Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hakan Karaduman (Akdenizli)

http://blog.milliyet.com.tr/akdenizli

12 Eylül '08

 
Kategori
Kültür - Sanat
Okunma Sayısı
1053
 

Yazarlık üzerine

Yazarlık üzerine
 

Milliyet'ten


Çok okunmak ilk derdim olmadı. Zaten o yüzden ortalamalardadır okunma sayılarım. Yazmak hoş bir uğraş benim için. Ancak bu hoşluğun iyi ve güzelin yükselmesine küçük de olsa bir katkı yapması dileğindeyim.

Kitap yazmak için çok kitap okumak ön şart değildir ama belli başlı kitapları okumuş olmak avantaj sağlayacaktır. Kitapların içinden çıkıp gelip kitap yazacak biri için o karanlık yolda okuduğu kitaplar ona yol gösterici olacaktır, ancak, farkında olmadan onu kendi yoluna çekeceklerdir.

Kitaplar size yürüyeceğiniz yolda ışık verecektir, ama vereceği ışık sizi benzer yollara da götürebilir. Yani ışık yine siz olacaksınız; yanan siz.

Siz yanacaksınız ve yürüdüğünüz yol, siz erirken aydınlanacak.

Eminim bir çoğunuz kitap yazmak için bir word sayfası açıp süslü cümlelerle bu işe girişip, daha birkaç paragraf gidemeden ürkerek kendini geri çekmiş olmalı. Gayet doğaldır. Ama şunu bilmenizi isterim, damla yettiğinde kendiliğinden damlayacaktır. Bu sizi ürkütüp kaçırtmasın.

Eline kalem alıp duygularını yazan herkes yazdıklarını çok beğenecektir. Bu da gayet doğaldır. Yazma eylemi insanın kendisiyle en içten baş başa kaldığı, içinden geçenleri anlattığı, konuştuğu; kısaca kendi olduğu andır. Hem ulaşılması kolay hem de masraf gerektirmeyen en yüce eylemdir yazmak.

Önemli olan ise herkesin dediklerini tekrar etmemektir. Bilinen doğruları bile sorgularken değişik açılardan bakabilmektir özgün yazabilmenin sırrı. Farklı bakabilmek için yaşamın farklı yüzlerini tanımak, iyi bir hayat savaşçısı olmak ve sıkı gözlem yeteneği gereklidir. Yaşamda karşısınıza çıkan pek çok şeyin aslında Yeşilçam filmlerini aratmayacak rastlantısallıkları, gariplikleri varken görmeyle vakit kaybetmeyiz. Örneğin mendilci bir çocuğun dramı ilgimiz pek çekmez; onun yalın ayak, kış günü incecik yırtık kirli kazağı da, hayatta kalış hikayesi de. Çünkü biliriz, böyle bir şeyin altını deşmek bizi sıkıcı, hoş olmayan ayrıntılara götürecektir. Halbuki yazarlık, gerekirse çocuğu takip ederek çocuğun yaşadığı yere kadar gidip görmek demektir. Klavyenin başında ilham perilerini bekleyen için sonuç hüsrandır.

Yazmak küçük bir kıvılcımla başlar. Birinin söylediği bir söz, aklınıza geliveren bir kelime, aniden başlayan yazma isteğidir. Kalem sizi seçmiştir. Klavyede kelimeler hızla akar. Hatta öyle ki, hızına dahi yetişemeyebilirsiniz. Günleriniz birbirine karışır. O kısa süre içinde dünya ile ilginiz akşam yemeklerinde olur. Günleriniz yazmakla geçer.

Diğer bir yöntemse, sindirerek yazmadır. Yazar yıllarca kelimelerin üzerinde çalışır. Amaç en iyi cümleyi yakalamak ve okuyucuya sunmaktır. Sayın Selçuk Altun’un okuduğum son kitabını (Annemin Öğretmediği Şarkılar) beş yılda yazdığını ve romanın 200 sayfadan az olduğunu söyleyebilirim. Eğer kelimelerin üzerinde uzun süre oynarsanız kendinize döner kelimeler. Yani sizi anlatmaya başlar ister istemez. Öyle değil midir; aşırı ilgi gösterdiğiniz her şey size karşılığını bir şekilde verir. Kelimelerde öyledir. Ama o kitabın çok güzel olmasını engellemez, ki, çok sevmiştim. Çünkü onu ayrı kılan, bir romandan çok başvuru kaynağı olmasıydı. Ama o bir istisnaydı.

Geçenlerde Cem Yılmaz’ın son gösterisinin dvd’sini izleme şansım oldu. Yıllar önce söylediklerine aynen devam ediyordu: "ben şu kadar vole vuruyorum, arabam şu, zenginim…" falan fıstık. Tam birbuçuk saat! Kendini yemeye başlamış dedim içimden. Bir insan kendisinden eğer bir buçuk saat bahsediyorsa, bunun espri boyutu gitmiş patolojik aşaması başlamıştır (tıpla ilgili terimleri seviyor). Kendini yenilemediğini, çok kazanınca asıl hedefe ulaştığını; kısaca, "idare edip gidiyoruzu" bana söyledi.

Yazmakla ilintisine gelirsem; her zaman söylerim, çok ilişki çok çocuk anlamına gelmez. Çok kelime bilmeniz, çok entelektüel olmanız sizi yaratıcı yapmaz. Hele ülkemizdeki gibi, belli grupların destekleriyle belli noktalara gelmiş yazarları düşününce, üretimlerinin ne kadar sığ olabileceğinin örnekleriyle karşılaşırsınız. Size içeriği boş, hiçbir şey vermeyen ama hoş vakitler geçirten bir kitap vermekten ileri gidemezler. Çünkü gerçek yoktur içinde; veya var olan yazara göre değişmiştir. Sayın Pamuk’un son romanında gördüğüm net şey; aşırı libidolu, cinsel performansı ve çekiciliği dayanılmaz olan roman kahramanına(kendi olma olasılığı yüksek) on sekiz yaşındaki kızın tapınmasını ve sadece kendisi olduğu için tapınmasını sağlamış. Kız fakir, adam fabrikatör. Yaşlar: on sekize otuz.

Bu tür yazarların ileriki günlerde çoğalacağına şüphem yok. Çünkü bu işin sonunda para kazanmak gibi bir hedef konacaktır.

Bakınız dostlarım; eğer iyi bir gözlemciyseniz, gerçeği değiştirmeden anlatabiliyorsanız, yeni ve etkileyici bir tarzınız olduğuna inanıyorsanız neden kitap yazmayasınız? Tabii ki yazdığınız kitaba güvenmek şartıyla.

Yoksa alınganlığınız artacaktır. Bu gayet doğal çünkü iyi dönüşümler gelmedikçe insanın en duygusal yönü, iç dünyası, kalesi yıkılacaktır.

Ve bu da hiçbir şeyin acısına benzemez.

Kenanca bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Orhan Pamukla ilgili bölüme katılmıyorum. Orhan Pamuğun romancılığını da, hayatının sosyo politiğini de sevmiyorum. Benim için Ahmet Altan da öyledir fakat Ahmet Altanın romancılığını son iki kitabı dışında hep hayranlıkla okudum. Orhan Pamuk 30 yaşında bir fabrikatörle 18 lik bir çıtırın aşkını anlatabilir bunu çok yadırgamıyorum. Yazma ve okuma ile ilgili analizlerine tamamen katılıyorum. Son zamanlarda okuduğum en titiz bloklarından biriydi. Sevgilerimle...

yeşilsoğan 
 13.09.2008 15:38
Cevap :
teşekkürler leventçiğim, sağlıcakla.  13.09.2008 17:17
 

Oldukça güzel ve mantıklı bir yazı hazırlamışsınız.Yazar olabilecek kapasitede biri değilim şuan.Fakat MB'den öncede kitap yazmayı düşünen biriydim. MB bana yazma ve okunma şansı tanıyan bir atmosfer oldu.Buradaki bloglarım benim ilk yazı dizilerimi oluşturuyor.Tabiri caizse halk ağzı ile yazıyorum.Fakat şimdi olmasada ilerde kitap yazma çalışması yapmak istiyorum.Başarılı olur yada olmaz ama hedeflerimde var.Kaç vakte kadar olacağınında önemi yok benim için. Bunu başarabileceğimi hissediyorum.Fakat nereden ve nasıl başlayacağım konusunda hiç bir fikrim yok :)) Yaşama sıkı sıkı bağlanmış hayat bağları kuvvetli biriyim ama kitap yazan,köşe yazarı,şiir yazarı üst düzey yönetici arkadaşlarımda hiç olmadı :)) .Bu bağlamda yazınız bana klavuzlukta ediyor diyebilirim. Yazdıklarınızdan okumak isterim ama sizi akdenizli olarak tanıyorum.Kitabınıza nasıl ulaşabilirim.Kitabınızın blog yazılarınızdan daha güzel olacağını düşünüyorum :)) İnşallah gelişmeler istediğiniz şekilde olur.Başarıla

Murat GÜLCEK - Yakamoz35 
 13.09.2008 2:22
Cevap :
çok teşekkür ederim değerli yorumunuz için. kitap yazmak tabu olmaktan çıkmalı ve insanlar kitap yazabilmeli. işte o zaman insanlarımızın kitap okuma alışkanlıkları temellenerek artacaktır. böyle bir ideanız varsa günün birinde gerçekleşecektir. temel okunmalar yapıldıktan sonra bir niteliği yazmak güzeldir. başlarda deneme kategorsinde kitaplar üretilebilir. bizlerin öncelikle yenmemiz gerekenler yaşlı dinazorların şekilcilikleri. onlar yazıları bir müzik parçası gibi algılıyorlar: oku ve unut! yazmak düşünce parçacıklarıdır, gerekirse okur bunları birleştirebilmelidir. yakın zamanda görüleceği gibi insanlar politikacıların yalanlarını gördükçe daha çok gerçekleri arama yoluna girecekler ve daha çok kitap okuyacaklar. evet, herkesin hayatı tabikii birer roman olacak kadar derindir. bu tüm yaşamlara saygı duydukça daha iyi anlaşılacaktır. şu an satışta iki romanım var. adım hakan karaduman. teşekkür ederim sağlıcakla kalın.  13.09.2008 11:41
 

Bence insanlar dilediklerini diledikleri gibi diledikleri ortamda yazmalılar.

Cihan Sarsılmaz 
 13.09.2008 1:38
Cevap :
düşünceler yazıya döküldükçe özgürleşir, kendine saygı kavramı artar, derinleşir. korkmamalıyız çok kitaptan. bizi daha çok okura götürür. en içten saygılarımla, sağılcakla kalın.  13.09.2008 11:42
 

Değerli Doktor Bey, Sizinle ters düşmek istemem; fakat yazma konusunda ben birkaç noktada sizden farklı düşünüyorum. Elbette yazmak isteyen kişi yazmalı, yazmalı ki yazan kişiden yazar kişiye geçip geçemeyeceğini anlamalı. * Fakat aynı kişi yazma işine başlarken de -Aydın Şimşek'in dediği gibi- şunu bilmeli; yazma sürecine başlamak demek, yazan kişiden yazar kişiye doğru değişen, dönüşen ve sizden öncekilerin gidip de dönmediği bir ormana davet edildiğinizi daha yolun başında bilmek ve bu söylemi içselleştirmek demektir. * Yazı: sezgi ile bilincin birbirleriyle temas etmesiyle biçimlenmeye başlayan ve bu biçimlenmeden sonra yazarın kendi ideleri, çalışkanlığı ve dinlenme süreçleri ile süregiden bir dönemdir. Eğer sezgi süreçleri yazıya dâhil süreçlerse ve bu sezgiden gelenin bilinçte bir kurguya ve yazı metnine dönüşmesi kaçınılmazsa, o zaman önemli olan ne yazdığımız değil, nasıl yazdığımızdır. * İşte burada ne yazdığımız kadar nasıl yazdığımızın önemi öne çıkar. Dostlukla...

Mehmet Sağlam 
 12.09.2008 21:59
Cevap :
çok teşekkür ederim değerli yorumunuz için. sezgi ve yetenek benim için daha önde durmakta. bahsettiğiniz ormana girenler tek tipleşerek ve aynılaşarak neredeyse aynı şeylerden söz ederek bilinmişleri değişteremeyeceklerinden devrimci sanattan bahsedemeyiz. bizim yunuslara ihtiyacımız var. süslenmiş cümlelerden çok kıslatılmış cümlelere ihtiyacımız var. o zaman tartışmaya gerek kalmayacak; sanat toplum için mi sanat için mi; sanat topluma yön verebilecek. düşünmeyi bırakan, önüne konulanla yetinen, sorgulamayan toplumdan üretilene saygı duyan topluma geçişi sağlayan sanatı doğuracak: samimi sanat. yoksa batan gemiminin direğini boyamaya devam ederiz. bir: sanatçı topluma sonsuza kadar borçludur. iki: sanat topluma düşünme alışkanlığını yeniden verir. yazmak çok önemli bir sanattır, belki de en önde duranıdır. kişi kendini zorlar eder, zorlamaz etmez eme kalemi eline aldığında hemen belli olacaktır. sıradan yetenek için ormanın kralı olanların hükmü geçtiği için sizin aklınız karışmış.  13.09.2008 10:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 470
Toplam yorum
: 1750
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 540
Kayıt tarihi
: 28.08.06
 
 

Ateşten denizleri mumdan gemilerle geçmeye" benzer hayatımız. Mutlaka mavi gökyüzü görünecektir. Gid..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster