, Cahit Sıtkı'nın zaafiyetli şiirlerinden biridir bu...Özellikle Kabirde böceklere sevgilinin ismini ezberletmek, kakafonik bir söyleyiş kabul edilir...Yine de elinize sağlık...Atilla İlhan'ın bir kahramanına söylettiği gibi: "Yaşamak için geç; ölmek için erken" çağlardayız...Önemli olan, değerli eşiniz gibi, bir demli çay verenin bulunmasıdır...Bazan aksini düşünsek de çoğu zaman, iyi ki varlar, diyoruz..:) Sağlıcakla...

ali açıköz 
 23.01.2013 17:00
Cevap :
Ali Bey, çok haklısınız, eşlerimizi Allah başımızdan ayırmasın. Yorum ve katkınız için çok teşekkür ederim. Selam ve saygılarımla. Şen ve esen kalınız...  24.01.2013 15:16
 

Atanur bey, şiir pek güzelmiş elinize sağlık,selamlar

Gülbeyazı 
 23.01.2013 14:22
Cevap :
Gülbeyaz Hanım, şiiri beğenmenize sevindim. Yorum ve katkınız için çok teşekkür ederim. Selam ve sevgilerimle. Şen ve esen kalınız...  23.01.2013 16:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 379
Toplam yorum
: 2929
Toplam mesaj
: 126
Ort. okunma sayısı
: 313
Kayıt tarihi
: 24.01.09
 
 

Tıp doktoru.  ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster